30 Ağustos 2012 Perşembe

Şampiyonlar Ligi Kura Çekimi Öncesi


Takımın dibi Cluj'un, Basel'i rövanşta da yenerek turu geçmesiyle bu akşam 18:45'te NTV Spor 'dan naklen yayınlanacak kura çekimine 3. torbadan katılma şansını yakaladık. Kurasını izlemek bile maç kadar zevkli bu meretin. 

Torbalar aşağıdaki şekilde olacak. Kırmızıya boyadıklarım bizden uzak dursun, yeşillerden yeşillerden çekelim inşallah :)

1. TORBA
Barcelona
Manchester United

Chelsea
Bayern München
Real Madrid

Arsenal
Porto
AC Milan


2. TORBA
Valencia
Benfica
Shakhtar Donetsk
Zenit St. Petersburg
Schalke 04

Manchester City
Braga
Dynamo Kyiv


3. TORBA
Olympiakos
Ajax
Anderlecht
Juventus

Spartak Moscow
Paris Saint-Germain
Lille
Galatasaray

4. TORBA
Celtic

Borussia Dortmund
BATE Borisov
Dinamo Zagreb
CFR Cluj

Malaga
Montpellier
FC Nordsjaelland


1. torbadan; Porto ve Milan nispeten daha uygun rakipler. Yok bu ikisi çıkmayacaksa da diğer dördü geleceğine Barcelona veya R.Madrid gelsin de ortalık şenlensin :) 

2. torbadan; Burası çok kritik işte. Tek dileğim Manchester City'nin çıkmaması. Diğer hepsiyle (Valencia dahil) rahatlıkla boy ölçüşebiliriz. Braga olsun bizim olsun.

4. torbadan; B. Dortmund, Celtic ve Malaga dışındaki 5 takım ligin en zayıfları gibi görünüyorlar. Herhangi biri pek farketmez ama ben şahsen gönül bağı kurduğum Cluj'u çekmek istemem.

Kalbimden geçen grup şöyle:  
Porto
Dynamo Kyiv
Galatasaray
FC Nordsjaelland

Bir tane de Allah korusun grubu yapalım:
Barcelona
Manchester City
Galatasaray
Borussia Dortmund

Edit: Yorumlardan uyandıktan sonra Braga ile D.Kiev'i değiştirdim. Kaka'yı sağ bek yapan Reha Muhtar'a sevgilerimi yolluyorum üzülme kardoo bende sendenim :D
 

28 Ağustos 2012 Salı

Şampiyonlar Ligi 3.torba aşkına


Bu akşam ve yarın oynanacak play off rövanş maçlarının ardından, şampiyonlar ligi gruplarına katılacak son takımlar da belli olacak.

Galatasaray’ın 6 yıldır özlemle beklediği ligin kura çekimine (30 ağustos perşembe) 3. torbadan katılabilmesi için aşağıdaki eşleşmelerde isimleri koyu renk yazan 4 takımdan en az 2 tanesinin turu geçerek gruplara kalması gerekiyor.

Bugün 21.45
Panathinaikos - Málaga (İlk maç Malaga evinde 2-0 yendi)
Anderlecht - Ael Limassol (İlk maç Limassol evinde 2-1 yendi)

Yarın 21.45
Cluj - Basel (İlk maç Cluj deplasmanda 2-1 yendi)
Dinamo Kiev - Borussia Mönchengladbach (İlk maç B.Mönchen. evinde 1-3 kaybetti)

İlk maçlarda alınan sonuçlara bakıldığında, B. Mönchengladbach’un gruplara kalması için küçük çaplı bir mucize gerekirken, Galatasaray’a “çalışan” diğer 3 takımın avantajlı skorlar aldığını görüyoruz.

Özellikle Malaga evinde 2-0 kazanarak bize gereken iki biletten birinin ucundan tutmuş gibi..

Geriye Cluj ve Limassol ‘dan birini daha beklemek kalıyor. Limassol, Anderlecht gibi bir devi evinde 2-1 yenmeyi başarmış olsa da, rövanşta işinin çok zor olduğunu düşünüyorum.


Yani benim umudum Rumen takımı Cluj ’da. Deplasmanda 2-1 kazandığı Basel ile yarın evinde oynayacağı rövanş maçında nefeslerimizi tutup bekleyeceğiz.

25 Ağustos 2012 Cumartesi

Gol Yağmuru | SİVASSPOR:3 - MERSİN İ.Y:3


Bu maçı Ömer Üründül yorumlayacak olsa sanırım kalitesiz bir maç oldu diye özetleyecektir. Benim amacım "mükemmel futbol" a ulaşmak olmadığından, son derece zevkli bir maç izlediğimi ve çok memnun olduğumu söyleyebilirim.

İki takımın da henüz hazır olmadıkları belli. Özellikle defansları adeta görünmezdi.
Bir tarafta bütün yaz takım arayıp bulamayınca dönen ve 1-2 haftadır takımla çalışan Eneramo, diğer yanda birkaç gün önce takıma katılan Culio rakip defansları paramparça ettiler. Mersin'in onbirinden Hakan ve Murat 36, Mustafa 34, Nobre ve Yattara 32 yaşında. Nurullah hoca bu sene yine tehlikeli bir takım kurmuş, fakat yavaş yavaş takımı gençleştirme konusuna da kafa yorması şart. Bugün Murat, Hakan ve Yattara adeta sahada yoktular.  

Murat Erdoğan çok saygı duyduğum bir futbolcu. Kariyerinin ortalarında, onun gibi kendini geliştirerek adeta tamamen farklı bir oyuncuya dönüşen oyuncu çok azdır. Fakat artık jübile zamanı geldi, bu sene sanırım uzatmaları oynayacak görünen görüntü o. Sahanın en kötülerinden biriydi. Özellikle yenen gollerden birinde Aatıf karşısında adeta ezildi.

Lafı gelmişken Aatıf Chahechouhe bence günün yıldızıydı. 26 yaşındaki Fas asıllı Fransız futbolcu, geçen hafta sinyalini verdiği güzel futbola bu hafta üstüne koyarak devam etti. Grosicki 'nin pabucu dama atılıyor...

Erhan Güven için zamanında yazmıştım. Bir Anadolu takımında stoper olarak faydalı olabilir belki ama bu adam sağ bek değil diye. Rıza hoca da bugün, Rajnoch kadroda olmasına rağmen defansta Erhan'ı tercih etmiş. Rajnoch çok daha kaliteli bir oyuncu ama sanırım hazır değildi.

ÖZellikle değinmek istediğim bir konu var. Maçtan önce saygı duruşunda çıt çıkmaması çok güzeldi. Bizim sahalarda pek alışık olmadığımız bir durumdu. Olması gerektiği gibi duran Sivasspor seyircisini tebrik ediyorum.

SAYGI


Yavaş yavaş yolun sonuna geliniyor.
Her güzel şey gibi bu da bitiyor.
Aykut Kocaman'ın elinde bulunan Fenerbahçe tarihinin en golcü futbolcusu ünvanını almasına beş gol kalmışken, Aykut Kocaman tarafından kadro dışı bırakılıyor efsane!

35 yaşındaki bu adam en sevdiğimiz oyunda 8 yıldır bizlere inanılmaz şeyler izletti.
Benim gibileri bazen çok üzdü ama her seferinde helal olsun da dedirtti.
Helal olsun!

Ve bir devir kapanıyor...
Fenerbahçeliler farkında değil belki ama şu an onları en iyi Galatasaraylılar anlıyor.
Böyle büyük bir acıyı zamanında onlar da yaşadı çünkü.

22 Ağustos 2012 Çarşamba

300. POST

Temmuz 2010 'da başladığım blog hayatımda 2. yılı tamamlamak da nasip oldu ve işte şimdi sıra 300.postta :)

Laf olsun diye yazmadan, bir fikir sunmaya gayret ederek süper lig, satranç ve sinema hakkında kendimce karalamaya devam edeceğim. 

300 yazı, 580 yorum, 148.730 ziyaretçi, 64 izleyici. Hayatımın filmleri'ninde de 23/50 'sini bitirdik ve 27. sıraya kadar geldik.



Yalnız bırakmayan, okuyan, yorum yazan, beğenen, kızan herkese teşekkürler...

İDDAA SAKAT İŞ

18 Ağustos 2012 Cumartesi

Karabükspor:1-Trabzonspor:1


Oyundan çıkan: Soner , oyuna giren: Ferhat  ;
Oyundan çıkan: Vittek , oyuna giren: Barış  ;
Oyundan çıkan: Ferhat , oyuna giren: Henrique  .

Salt giren-çıkan üzerinden maç yorumlamak pek huyum değildir ama insan bu 3 değişikliği yanyana yazıp baktığında ortadaki büyük garipliği görmemesi de imkansız. 

Şenol hocayı çok seviyorum, sevmekten de öte büyük saygı duyuyorum ama maçı uzun uzun yazıp çizmeden tek cümleyle, yaptığı değişikliklerle maçı verdi demek bugün için haksızlık olmayacaktır. Cernat'ın bu kadar kötü oynadığı bir maçta, Karabükspor rakip kaleye bile gidemezken ve de takım Volkan'ın iyi oyunu ve golüyle öne de geçmişken takımın iç dinamikleriyle bu derece oynayıp, takımı geri çekerek yenilgiyi çağırdı.

Karabükspor'da Shelton oyuna girdikten sonra adeta tek başına Trabzonspor defansını hallaç pamuğu gibi attı. İlk 11 başlasa yine aynı etkiyi gösterebilir miydi bilmiyorum ama bugün maçın adamı o...

Trabzonspor'lu bazı arkadaşların yaşadığı çok büyük bir yanılgı var. Dillendirdikleki "geçen sene bütün takım Burak'a çalışıyordu zaten kim olsa 30 gol atardı" cümlesi (bence) hoş bir fıkranın başlangıç cümlesine benziyor. Sadece kendi takımın değil, rakip takımlar bile sadece sana çalışsa sende gerekli "ateş" yoksa bu ligde 33 gol atamazsın. Futbolcunun olağanüstü performansını görmezden gelmek hem adil değil, hem de bu sene Trabzonspor'a zarar verir. Hiçbir şey değişmemiş gibi aynı sistemle, Burak'ı çıkarıp yerine Vittek, Halil, Henrique veya alınacak yabancı santraforu koyar yola devam ederiz düşüncesi varsa net söylüyorum perişan olurlar. Oynayan adamı da haketmediği halde yerin dibine sokarlar.Çift forvet mi oynanır, yepyeni hücum setleri mi denenir bilmiyorum ama Burak'lı takımla Burak'sız takım arasındaki fark hayal bile edemeyecekleri kadar çarpıcı olacak gibi görünüyor.

Aslında bu maçtaki oyunuyla pekte olumlu bir etki gösteremese de Selim Teber'den bahsederek bitireceğim yazımı. 2 yıl önce sezonun ilk yarısında, Kayserispor formasıyla bir Anadolu takımında gördüğüm en iyi çift yönlü orta saha performanslarından birini sergilemişti ve büyük hayranlığımı kazanmıştı. 2. yarıda çok ciddi bir sakatlık yaşayınca gözden düşüp geçen sezon Samsunspor'a transfer olmuştu. Sakatlığı orada da tekrarlayınca hemen hemen hiç oynamadan (oynasa bence Samsunspor şuan hala süper ligdeydi) bu sene Karabükspor 'da aldı soluğu. Forma için Kağan,Birol,Yiğit gibi hepsi lig ortalamasının üstünde 3 rakibi olacak ama eğer sakatlığının izlerini silebildiyse bu sezon bizlere önemli bir geri dönüş gösterebilir, dikkatle izlemenizi tavsiye ederim.

16 Ağustos 2012 Perşembe

Cısss kaka !


Bu transfere bir tek ben mi karşıyım hiç anlamıyorum...

Geçen sene başarıyı yakaladığın 4-4-2 'yi oturtmuşsun.
Yarışmacı kadrondan tek bir oyuncunu kaybetmemişsin.
Sisteme uygun şekilde eksik yerlerine çok kaliteli transferler yapmışsın.
Kulübeni de güçlendirmişsin.
Bu kadroyla yeni sezon hazırlığının son üç maçında Lazio, Fiorentina son olarak da ezeli rakibini yenmişsin.
Hatta Hikmet hocanın tabiriyle rakibini son yarım saatte 10 kişiyle zıbartmışsın.

Eee herşey yolunda yani geriye çalışmak, beklemek ve görmek kalmış.

Hal böyleyken dünyanın parasını verip son yıllarda doğru dürüst top oynamamış kronik sakat 30 yaşındaki Kaka'yı neden isteyeyim?
Mantıklı olalım arkadaşlar, Galatasaray için şu an Kaka hayati bir ihtiyaç mı?

"Ben muhasebeci değilim aga yıldız istiyorum ben zevkime bakarım" diyen hamsalaklar!
Bu düşünce Beşiktaş'ı ne hale getirdi algılayamıyor musunuz?
Haa tabi siz kulüp ateşe düştüğünde, ben bu sene futbolla ilgilenmiyorum takımın tadı yok der defolup gidersiniz.

Kaka'nın gelmesi demek muhtemelen 4-3-1-2 gibi yeni bir sistem denemek demek.
Kurulu düzenin bozulması, macera demek.
1 yıl kiralık kakan olacak diye kasandan en az 10m€ çıkacak demek.

Futbol bilgisine, mantığına çok güvendiğim akıllı adamlar bile "Kaka lan bu Kaka" diye sapıtmış durumdalar şu an.
İstemiyorum arkadaş Kaka maka.
Çileğiniz batsın!

15 Ağustos 2012 Çarşamba

14 Ağustos 2012 Salı

BAŞLADI… ”GS:3-FB:2”


Pek kıymeti olmayan bir kupa için oynanan çok kıymetli bir maçtı.

Ezeli rekabet bir yana, bu sezon diğer 16 takıma fark yapması beklenen en büyük iki şampiyonluk adayı, başlangıca sadece bir hafta kala “teke tek” kapıştılar. Galatasaray’da Ujfa, Melo, Amrabat ve Burak, Fenerbahçe’de de Yobo, Gökhan, Krasiç, Stoch ve Sow ilk onbirde olmayınca bütün güçleriyle dövüşemediler ama yine de bol gollü ve zevkli bir derbi izledik. Galatasaray bu galibiyet sayesinde lige puan olarak olmasada psikolojik olarak üstün başlama şansını yakaladı. 

Fenerbahçe’nin en net problemi olan defanstan çıkan topları hücuma taşıyamama hastalığı, Vaslui maçlarında SOS verdikten sonra bu maç zirve yaptı. Geçen sene köprü görevi üstlenen Emre’nin boşluğu henüz başka bir isim ile doldurulamamışken bir de defansın bu işlerdeki kalifiye ikilisi Yobo ve Gökhan da dün sahada olmayınca, FB rakip sahaya geçmekte bile çok zorlandı. Zaten H.Ali-Bekir-Egemen-Orhan geri dörtlüsünün defanstan sağlıklı top çıkarmasını beklemek garip olurdu. Fatih hoca da bu zaafiyetten faydalanmak için Necati yerine Umut'u tercih etti. İyi ki de böyle yapmış, Umut maçın adamı oldu. Özellikle 2. golü birinci sınıf bir santrafor golüydü ve izlemek büyük zevkti. Selçuk ‘la birlikte bir maçın sonucuna yapılabilecek maksimum etkiyi yaptılar. Ara ara aklıma geliyor da Selçuk bize değil de Fenerbahçe’ye gitseydi geçen sene lig ne olurdu, bu maç ne olurdu diye…

Genel kanaat böyle olsa da, ben Aykut hoca Emre’nin yerini M.Topal ile doldurmayı düşündüğü için takım bu halde diyenlere kesinlikle katılmıyorum. Hoca aslında bu iş için Cristian’a güvendi ve yanıldı, Mehmet’e değil. Cristian’ın geçen sene Emre ile birlikteyken sergileyebildiği üstün performansı yalnız da sergileyebileceğini sanması onu yanılttı. Sağa alınan Krasiç iyi bildiğimiz değerli bir futbolcu ama eğer Tino Costa veya başka bir Emre muadiline ayrılmış bütçe onun için harcandıysa büyük hata yapılmış. Şimdi bu takımda Stoch-Krasiç-Kuyt-Sow-Alex gibi 5 hücum oyuncusu var ve bu 5 adamın aynı anda oynayabileceği bir sistem yok. Tahminim Aykut hoca kanatlarda Stoch ve Krasiç, ilerde Kuyt-Sow olan ideal bir 4-4-2 oynamayı düşünüyor. Yani hemen her sene başı papağan gibi tekrarlanan "hoca Alex’i kesecekmiş" söylemi bu sene gerçek olabilir.  

Kuyt’a ayrı bir paragraf açmak şart. Harikaydı. Çok kuvvetli, çok çalışkan ve de en güzeli akıllı bir futbolcu. Transferini ilk öğrendiğimde FB kendi Elmander’ini aldı demiştim. Şimdiden hatırlattı ki bitiriciliği ile Elmander’den bir adım önde. Fenerbahçe'nin bu seneki en iyi transferi Dirk Kuyt.

Engin’e hiç şaşırmadım daha ziyade dün Engin’e şaşıranlara şaşırdım. Galatasaray Engin’i alarak bu riski zaten kabul etmişti. Fatih Terim maçtan sonra çok güzel söyledi, Engin’e kızıyorum ama sevapları daha fazla olan bir oyuncu dedi. Katılıyorum, geçen seneki şampiyonlukta çok emeği vardı. Muhtemelen 6 maç civarı bir ceza alacaktır. Bu da bu sezon için ona düşen “sağ kanat alternatifi” görevini Aydın’a kaptırdığı anlamına gelir ki bu ona en büyük cezadır. Bir yandan da Emre Belözoğlu’nun dengesizliklerine bu kadar kızan bir adam olarak, Engin’i tuttuğum takıma yakıştırmakta çok zorlanıyorum.

"Fener’in Baytar’ı" Caner’den de bahsetmek lazım tabi. Kritik Avrupa sınavında aptalca bir penaltı yaptırdıktan sadece 3-4 gün sonra bu kez de Galatasaray karşısında daha aptalca bir penaltı yaptırarak nirvanaya ulaştı. Aykut hocanın daha fazla mücadele ettiği için sıklıkla onu Stoch’a tercih ettiğini görüyoruz ama ben bu iki futbolcunun kıyaslanabilmesini bile şaşkınlıkla karşılıyorum. Tartının bir yanına Stoch’un her an sürpriz bir şutla gol atabilme ihtimalini, takımı hızlı hücuma çıkaran dripling kabiliyetini ve aralara yaptığı sürpriz koşuları koyuyorum, diğer kefedeki salt "Caner’in mücadele gücü" yetmiyor.


Galatasaray cephesinde ise sanırım henüz beklenen tadı vermeyen tek isim Hamit. Oysa beni dün Hamit’ten ziyade, özellikle çok beğendiğim ve güvendiğim Dany rahatsız etti. 18 civarı top çalmış, herkes ismini maçın iyileri arasında sayıyor ama süratine ve fizik gücüne hayran olduğum bu adamın iki kez Kuyt, bir kez de Sow karşısında çok kritik üç top kaybı yapması canımı sıktı. Bir süper kahraman olmadığı için girdiği tüm ikili mücadeleleri kazanmasını beklemiyorum haliyle ama beni asıl rahatsız eden, kaybettiği toplarda aldığı gereksiz risklerdi. Rahatlıkla taca atabileceği pozisyonlarda topla çıkmaya çalışması (Antep’te de sıkça yaptığı en büyük hatası) nedeniyle benim adıma ilk sınavından kaldı.İsterse her maç 30 top çalsın, çaldıklarının sadece birini bile böyle kaptırıp golü yedirdikten sonra hiçbir anlamı yok. Ujfalusi’nin “oyun aklı” defans için bu sene de “olmazsa olmaz” olacak bu belli, çünkü Semih de henüz tam anlamıyla güven vermiyor. Bu sene Ujfa’nın yanında stajlarını tamamlayıp seneye ikili olarak bir şansı hak edebilirler.

Sabırsız Fenerbahçe taraftarı için Mehmet Topal’dan sonra ikinci büyük hayal kırıklığı da Hasan Ali oldu sanırım. Son 2 sezondur ismi hep gündemde olduğundan, Kayserispor maçlarını takip etmeyenler yani nasıl bir futbolcu olduğu hakkında pek bilgisi olmayanlarda müthiş bir beklenti oluşmuş. Şimdi de 3-4 maçını izledikleri çocuğu beğenmedim, yarı sahayı geçemiyor diye yerden yere vuruyorlar. Öncelikle bir istatistik verelim. Hasan Ali geçtiğimiz iki sezonda Kayserispor formasıyla 70 civarı maça çıktı (istikrar) ama yaptığı asist sayısı sadece bir (1) ‘di. Hasan Ali ‘yi piyasada bu derece sivrilten ve milli takıma kadar yükselten özellikleri çok genç olması, harika fiziği, sürekliliği ve istikrarı. Çok kuvvetli bir oyuncu, defans yönü oldukça iyi, kolay çalım yemeyen ve yerini kaybetmeyen sağlam bir bek. Fakat Fenerbahçe’nin kazanmak için bastırdığı maçlarda sol kanatta ondan büyük ofansif destek bekleyenler hüsrana uğrar! Yerine geldiği Ziegler 'den pek farkı yok yani ama en azından oradaki yabancı kontenjanını boşa çıkardı.

Ne Avrupa şampiyonası, ne de olimpiyatlar beni kesmedi, şimdi başlıyoruz...

10 Ağustos 2012 Cuma

Ramazan Ayı'nda Bir Çocuğumuzu da SEN Güldürmek İster misin?


LÖSEV, Türkiye genelinde yaklaşık olarak 11.500 lösemili aileye mutluluk kolileri dağıtıyor.

Vakıf, zorlu tedavi sürecinden geçen lösemili ve kanserli çocukların moral kazanmaları için Türkiye’nin dört bir yanında Ramazan’da iftar yemekleri de düzenleyerek yüzlerce aileye ulaşıyor. Eğer sen de bir koli mutluluk armağan etmek istersen farklı paketlerdeki yardım seçeneklerinden en uygununu seçip bu kutsal ayda desteğini gösterebilirsin.

Detaylı bilgi için www.losev.org.tr sitesi veya www.facebook.com/losev0660 Lösev Facebook sayfasını ziyaret edebilirsin. Lösev’i Twitter’da da @losev1998 hesabından takip edebilir, #LosevHayatVerir hashtag’i ile paylaşımlarınla destekleyebilirsin.



Bir bumads sosyal sorumluluk içeriğidir.

2 Ağustos 2012 Perşembe

HAYATIMIN FİLMLERİ #28.K-Pax#


28. K-Pax  (2001)
Yönetmen: Iain Softley
Oyuncular: Kevin Spacey, Jeff Bridges
Imdb notu: 7.2

Yazıya bir uyarıyla başlamak zorundayım. Şimdiye kadar yazdığım filmlerde spoiler vermemeye özellikle dikkat etmiştim ama bu filmin yazısında sıkça geçecek bir bilgi izlemeyenlerin filmden alacakları keyfi önemli ölçüde azaltabilir. 

--------------------------Spoiler----------------------
 
Finali seyircinin yorumuna bırakılarak muallakta bitirilen filmleri oldum olası sevmişimdir. Mesela efsane kült film "Blade Runner" 'ın kahramanı Deckard android mi değil mi? Bunu sabaha kadar zevkle tartışabilirim. Veya bir korku klasiği olan  "The Thing" 'in final sahnesindeki ikiliden hangisi uzaylı? Ya da ikisi de değil mi?

İşte K-Pax de bu şekilde sonu yönetmen tarafından açık bırakılmış ve her iki şekilde de okumaya müsait bir film. Prot gerçekten uzaylı mı, yoksa sadece bir akıl hastası mı?

Benim açımdan listeme en son dahil olan film olmak gibi bir özelliği de var filmin. Listenin son sırasındaki Cesur Yürek'i listenin dışına atmıştır böylece. :) Fakat yine de listemdeki en az bilinen filmleden biri olduğunu tahmin ediyorum. 

Bazı filmler vardır, kimileri çok sever kimileriyse nefret eder, bu film onlardan değil. Bu film büyük çoğunluğun belli bir seviyede seveceği filmlerden. Bir de kendimce şöyle bir ünvan verdim filme : Tek mekanda geçen en iyi film. 

Gene Brewer'in aynı adlı romanından Iain Softley tarafından beyaz perdeye aktarılmış film. Yönetmen Iain Softley pek parlak bir isim değil, bu film dışında tek başarılı filmi olarak İskelet Anahtar 'ı sayabiliriz. Prot rolünde Kevin Spacey her zamanki gibi muhteşem. Filmin soundtracki de en az Spacey kadar başarılı. Özellikle bir Edward Shearmur bestesi olan "Grand Central" insanın içini huzurla dolduruyor :)


Doktor Powell ruh ve sinir hastalıkları hastanesinde doktordur. Kendi kontrolünde olan ve hepsi birbirine benzeyen sıkıcı akıl hastalarının tedavisinde rutin görevini sürdürmektedir. Bir gün hastaneye getirilen Prot isimli hasta başta kendisi olmak üzere, tüm hastanenin dikkatini çeker. Prot'u hastaneye getiren polislerin söylediklerine göre, bu dünyadan olmadığını iddia etmektedir. Eh, haliyle de sonu akıl hastanesi olmuştur :) Kısa süre içinde doktor Powell, Prot'u çok daha yakından tanıma fırsatı bulur. Prot, dünyaya 2000 ışık yılı uzaklıktaki K-Pax isimli gezegenden geldiğini, 4 sene 9 aydır bu dünyada bulunduğunu, 5 sene dolduğunda geri döneceğini ve yanında seçtiği bir hastayı da K-Pax'e götüreceğini söylemektedir. Hastane personeli Prot'un kafayı sıyırmış olduğundan emindir, hastalar ise onun bir dünyalı olmadığını adları kadar iyi biliyorlardır. Başlangıçta Prot'u tedavi edilmesi güç bir hasta olarak gören doktor Powell ise Prot'u tanıdıkça "Acaba?" sorusunun esiri olur. Ve tabii filmi izleyen bizlerde...


-Doktor: Madem uzaylısın, neden insan şeklindesin?
-Prot: Sabun köpüğünün alabileceği en uygun form bir baloncuksa, benim de sizin dünyanızda alabileceğim en uygun şekil bir insandır."

  
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...