31 Ocak 2012 Salı

DEV DERBİ ÖNCESİ TÜMER METİN


Bir Galatasaray'lı olarak, ezeli rakiplerimizden en sevdiğim futbolcuların bir listesini  yapacak olsam, Tümer'i mutlaka en başlara koyarım. Bence futbol tarihimizin en "underrated" futbolcularından biridir. Fenerbahçe'ye transferi gerçekleşmemiş olsa kariyeri nasıl olurdu, Beşiktaş'ta neler yapmış olurdu, şu an nerede olurdu, yoksa Tayfur'un koltuğunda o mu olurdu diye düşünürüm hep...

Beşiktaş'lıların doğal olarak ona karşı yoğun bir tepkisi var ve bu tepki hiçbir zaman dinmeyecek biliyorum!
Haksızlar diyemem çünkü kendimden biliyorum!
Emre Belözoğlu sevimsizi Fener'e transfer olduğunda (ki bizde oynarken bile sevmezdim)  neler hissettiğimi düşününce, Tümer gibi sahiplendiğim bir futbolcu bizden Fener'e geçmiş olsa, ben neler hissederdim biliyorum!

Barcelona tribünleri bir Real Madrid maçında Figo için;  "Senden nefret ediyoruz çünkü seni çok seviyorduk." yazılı bir pankart açmıştı. Tümer de bende bu duyguyu uyandırıyor.  
Durup duruken nereden çıktı şimdi bu Tümer Metin yazısı dediğinizi duyar gibiyim. Bu gece Lig tv'de izlediğim bir programda denk geldim. Haftasonu oynanacak derbiyi konu eden bir programdı. Beşiktaş'lı ve Fenerbahçe'li birer sinema sanatçısı yanında, bu iki kulüpte de oynamış bir futbolcu olarak Tümer'i de konuk etmişler. 

Eski maçlardan goller, komik anılar, geyik muhhabbeti vs. derken, sunucu Ceyhun Yılmaz programın kapanışında bir BJK taraftarının Tümer için yazdığı şu cümleyi okudu:

"Severdim! Fenerbahçe'ye gittiğinde çok kızıp, silmiştim ama şimdi mantıklı düşününce kimbilir Demirören yönetimi ne saçma sapan şeyler yapmıştır diye empati kuruyorum. Topu önüne alışı geliyor aklıma, İlhan'a yaptığı asistler , 4-3 lük fenerbahçe maçında golü attığı pozisyonda, havada şarjdayken yaptığı göğüs stop'u, çoğu maçtaki hırsı, mikrofona akıcı bir şekilde ezberletilmişin dışında konuşabilmesi... Biraz daha kalsaydı diyorum. Doya doya izleyemediğim topçulardan biri. Metin Tekin, Rıdvan Dilmen, Van Basten gibi..."

Sanki koca program boşa geçmiş, ben de herkes gibi hep bu anı beklemiştim. Aslında 1 saatlik programda değil, ben 6 senedir bu anı, birinin Tümer'e bunu sormasını bekliyordum. FB'ye transferinden beri hiçbir yerde bu konuda konuşmamıştı ve sanırım Ceyhun Yılmaz konuyu açmasa kimsenin de sorabileceği yoktu.

Her zaman dobralığıyla bildiğim Tümer hiç kaçamak yapmadan direkt cevapladı, neredeyse gözleri dolmuştu:

"Pek çok şey yazıldı çizildi. Ben hiçbir yerde bu konu hakkında konuşmadım. Bazı şeyler bilinse, transferim ile ilgili insanlar çok daha farklı düşünürdü. Hepsini anlatacağım bir kitap yazıyorum, ağustos ayında çıkacak. Beşiktaş'ımın maçlarını staddan izlemeyi çok özledim. Gidip bir maçını izleyeceğim, tepki olabilir biliyorum ama beni bilen bilir eğer tepki olursa loca kiralayacağım ve bu sefer her maçına gideceğim!"

Ben şimdi bu adamı sevmiyeyim de ne yapayım :) Ah ulan Tümer... 
Kitabı da mutlaka alacağım.

Benim 20 yıldır takip ettiğim Türk futbolunda en büyük yeteneklerden biriydi.
Keşke hep Beşiktaş'lı Tümer olarak kalsaydı... Aslında benim için hala da öyle ya... 

NECATİ ATEŞ !?


Medyaspor'un haberine göre Necati, Galatasaray'a gelebilmek için 500 bin avro alacağından feragat etmiş, Galatasaray da 250 bin avro bonservis ve Aydın Yılmaz'ı vermiş.

250 bin avro + Aydın Yılmaz verildiyse iyi transfer. Sadece 250 bin avro verildiyse çok para...

28 Ocak 2012 Cumartesi

BELA ~ Bursaspor:1-Galatasaray:0


* Batalla ikinci yarı Bursa'yı tek başına sırtlandı. Pek çok isim geçmiştir bu konuda ama stil olarak ligimizde benim Alex'e en çok benzettiğim adam o. Süratli değil, güçlü değil, çok teknik de değil ama müthiş zeki. Hani aklıyla futbol oynuyor geyiği vardır ya, Batalla yere yatıp topu da kafasıyla sürse şaşırmam o derece.

* N'Diaye maçın en iyilerindendi. Pek beğenmediğim bir futbolcudur, bu sezon ilk kez bu kadar iyiydi. Geçen haftaki müthiş golü kendine güvenini geri getirmiş. Bu maçki futbolunun veya sezon başında hazırlık maçlarındaki futbolunun yarısını oynasa Bursa şimdi en az 5 sıra yukarıdaydı.

* Sestak'ı da bugün çok beğendim. Zaten sevdiğim bir futbolcudur ama bu sene Bursa'ya yapması gereken katkının (potansiyelinin) onda birini yapmadı. Umarım kalan haftalarda bu hırsını ve formunu devam ettirir. Bursa'nın play-off hedefinde Batalla'ya yardım edecek birinci adam o.

* Melo'nun kendi sahasında yaptığı laubali top kayıpları iyiden iyiye sinir bozmaya başladı. Buralarda bu hareketlerle büyük futbolcu olduğunu gösteremezsin kimseye. Gereksiz ve saçma hareketler bunlar...

* Bursaspor bu sene inanılmaz şanssızdı. Son dakikalarda yedikleri gollerle puan kaybettikleri en az 5-6 maç sayabilirim bir çırpıda. Bugün de öyle olacak diye geçti içimden ama ilk kez önemli bir maçta galibiyeti muhafaza etmeyi başardılar.


* Hakan Aslantaş, Emre'yi sahadan sildi adeta. Kesin bildiğim bir şey varki o da Emre sağ kanatta, solda olduğu kadar etkili olamıyor. Kadroyu görüp sağda oynayacağını anlayınca, geçen sene sağ açık oynayıp rezil olduğu iki maç geldi aklıma hemen. Fatih hoca, ters ayakla içeri katedeceği ve en büyük özelliği olan şutlarından yararlanabileceği pozisyonlar hayal etti sanırım ama benim gördüğüm kadarıyla Emre sağda kendini rahat hissetmiyor. Maç içinde pozisyon gereği ordan etkili olabiliyor (İBB maçındaki 2. golü gibi) ama sağ kanat senin diyerek sahaya sürüldüğünde işler yürümüyor çünkü ters ayakla top süremiyor, orta yapmak için duraksayıp topu sol ayağına çekmeye çalışıyor vs.. Emre 
 mutlaka göbekte veya solda oynamalı. Her ofans oyuncusu hücumun her yerinde oynayabilir diye bir kaide yok yani.

* Kötü oynadı evet ama bence bugün Riera'nın ilk 11 başlaması kesinlikle doğruydu. 2 maçtır iyi oynayan adama formayı vermek zorundasın. Aynı şey Engin içinde geçerli bence Emre yerine o oynayabilirdi. Bunca maçtan sonra 1 maç yedek kaldı diye Emre'yi kaybetmezsin. Fatih hocanın yönetici karizması ve motivasyon yeteneğinden sonra en çok saygı duyduğum özelliği adaleti. Formayı hep hakedene vermeye çalışıyor.
Bugün Riera çok istekli olmasına rağmen üstüsüte kötü ortalar yapınca morali bozuldu ve silindi gitti. Ne yapıp edip kendine güvenini kazanması ve gol/asist olarak katkı vermesi lazım yoksa sezon sonunda takımdan ayrılması kesin gözüküyor.

* Yiğit Gökoğlan ile ilgili ayrı bir yazı yazmayı düşünüyordum aslında ama burda biraz bahsedip geçeceğim. Bugün zaten yarım saat oynadı ve yenilgide etken değildi yani yazacaklarımın bügünkü maçla alakası yok. Çok iyi tanıdğım Yiğit ile ilgili genel fikrimden bahsedeceğim ki zaten GS-Manisa maçından sonra da yazmıştım. Yiğit'in yetenek ve oyun zekası olarak Aydın'dan en ufak bir farkı yoktur. Ne düşünülerek transfer edildi inanın hiçbir fikrim yok. Sırf süratli ve genç diye futbolcu almak inanılmaz mantıksız geliyor bana! Aynı takımdan Ahmet İlhan'ı al, hatta 28 yaşındaki Hurşut'u al yemin ederim bir milyon kat daha yararlı olurlar, en azından 3-5 maç kazandırırlar. Fakat onlar yepyeni bir Aydın Yılmaz almayı tercih ettiler maalesef. Ona verilen paraya 1m€ daha ekleyip Olcan'ı almamak ölümcül bir hata!

* Bence Galatasaray'ın en iyisi Ujfalusi idi.

* Kazım'ı yazmaktan bıktım usandım. Bu sezon benim için en büyük hayal kırıklıklarının başında Kazım geliyor.

* Elmander çok yararlı, çok değerli bir futbolcu o konuda hiçbir sıkıntı yok ama Elmander'in değerinin ortaya çıkması için bitirici bir partnerle birlikte oynaması şart. Sercan, Baros'un gezici forvet rolünü yedeklemeye, hareketliliği ve dribling yeteneğiyle uygun gözüküyor evet ama asıl gereken topu rakip kaleye sokma becerisi yani bitiricilik! Baros dönene kadar çift forvet değil, Elmander arkası Engin ile başlamaktan yanayım. 

22 Ocak 2012 Pazar

FARK VAR


Volkan Demirel: ''Tabii ki Trabzon da istiyordu ama şampiyon olan bizdik. Artık geçen sezon bitti. Geçen sezonun fazla altını karıştırmasınlar. "Puan silinecek" diyorlar, bizden puan silemezsiniz. Yarım puan bile bizim için çok değerli. Aptal bir insan değilim. Neler yaşadığımızı biliyorum. Bilmesem bu kadar haykırmam."
---
Gazeteci: Fenerbahçe'nin puanının silinmesi gündeme geldi, ne düşünüyorsun?
Alex: Kaç puan silinecek?
Gazeteci:  En az 12 puan.
Alex: 12 puanımızı düşürsünler, belki 4. oluruz. O halde de şampiyonluk yarışına devam edeceğiz!
---
Birisi kendisini karar mercii ilan etmiş, "küme düşmekten yırttık puan da silmesinler bana ne yaa silmesinler, aptal bir insan değilim şike yapsak anlardım" diyor :) 
Diğeri ise mevcut şartları değerlendirip önüne bakıyor. Mantık dahiline plan yapıyor, elinden gelenin en iyisini yapmaya odaklanıyor. Birisi milli maçta bile küfür yiyor, diğerinin ismi Lefter ile birlikte anılıyor...

18 Ocak 2012 Çarşamba

ARA TRANSFERLERDE İSABET ~ TOP-5


5. Hakan Aslantaş (Bursaspor) : Beşiktaş maçıyla oldukça kötü bir başlangıç yaptı. Zaten daha önceden Hakan'ı tanımayan çoğunlukta hemen sallamaya başladı. Fakat Basser'in Afrika kupası macerası nedeniyle Konyaspor'dan kadroya katılan Hakan, benim özellikle çok sevdiğim bir futbolcudur. O takımla birlikte 2. lige düşmesine ve transfer yapmayıp orada devam etmesine hem çok şaşırmış hem de üzülmüştüm. Aslen sağ bek ama sol bek ve orta sahada da oynayabiliyor. Konumuz ara transferlerde isabet ise Hakan Bursaspor için biçilmiş kaftandı. Formayı aldıktan sonra Basser döndüğünde de kolay kolay geri vermeyeceğini düşünüyorum.


4. Jan Rajnoch (Sivasspor) : Sivasspor ilk yarıda çok net bir karakter gösterdi. İyi hücum eden, golcü ama bir o kadar da kötü savunma yapan ve çok gol yiyen bir takım. Rıza hocanın alıştığımız, önceliği savunmaya veren ekiplerinin tam tersi bir görüntüydü bu. Zayıf yerlerine Ankaragücü'nün bence en iyi futbolcusunu ve hatta ligin en iyi defans oyuncularından biri Rajnoch'u monte ederek çok isabetli bir iş yaptılar.


3. Marek Sapara (Gaziantepspor) : Wagner, nasıl olduğunu hala tam anlayamadığım bir şekilde, hiçbir şey oynamadığı halde camia üzerinde oluşturabildiği "klas adamdır ama bu aralar (ne araymış bitmedi bir türlü) formsuz" yalanıyla, Antep'i bu hallere düşüren(Tolunay Kafkas'dan sonra) iki numaralı adamdır. Şükür sonunda kendisinden kurtulundu ve boşalttığı 10 numara pozisyonuna, daha önce Ankaragücü'nde bu işi layıkıyla yapabileceğini kanıtlamış olan ve bu sene Trabzon'da yeterli şans bulamayan Sapara alındı. Takım tam olarak bir çıkışa geçebilmiş değil ama maçlarını takip edenler, Sapara'nın hücuma getirdiği hareketliliği ve pas alışverişlerindeki aktifliği rahatlıkla görebilirler.


2. Theofanis Gekas (Samsunspor) : İşte bir takımın kaderini tek başına değiştirebilme ihtimali olan bir ara transfer! Samsunspor eğer lige veda etmeyecekse burada Gekas'a büyük iş düşecek. İlk yarıda fena savunmayan ama çok kötü hücum eden bir takım görüntüsü çizdiler. Gol yollarında çok etkisiz kaldılar. Büyük umut beslenen Bance'nin iyi oynadığı pek çok maçta bile bir türlü golle buluşamaması üzerine, bu işin en ünlü isimlerinden Yunan golcü Gekas getirildi. Kariyeri boyunca çok fazla inişli çıkışlı grafikler sergileyen Gekas için tam bir ceza sahası golcüsü diyebiliriz. Eğer takım topu oralara getirmede biraz daha başarılı olabilirse mutlaka Bance'den daha fazla isabet oranı tutturacaktır.


1. Olcan Adın (Trabzonspor) : Ve işte bence ara transferin açık ara en isabetli ismi. Olcan, hücum hattının sol kanadında güven veren bir ismi olmayan takımındaki yerine cuk diye oturdu. 2. yarıda Trabzon'un yükselişinde Burak ve Halil ile birlikte başrol oynayacağını düşünüyorum.  Verim/Fiyat oranı olarakta çok başarılı bir transfer. Yerli piyasadan büyüklerin kadrosuna katılabilecek en önemli isimlerin başında geliyordu ve Trabzon kesinlikle büyük iş başardı.

7 Ocak 2012 Cumartesi

DELİLİK! Samsunspor:2-Galatasaray:4


*Hayatımda izlediğim en acayip Galatasaray maçlarından biriydi. Bir takımın şablonu maç içinde ancak bu kadar değişebilir herhalde. Geri dörtlü Hakan-Ujfa-Semih-Sabri başladı, Sabri s.çıp batırınca Riera ile değişti defans Hakan-Melo-Semih-Ujfa 'ya döndü. Terim Riera'yı sola attı, Engin'i sağa çekip Emre'yi ortaya aldı. 2. yarının hemen başında gol gelince, maçın Sabri'den sonra en kötüsü olan Engin'i çıkarıp Servet'i aldı, defans Hakan-Servet-Semih-Ujfa'ya döndü. Bir ara acaba Muslera'yı sağa çekip Ujfa'yı kaleye alır mı filan diye düşünmedim değil :P

*Takımın en formda adamı kadroda yoktu, Sabri ve Engin rezildi, Melo kötüydü, Elmander çok kötüydü ve 0-2 geriden ikinci yarı 4 atarak kazandık. İnanılmaz...

*Geldiği günden beri bekleneni veremedi belki ama Riera bugün maçın sonuca gitmesinde direk etkili oldu. Bu takımın ideal 11 oyuncusu olması çok zor. Fakat kulübede belli bir kalite seviyesinin üzerinde adamlar bulunması da şart. Riera olmasa maçı çevirsin diye Aydın'ı Ayhan'ı filan oyuna almak zorunda kalacaktın ve n.h kazanacaktın. Bence çok büyük şeyler beklenmeden Engin-Emre ile birlikte düşünülerek değerlendirilmesi gerek iyi bir rotasyon elemanı. Hee aldığı ücret bu rol için çok yüksek doğru ama sezon sonunda duruma bakılır, bir karar verilir. Şu an için acımasızca eleştirmek ve kaybetmek gibi bir lüksümüz yok.

*Bir hocanın kulübeden takımına yapabileceği maksimum katkıyı yaptığı ender maçlardan biriydi. Büyüksün Terim.

*Sabri yenen iki golde de hatalıydı evet ama ben ona bu yüzden kızmıyorum. Ben ona kafasız olduğu için kızıyorum! Böyle bir sakatlıktan döndükten sonra hazır değilsen, değilim demeyi bileceksin. Sabri yürekli bir adam, iyi bir Galatasaray'lı ama kafasız. Seni ne doktor ne hoca hiç kimse senden daha iyi bilemez. Adım gibi eminim ki hoca maçtan önce Sabri ile konuştu sana ihtiyacım var ne durumdasın dedi o da hazırım hoca uçarım kaçarım dedi, sorumluluk aldı bu yüzden yürekli. Ama aslında gördük ki ayakta duramıyor ve bunun farkında bile değil bu yüzden de kafasız...

*Eboue dönene kadar Ujfa sağa geçer, Semih'in yanında da Servet oynar bu saatten sonra. Ben olsam Servet'in yerine Gökhan'ı tercih ederim o ayrı ama Sabri'yi bir kaç maç riske etmeyecektir.

*Semih bir gol atmadığın kalmıştı helal olsun sana da çocuk. Bülent Korkmaz'ın gençliğini hatırlatıyorsun bana.

*Elmander 2 maçtır ciddi kötü oynuyor. Bu işte bir terslik var :)

*Baros, Semih ve Riera bence Galatasaray'ın en iyi üç adamıydı.

İŞE YARAMAZ BURAK YILMAZ


"Şişirildikçe şişirilen uçan balon gibi bir topçu."

"Futbolcu bile değil. kendi takımının taraftarı unutmuş olabilir; fakat ben hala kendisini yerden kalkmadığı günleri hatırlıyorum."

"Boş kaleye gol attı diye göklere çıkarılan spor toto süper lig topçusu."

"Bu çocuk; ne eşleşme biliyor, ne adam eksiltmeyi biliyor, ne ayakları iyi, ne de olması gerektiği yerde."

Bu yorumların hepsi ekşi sözlükten. Hem de Burak'ın Fener veya Beşiktaş'taki zamanlarında değil hepsi son iki sene içinde, Burak yarım yarım yardırırken yazılmış!
Hala daha Burak hakkında yazılan iki yorumdan birisi bu şekilde.

Peki neden mi böyle?  

Çünkü yazan adamlardan birisinin takımı Holosko'yu almak için Burak'ın üzerine 5 milyon euro vermiş, diğerininki de Gökhan Ünal için Burak + 3.5 milyon euro.

Hazımsızlık zor onları da anlıyorum ama sen öyle yazarken istatistikler şöyle yazıyor:
19 haftada 19 gol.

1 Ocak 2012 Pazar

Sinemanın kötü (!) adamları...

Uzun zamandır aklımda olan ve yazmak istediğim bir konu idi. Muhtemelen birçoğunuz da benim küçük yaşlarda herkesi döven, vurup kıran ve de kötüleri cezalandıran iyi karakterlere hayrandı. Kendi adıma diyebilirim ki; şimdilerde kötü karakterlerin performanslarıyla özel olarak ilgilenmekteyim.
2003 yılında Amerika Film Enstitüsü’nün (American Film Institute) düzenlediği ‘100 Kahraman ve 100 Kötü Adam’ anketinin sonuçları açıklandığında 100 Kötü Adam listesinin başında (açıkçası bekliyordum ve de hiç şaşırmadım) Hannibal Lecter vardı.

- Hannibal Lecter : Anthony Hopkins tarafından canlandırılan bu karakter ‘The Silence of the Lambs’ (Kuzuların Sessizliği)  filminde ki performansı ile1991 yılında En İyi Erkek Oyuncu Ödülünü kazanmıştır. İşin ilginç yanı ise Hannibal Lector filmde sadece 24 dakika gözükmektedir. Thomas Harris’in yazarken , gerçek sapık/seri katil Albert Fish’ten esinlendiğini saklamadığı yamyam kahramandır (Albert Fish ile ilgili bir kaç anektod; yediği kızın annesine okuduğumda kanımı donduran mektup göndermiş olan, dini açıdan takıntılı – İncil’de en sevdiğim kısım “onlara oğullarının, kızlarının etini yedireceğim. Canlarına susamış düşmanları onları kuşattığında sıkıntıdan birbirlerini yiyecekler” yeremya 19:9- diyen, idam kararı açıklandığında ‘elektrikli sandalyede ölmek büyük bir zevk olacak. Şimdiye dek tatmadigim tek zevk.’ demiş olan psikopat, tecavüzcü, katil).

 
Sir Anthony Hopkins – Dr.Hannibal Lecter “Annem bana herzaman farklı olanı dene demişti, sende denemelisin.”diyerek yediği eti karşısındaki ne uzatacak kadar nazik bir beyefendidir.

Bir de klasik müzik merakı vardır. Hücresinde Glenn Gould dinlemektedir. Eseri yanlış çaldığı için yan flütçüyü arkadaşlarına yedirtecek kadar prensip sahibidir. İnce zevkleri vardır, kültür abidesidir. En büyük hatası yanlış kadına aşık olmasıdır (birçoğumuzun yaptığı gibi).

- Joker: İzlemekten en keyif aldığım kötü karakterin kesinlikle Joker olduğunu söyleyebilirim (Jack Nicholson’a saygı duymakla birlikte benim Joker tercihim kesinlikle Heath Ledger’dır. Açıkçası Jack Nicholson sonrası Joker karakterini canlandırmak ciddi manada cesaret ister. İlk olarak Heath Ledger’in Joker olduğunu öğrendiğimde ağır konuşmuştum, ancak filmi izledikten sonra kesinlikle ama kesinlikle muhteşem oynadığını belirtmeliyim. Nitekim ölümünden altı ay sonra vizyona giren Batman-Kara Sövalye filmi ile Los Angeles Film Eleştirmenleri Birliği Ödülleri, 66. Altın Küre Ödülleri ve BAFTA Ödülleri’nde aday olduğu En İyi Yardımcı Aktör dalında ödül kazandı. Ayrıca 81.Akademi Ödüllerinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülünü kazandı.)


Joker’in unutulmaz repliği, yüzündeki kalıcı gülümsemeye sebep olan yara ile ilgili olarak açıklama yaparken söylediği “Why so serious?” (Niçin bu kadar ciddisin?) olmuştur. Yüzündeki yara için birden fazla açıklama yapan Joker’in açıklamalarından biri eşi için yaptığı fedakarlık (ki bence harikadır), diğeri alkolik babasının sarhoşluğudur. Kalem kaybetme numarası ve tam bir arıza olması sebebi ile ayrı bir hayranlığım vardır. Paraya önem vermeyen bir karakterdir. Nitekim bir konteyner dolusu parayı benzin döküp yakması ile olayı bitirmiştir. Diğer kötülerden farklıdır. Kaos’u sever (ilk kez bir filmde kötü karakteri desteklediğimi de itiraf etmeliyim)



Batman’a çektiği nutuk ise bence harikadır ( “…anlıyorsun ya, beni yakalayıp akıl hastanesine geri yollamanın bir önemi yok. Gordon delirdi, kendimi kanıtladım. Benim ve diğer herkesin arasında hiç bir fark olmadığını gösterdim! Hayattaki en aklı başında adamı deliliğe indirgemek için sadece tek bir kötü gün yeterli. İşte dünya benim bulunduğum yerden ancak bu kadar uzakta. Sadece tek bir kötü gün. Bir keresinde kötü bir gün geçirmiştin, haksız mıyım? Haklı olduğumu biliyorum. Kötü bir gün geçirdin ve her şey değişti. Yoksa neden uçan bir sıçan gibi giyinesin? Kötü bir gün geçirdin ve bu seni diğer herkes gibi delirtti… Sadece bunu kabul etmezsin ki! Hayatın bir anlamı varmış, tüm bu mücadelenin bir amacı varmış gibi davranmak zorundasın! Tanrım, kusmak istememe sebep oluyorsun. Demek istediğim… Senin derdin ne? Senin sen olmana ne sebep oldu? Belki kız arkadaşın mafya tarafından öldürüldü… Erkek kardeşin bir haydut tarafından doğrandı… Eminim bu tür bir şeydir, bunun gibi bir şey… Bana da bunun gibi bir şey oldu biliyor musun… Ben ne olduğundan tam olarak emin değilim. Bazen bir şekilde hatırlıyorum, bazen başka bir şekilde… Eğer bir geçmişim olacaksa, bunun çoktan seçmeli olmasını isterim! hahaha! fakat demek istediğim… demek istediğim şu ki, ben delirdim. Dünyanın ne kadar karanlık, berbat bir şaka olduğunu gördüğüm zaman bir yaban ördeği gibi delirdim! İtiraf ediyorum. sen neden edemiyorsun? Yani, sen aptal değilsin! durumun gerçekçiliğini anlamalısın. Bilgisayar ekranının başındaki bir grup gerizekalı yüzünden üçüncü dünya savaşına kaç kere yaklaştığımızı biliyor musun? Son dünya savaşını neyin tetiklediğini biliyor musun? Almanya’nın savaş borcu alacaklılarına kaç adet telgraf direği borcu olduğuna dair bir tartışma. Telgraf direkleri! hahahahaha! Hepsi bir şaka! değer verilen ve uğruna mücadele edilen her şey… Hepsi devasa, kaçıkça bir şaka! öyleyse neden komik tarafını görmüyorsun? Neden gülmüyorsun?”)..


Bir diğer replik ise; “Biliyor musun neyi fark ettim? Her şey plana göre gittiğinde kimse paniklemiyor. Plan korkunç olsa bile. Yarın basına bir çete üyesi vurulacak, bir kamyon dolusu asker havaya uçacak desem, kimse paniklemez. Çünkü plana uygun olur. Ama küçük bir belediye reisi ölecek desem, herkes kafayı yer. Biraz anarşi. Mevcut düzeni sarsınca, her şey kaosa dönüyor. Ben kaosun elçisiyim. Kaos hakkındaki önemli şeyi biliyor musun? Adildir….”

- Lex Luthor : Listelerde üst sıralarda yer almamasına rağmen benim gözümde ki en önemli kötü karakterlerden biridir. Hannibal’in karşısında FBI vardır, Joker ise Batman ile uğraşmaktadır ama Lex Luthor Superman’a kafa tutmaktadır. Bu bile başlı başına saygıyı fazlası ile haketmektedir. Kripton dışında zaafı olmayan bir süper kahramana, amiyane tabirle posta koymak, herkesin harcı değildir.


Smallville ile ilgili olarak yorum yapmayacağım ama benim Lex Luthor’um Kevin Spacey’dir.

- Darth Vader : Yıldız Savaşları’ndaki bu karakter serinin farklı filmlerinde Hayden Christensen, James Earl Jones ve David Prowse tarafından canlandırımıştır. Çoğu kişinin umurunda olmayacak bir bilgi ile başladım Darth Vader’a (Anakin Skywalker).


Jedi olarak eğitime başlayan Anakin Skywalker, Obi Wan Kenobi’nin bence yanlış tavırları ve de sevdiği kadın olan Prenses Amidala’nın hayatını kurtarabilmek için karanlık tarafa geçmiştir- geçmek zorunda kalmıştır (Obi Wan Kenobi’yi yıllarca Anakin’e davranışları sebebi ile sevememişimdir. Anakin ne yaptıysa sevdiği kadını kurtarabilmek için yapmıştır. Ben olsaydım bende yapardım). Nitekim özünde iyiliği her zaman barındırmış olan Darth Vader; Star Wars serisinin 6. filminin  -”Return of the Jedi” (Jedi’nin Dönüşü)- son sahnesinde gücün karanlık tarafını terk ederek, Yoda ve Obi-Wan ile birlikte Luke a görünür ve efsane mutlu sonla biter…

- Norman Bates : Aradan 50 yıl geçmesine rağmen Anthony Perkins tarafından sahnelenmiş Alfred Hitchcock’un kült filmi Psycho’da ki bu kötü karakter hala unutulmadı (1998 yılında Vince Vaughn tarafından canlandırılan Norman Bates bence korkunçtur. Yönetmen Gus Van Sant ise bence en kısa zamanda doktora gitmelidir. Zira bu filmi tekrar çekmeye çalışarak eleştirmenlerden hakettiği! cevabı almıştır. Filmin ilkinden tek farkı renkli olması-şaka gibi..). Bates Hotel’in sahibi olan Norman, annesinin “büyüklüğü” karşısında ezilmiş, utangaç, bir koca-küçük adamdır. Mutfak aletleriyle cinayet işlemeyi sever. Sinema tarihine 45 saniyelik duş sahnesi ile damga vurmuştur. Antohny Perkins’in tek seferde çekilmiş olan duş sahnenin çekimi sırasında sette bile bulunmadığını da ayrica belirtmeliyim..


Sloven sosyal bilimci Slavoj Zizek’e göre; Norman Bates’in evinin üst katı onun süperegosunu, giriş katı egosunu ve bodrum katı da idini simgeler. Annesinin odasının bulunduğu üst katta Norman, annesi gibi davranır, onun gibi konuşur, onunla sohbet eder. İkiye bölünmüş olan karakterinin ‘anne’ kısmını üst katta canlı tutar. Norman Bates, evin giriş katında kendisi gibi davranır. Filmin bir sahnesinde motelden ayrılıp eve gelir; kapıdan girer ve annesine bakmak için yukarı çıkmak üzereyken vazgeçer; evin giriş katındaki mutfağa gidip oturur. Her şey normaldir, Norman kendisi gibidir. Bodrum katı ise Norman’ın idini simgeler. Annesini öldürdükten sonra bodrum katındaki meyve kilerinde saklamıştır. Bodrum katını Norman’ın engellenmiş duygularının olduğu yer olarak görebiliriz.
Veeee son olarak efsanevi kahraman...

- Nuri Alço : Türk sinema tarihinin bence en başarılı kötü adamıdır. Rengarenk ipek gömlekler, çizgili takım elbiseler, yakası kalkık paltolar, beyaz atkı, yumurta topuk ayakkabılar ve elinden düşürmediği viski kadehi ile hafızalarımıza kazınmıştır.


Efsanedir, fenomendir, kelimelerin yetersiz kaldığı yerdedir. Genç kızların gazozuna ilaç atar, tecavüz eder, karşı geleni tokatlar, şantaj yapar, kezzap atar. Çeşitli metodları vardır ama sonuca ulaşma yüzdesi çok yüksektir. Gömleklerinin düğmesini dördüncü deliğe kadar açar, boynundan altın zincir, serçe parmağından ise yüzük eksik olmaz. Genç kızların korkulu rüyasıdır. Havuz başında ya da bornozlu iken dokuz kaplan gücündedir. Gittikçe artan bir hayran kitlesi vardır. Seçimlere girse birçok partiden fazla oy alabilir…:)

Yazan: Psikavukat (http://www.psikavukat.com/)

Arkadaşımın güzel yazısına ben de aşağıdaki eklemeleri yapmadan geçemezdim.                     






 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...