23 Nisan 2013 Salı

Rıdvan Dilmen ve çifte standart


Fenerbahçe'li olmayan taraftarlar arasında, özellikle de Galatasaray'lı kesimde uzun zamandır Rıdvan Dilmen'e karşı bir tepki var. Maçları taraflı yorumladığını düşünenler, şike sürecindeki tavırlarından rahatsız olanlar ve Fenerbahçe'li kimliğinin gereğinden fazla ön plana çıktığını düşünen kesim büyük.

Ben ise olabildiğince bunlara kafa yormadan, sadece maç sonu yorumlarıyla ilgilenmeye çalıştım çünkü ne olursa olsun şuan ülkede futbol konuşurken dinlemekten zevk aldığım 3-4 kişiden birisi o. Eğer Galatasaray'lı olsaydı ve aynı şekilde davransaydı bu beni rahatsız etmezdi dedim hep ve mevcut durumu kabul edilebilir buldum.

Fakat en son Beşiktaş'ın Akhisar mağlubiyetinden sonra aşırı sert yorumlarını izlerken aynı durumda Galatasaray veya Fenerbahçe olsa bu kadar sert konuşamayacağını düşündüm. Nitekim ertesi gün Beşiktaş kulüp başkanı Fikret Orman bağlanıp (bence haklı şekilde) yorumlarında aşırıya kaçtığını belirttiğinde verdiği cevaplar ve onunla girdiği diyalog çok tatsızdı. İster istemez insanın aklına aynı adamın Aziz Yıldırım karşısındaki hali geliyor. Veya geçen hafta sadece "bence hocaya yakışmadı" dediği için azar işittiği Fatih Terim karşısındaki hali...

Taraftarı olduğu kulübün kazandığı (veya rakibinin kaybettiği) bir maçı yorumlarken farkında olmadan izleyiciye hissetirdiği coşku/memnuniyet halini kabullenebilirim ama karşısındaki kişinin gücünden korkarak çifte standartlı davranmayı kesinlikle kabul etmiyorum! Hayatım boyunca her zaman en nefret ettiğim şey oldu korkaklık. İşi Erman Toroğlu-Ahmet Çakar komedyenliğine çevirmeye gerek yok tabi ama en azından onların yarısı kadar cesaret bekliyor insan ekranda. 

20 Nisan 2013 Cumartesi

Galatasaray:3 - Elazığspor:1


Yaklaşık 2 aydır işim nedeniyle İtalya'daydım ve bloga pek zaman ayıramadım. Daha sonra vakit buldukça oralardan da (Torino, Floransa vs.) bahsetmeye çalışacağım ama şimdi dünkü maç..

Drogba transferine başlarda pek sıcak bakmıyordum, defans hattındaki Semih-Gökhan-Dany 'e nazaran forvet hattında çok daha yetkin (Burak-Elmander-Umut) bir üçlü varken, tercihin oraya 35 yaşındaki dördüncü bir santrafor (ki bu bizim jenerasyonun izlediği dünyanın en büyük santraforlarından biri bile olsa) olması pek içime sinmemişti. Fakat Drogba daha geldiği ilk günden itibaren endişelerimin ne kadar yersiz olduğuna beni inandırdı. Onun varlığı sadece forvet hattına yapılmış bir takviye değil, o komple takımın havasını ve oyun sistematiğini değiştirdi. Umarım seneye de bu güzel adamı ülkemizde doya doya izlemeye devam ederiz.

İkinci değinmek istediğim isim de Melo. Son 1.5 aydır inanılmaz oynuyor, hatta bu haliyle geçen yılki performansını da geçti diyebilirim. Dün kaç top çaldı bilmiyorum ama sezon rekoru olabilir. Fiziği şuan mükemmel seviyede ve onun tipindeki bir oyuncu böyle olduğunda değerli oluyor ancak. Sene başından beri fiziğini toparlayamadığı için ona kızanlar çok haklı.. Galatasaray eğer bu sene onun bonservisini alacaksa kesinlikle yaz tatilinden dönüş süresi ve tatildeki antrenman programı ile ilgili özel bir madde koymalı :)

Dünkü maçta Drogba ve Melo'dan sonra ayrıca konuşulmayı hakeden son futbolcu da Hamit. Yıllar sonra ilk kez sürekli oynadığı için ara ara onun kalitesinden beklenmeyecek basit hatalar yapmaya devam etsede her maç gösterişten uzak ve çok yararlı oynuyor. 

Ve şampiyonluk yolunda son 4 maç..
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...