28 Aralık 2011 Çarşamba

HAYATIMIN FİLMLERİ #32.Sleeping with the Enemy#


32. Sleeping with the Enemy (1991)
Yönetmen: Joseph Ruben
Oyuncular: Julia Roberts, Patrick Bergin, Kevin Anderson
Imdb notu: 5.8

Listemdeki imdb notu en düşük film! Aynı şekilde sanırım en az bilineni de budur. Gişe rekorları kırmadı, herhangi bir ödül de almadı ama ilk izlediğim zamanlarda yaşımın da etkisiyle olsa gerek beni çok etkilemişti. Yıllar sonra tekrar izlediğimde, çok basit bir senaryosu olmasına rağmen hikayenin işlenişi ve sahnelerin sadeliğinin güzelliği ile beni tekrar kendine hayran bırakmıştı.


Julia Roberts'in canlandırdığı, obsesif kocanın takıntılı hallerinden bıkan ve ondan asla vazgeçmeyeceğini bildiği için kaçmak için müthiş bir plan yapan ezik ama zeki kadın karakteri filmi adeta sırtlanıyor. Sadece bir sene önce "Pretty Woman" ile patlayan ve yine o tarz romantik komedilerin kaymağını yıllarca yiyebilecek durumdaki Julia Roberts, bu enteresan hikayeyi tercih ederek çok iyi bir iş başarmış. Sadece Roberts değil tabi, Patrick Bergin de müthiş bir kötü adam karakteri çiziyor.


İnsanı birden bire içine çeken müthiş bir başlangıcı var filmin. İlk yarının temposu çok iyi, ikinci yarı biraz düşüyor ama sürükleyiciliğinden hiç birşey kaybetmiyor. 80 'lerin sonu 90 'ların başında ortalık, mutlu ailenin kutsallığını anlatan sıkıcı filmlerden geçilmezken, o zamana kadar tüm anlatılanlara tezat hikayesiyle bile ayrı bir yeri hakediyor bence.



Filmi izledikten sonra nerede "Symphonie fantastique" veya "Runaround sue" duysanız aklınıza hemen bu filmden sahneler geleceğine emin olabilirsiniz. Üzerinden 20 yıl geçmiş olmasına ve sadece 2 kez izlemiş olmama rağmen hala tüm sahneleri aklımda.


25 Aralık 2011 Pazar

24 Aralık 2011 Cumartesi

İLK YARININ ALTIN ONBİRİ !


1-Muslera: Galatasaray'ın onu alabilmek için neden bu kadar çok uğraştığını herkese gösterdi. Asında lige pek de iyi başlamamıştı. Henüz ilk hafta İBB karşısında elinden kaçırdığı topla gelen gol ve hemen ardından 3.haftada Karabük önünde 10. dakikada kırmızı kart görerek takımının 2 puanına mal olması, acaba uyum sorunu uzun mu sürecek dedirtti ama sonraki 14 maçta neredeyse hatasız oynadı! Bir çok maçta durum 0-0 iken kurtardığı net pozisyonlarla Galatasaray'ın bu maçları kazanmasında başrol oynadı. Geçen sene aynı şekilde maç ortada giderken yenen saçma sapan gollerle Galatasaray dünyanın puanını kaybetmişti.

2-Dede: Transferini ilk duyduğumda, tüm kariyerini B.Dortmund gibi bir dünya devinde geçirmiş bir yıldızın Eskişehir'i pek sallamayacağını düşünmüştüm. Özellikle de bir bek oyuncusu olduğu için, ilerlemiş yaşın (33) sıkıntıları hissedilecektir dedim ama adeta dün futbola başlamış gibiydi,17 maçın tamamında 90 dakika oynadı! Sadece asli görevi savunmada değil, 2 gol ve 2 asistle hücumda da eski performansından bir şey kaybetmediğini ispatladı. Diego ile Eskişehirspor defansının çehresini değiştirdiler adeta. Umarım Skibbe'nin ayrılığı onu olumsuz etkilemez.

3-Egemen: Geçen sezonun ilk yarısının altın onbirindeki yerini koruyan iki futbolcudan biri Egemen oldu. Trabzonspor'daki formunu aynen devam ettirdi ve beni hiç yanıltmadı.

4-Eboue: Futbol'un "f" sinden haberi olmadan Sabri'yi aşağılayan cahillerden olmadım hiçbir zaman ama bu adam bana aslında yıllardır nasıl da aza tamah ettiğimizi öğretti.

5-Ujfalusi: Avrupa ve Türkiye ligleri arasındaki kalite farkını yüzümüze çarpan bir diğer performans örneği daha. Aynen Dede gibi yıllarını Avrupa devlerinde geçirmiş, 33 yaşında muhtemelen son transferini yaparak geldiği takımda büyük iş başardı. Top tekniğiyle sivrilmiş bir defans oyuncusu olmamasına rağmen, topu oyuna sokarkenki basitliğinin güzelliği dikkat çekti. Liderlik vasfı her maç kendini tekrar tekrar gösterdi. Tüm bunlar olmasa bile Semih'e geçen emeği yüzünden bile Galatasaray taraftarı onu başının üstünde taşımalı.

6-C.Baroni: Sanırım birisi bana sezon başında, ilk yarının altın onbirine onu alacağımı söylese, hayatta inanmazdım. Fakat lig ikincisi Fenerbahçe'nin tartışmasız en yararlı adamıydı. 4 kritik gol attı. Alıştığımızın aksine hücumda çok fazla sorumluluk aldı ve başarılı oldu. Her ne kadar 2. yarı eski silik haline döneceğini tahmin etsem de sezarın hakkını sezar'a veriyorum forma onun.

7-Melo: Selçuk ile ikisi arasında biraz kararsız kaldım ama Melo defansif yararı açısından bir adım önde olmasına rağmen, ofansta da Selçuk'tan aşağı kalmadı. Aynen C.Baroni gibi 4 önemli golle takımına kritik puanlar kazandırdı. Takımı müthiş sahiplendi. Zaman zaman anlık konsantrasyon hataları yapsa da, topun ayağına bu kadar çok yakıştığı bir ön libero daha görmedi bu tribünler. Yeni Galatasaray'ın takım halinde yansıttığı hırsın anahtar ismi o.

8-Amrabat: Sanırım bu kadronun en özel yetenekli adamı Amrabat. Özellikle Beşiktaş karşısındaki oyunu Quaresma'ya bile ilham verdi. Cangele'nin yokluğunda sazı eline aldı ve sonuç: 3 gol 6 asist. Bazen şahsi oyunu abartması göz tırmalasa da süper bir yetenek olduğu açık. Hemen Galatasaray ile adı anılmaya başladı ama gerçekleşeceğini sanmıyorum. Bu arada bu kadro için rakibi Grosicki idi ama onda karar verirken çok da zorlanmadım.

9-Burak: Vee assolist yine sahnede :) Geçen sene de ilk yarının en değerli oyuncusuydu 9 gol atmıştı, bu sene sayıyı 16'ya taşıdı. Seneye sanırım 25 'i filan deneyecek:) Düşüşe geçmesini dört gözle bekleyenler tam umutlanmıştı ki kapanışı hat-trickle yaparak kulakları çekti. Ben de Holosko ve Gökhan Ünal için bu adamın üzerine para verseydim bu performansı kolay hazmedemezdim sanırım. Devam Burak...

10-Elmander: Koşan santrafor modeline  olarak son yıllarda Umut'un, Nobre'nin filan beceriksizliklerini bile kabullenmişken, Hakan Şükür'ün gençlik yıllarındaki dinamizmi, 30 yaşındaki bu İsveç'lide tekrar seyretmek çok ilginç oldu! Her maç herkesten 1km. daha fazla koşuyor üstelik diğer ismi geçenlerin aksine kale önünde de ne yapması gerektiğini biliyor.

11-Webo: Flaş başlangıcın ardından aynen takımı gibi onun da kapanışı sessiz oldu. Yine de  bu kadroya girmeyi fazlasıyla hakettiğini düşünüyorum. Alıştığımız yırtıcı ama savruk siyahi forvetlerin tam tersine nadir bulunan "klas" forvet modelinin iki temsilcisinden biri (Herve Tum ile beraber). O ikinci yarı da gollerine devam edecektir ama takımının düşüşü sürecek bence.

22 Aralık 2011 Perşembe

İLK YARININ LİDERLİĞİNDE EBOUE FAKTÖRÜ "Galatasaray:1-Manisaspor:0"


Melo-Selçuk ikilisi tamam, Muslera müthiş, Ujfalusi süper, Elmander inanılmaz evet... Fakat benim için, Galatasaray'ın Beşiktaş maçından sonra başlayan müthiş yükselişinin ve galibiyet serisinin bir numaralı mimarı bu adamdır.

Bir insan evladı sağ bek pozisyonundan takımına bundan daha fazla katkı veremez! Yıllardır Sabri'yi sağ bek diye izledik, hatta Gökhan Gönül'den sonra ligin en iyisi olduğuna da herkes hemfikirdi ama abi... Gökhan Gönül ne ki? Fatih Akyel, Capone... Hatta Perez'i bile  unuttum ki nasıl sevdiğimi bilen bilir

Ben daha defansta Eboue'nin kaybettiği bir ikili mücadele izlemedim. Hücumda ise açık ara takımın en fazla kanat bindirmesi yapan adamı (iki açık oyuncusunun önünde)...
Fatih hocanın joker saçmalığıyla sol açık oynattığı maçlardan birinden sonra, bu adam Galatasaray'a yararlı olamayacak gibi bir laf etmiştim. Sanırım bu yaşıma dek futbolla ilgili yaptığım öngörüler içinde en rezili budur :) İkinci yarı Afrika kupası yüzünden 7-8 maç kaçırabilir deniyor ki takımın gücü yarı yarıya azalır, Allah göstermesin.. 

Gelelim gününün diğer adamına.


Pek çok yerde okuyorum, Selçuk Trabzonspor'daki Selçuk gibi değilmiş! 17 maçın tamamında 90 dakika oynadı. 5 gol 5 asist! Çok kötü Selçuk hakikaten, ne olacak bu hali böyle bilmem :) 

Selçuk henüz Trabzon maçındaki golü atmadan çok önce bile, hemen hemen her iki maçta bir direği yalayan frikikler yollayarak atacağı gollerinin sinyalini veriyordu. İkinci yarıda da frikik golleri devam edecektir.

Maça dönersek, daha ilk dakikada Simpson akılları aldı. Devre arası olduğunda Melo, Ujfalusi, Yiğit İncedemir ve  Simpson dörtlüsünden biri veya bir kaçı mutlaka atılır diye düşünmüştüm. Bence bizimkiler daha yakın görünmesine rağmen Terim risk alarak devam etti ama Kemal hoca çekindi ve en etkili silahı Simpson'ı yanına aldı. Oyunda kalsaydı işler nasıl olurdu bilmem. Yerine giren genç yetenek Ahmet İlhan da 10 kişi kalana kadar yeterince sıkıntı çıkardı gerçi ama Simpson değil de Yiğit Gökoğlan'ın yerine girmiş olsaydı iki kanatı birden kullanacakları için bu kadar mahkum oynamazlardı. Y.Gökoğlan ikinci yarı çok etkisizdi. İsmi sık sık büyüklerle anılsa da, bence tipik Anadolu takımı topçusu.

Diğer Yiğit, Yiğit İncedemir de geçen senenin flaş isimlerindendi. Onun için adaşı kadar karamsar değilim. Sertliğin ayarını tutturmayı öğrenebilse değerli bir adam olabilir. Fakat şimdi baktım 26 yaşındaymış, bu saatten sonra zor o işler. Dikkat eden oldu mu bilmem 2. sarı ile atılmadan 5 dakika önce Eboue'ye bodozlama girip ilk sarıyı aldığı pozisyondan sonra kendi kendine gülüyordu manyak. Bütün iyi ön liberolar arıza mı olmak zorunda :)

Rakibin on kişi kalmasının payı büyük tabi ama Engin'in oyunun gidişatına yaptığı olumlu etki de gözardı edilemez. Emre 'nin gençliği, dinamizmi filan güzel eyvallah ama isterse aralarında 20 yaş fark olsun, bu Engin Emre'den 1 gömlek daha iyi futbolcu ve devre arası sol kanada gelen giden olmayacaksa orada o oynamalı bence.

Manisaspor çok renkli bir takım. Geçen seneki İBB 'yi hatırlatıyor bana. Tüm defans hattında iyidir diyebileceğimiz tek adam dengesiz Ömer Aysan. Kalan hiçbiri vasatın bir tık bile üzerinde değil. Oyun kurucusu da, sezon başında futbolu bırakan sonra hadi be hacı diye 1 yıl daha oynamaya zar zor ikna edilen 36 yaşındaki Murat Erdoğan:)

Fakaat kanatlara ve forvetlere şöyle bir bakıyorsunuz Simpson, Yiğit Gökoğlan, Ahmet İlhan, I.Promise, Makukula, Kahe... Şaka gibi hakikaten hepsi tehlikeli adamlar. Misal bütün Samsun halkı bir umut oynar belki diye Bance'nin ağzının içine bakıyor, koskoca Kayserispor'un Amrabat ve Gökhan Ünal olmasa gol atması mucize gibi birşey. Karabükspor'da Cernat'tan başka tek silah yok, santrafor diye Shelton'ı kakalıyorlar millete. Manisaspor bu kadroyu muhafaza edip, devre arasında biraz da arkayı sağlama alırlarsa play-off'a mutlaka kalırlar. 

20 Aralık 2011 Salı

AMRABAT'IN EDERİ!


Kayserispor Amrabat için Eboue+ Elmander+ 5milyon € istediğini açıklamış. 
Benim daha gerçekçi bir teklifim var:

Küçük Melo ile takas edelim. Sonuçta onun da 1 golü var , mantıksız değil yani...

17 Aralık 2011 Cumartesi

DİKKATLİ VE DÜZENLİ "Orduspor:0-Galatasaray:2"


Bu hafta her gördüğüme bu maç Baros'un maçı olacak dedim durdum.

Leblebi gibi gol attığı çok formda zamanları da oldu ama son üç maçtır izlediğim Baros 'da iki yönden dikkat çekici, farklı bir durum var. İlki, futbol oynamaktan hiç almadığı kadar çok zevk alıyor. Elmander ile beraber oynamak onu inanılmaz rahatlattı. İkincisi ise ilk kez bu kadar uzun zamandır sakatlıktan uzak kaldığı için olsa gerek, çok güçlü. Hatırlayanlar olacaktır geçen hafta Glowacki bir hava topunda zamanlama hatası yaparak Baros'un üzerine düştü. Geçen seneki Baros olsa, Glowacki daha havadayken yerle yeksan olur, yarım saatte kalkmazdı. Şimdi ise sanki tepesinde Glowacki yokmuş gibi depara devam etti. Sanırım Elmander'in terminatörvari dayanıklılığından o da etkileniyor. :)

Galatasaray 2006 'dan beri ilk kez (2008'in şampiyon takımı dahil) takım oyunu oynuyor. Birbirini tamamlayan futbolculardan oluşan bir kadro var. Bir çırpıda sayılabilecek bir sürü eksiklik de var ama futbol oynamak istiyor ve oynamaktan zevk alıyorlar. Uyum en önemli etken.

Muslera müthiş, gelmeden önce ne yazdıysam bir bir çıkmaya başladı. Karabük maçından sonra hemen şakımaya başlayan sabır yoksunu kör cahillerin çenesi de erkenden kapandı.  

Stoperlerden biri 34, diğeri 20 yaşında :) Şu an uyumları gayet iyi fakat en büyük soru işareti seneye 35 olacak Ujfa'nın daha ne kadar böyle devam edebileceği! Semih beklenenden çok büyük iş gördü doğru fakat her pozisyonda topa balıklama atlama sevdası işler iyi gittiği için pek sırıtmıyor. Ujfa değil de Servet veya Gökhan ile oynuyor olsaydı şu an çoktan tekrar Paf takımın yolunu tutmuş olabilirdi ve yazık olurdu. Hani "tek hamleli" diye bir şey vardır ya stoperlere söylenir. Bülent Korkmaz, İbrahim Toraman tarzı adamlar için  kullanılır genelde ama sanırım bu kavram tamamen Semih için yaratılmış. Geri koşarken stoperi karşılamayı, takıma zaman kazandırmayı mutlaka öğrenmeli. Kumaşı cidden iyi, Semih'ten kendi Serdar Aziz'imizi yarattık adeta :) Haftaya kapanış maçında Semih yok. Hoca sanırım yerine Servet'i oynatacak ama ben olsam Gökhan'ı tercih ederdim. Servet'ten çok daha iyi durumda ve sezon başındaki iyi futbolundan sonra yedeğin yedeği olmayı kesinlikle haketmedi.

Beklerde de enteresan bir uyum var. Solda Hakan ağır, fizik olarak vasat ama çok akıllı ve çok soğukkanlı. Terste Eboue ise tam tersi bir canavar. Fiziği muazzam, ikili mücadelelerde teke tek kaldığında ligin tüm yıldızlarını (Amrabat, Quaresma, Stoch) birer birer ezdi. Deli deli hücuma çıktığında, Ujfa hemen o tarafa yanaşıyor ve Hakan hemen onun boşluğunu dolduruyor. Yani beklerinde uyumu harika!

Düzen açısından parmak ısırtan bir diğer ikili de orta sahada. Burada da kötü polis Melo, iyi polis Selçuk. Yine biri çılgın, diğeri dengeli. Biri hava toplarında etkili, diğeri duran topları kullanıyor. Biri ikili mücadelelerde adamı bezdiriyor, diğeri pas alışverişlerinde baş rolü oynuyor. 4-4-2 ye dönüldüğünden beri Selçuk'un defansif görevleri daha fazla arttığı için, hücumlarda etkinliği biraz azalmış görünüyor ama bu kez de Melo daha etkili olmaya başladı.

İleri ikili ise zaten tek kişi gibi oynuyor. Elmander'i her maç şaşkınlıkla izliyorum. Ben Hakan Şükür'ün gençliğinden beri bu kadar çok koşan,defansa yerdım eden bir santrafor daha görmedim. Partnerini de çok rahatlatıyor, tek forvet oynarken deli danalar gibi sağa sola koştururken görmeye alıştığımız Baros, Elmander sayesinde çok daha zinde kalıyor ve Kazım'a attırdığı goldeki gibi aklını da kullanabiliyor.  

Takımdaki en büyük sıkıntı kanatlarda. Aslına bakarsanız Fatih Terim'in Kazım'dan çok memnun olduğuna adım gibi eminim. Ozan İpek ile birlikte ligin bekine en çok yardım eden iki açık oyuncusundan birisi Kazım. Eboue'nin hücumlarda bu derece etkili olmasında Kazım'ın da çok büyük payı var ama ben sezon öncesinde Kazım'dan çok daha iyi bir futbol bekliyordum. Skora katkı olarak beklediğimin çok daha altında kaldı. Alternatifi de yok! (Aydın mı? Ne Aydın'ı!)

Sol açık için ise Riera, Engin ve Emre gibi üç alternatif var. Üçü de yarım. Riera ne yaptığını bilerek oynuyor ama dinamizmi kesinlikle bu takımda oynamaya yetmeyecek. Emre ise çok dinamik, çalışkan ama şuursuz. Maalesef benim hiç ümidim olmayan bir futbolcu. Son üç maçtır gerçekten iyi oynuyor ama futbol aklı sıfırın altında ve bu da çok gelişen bir şey değil maalesef. Kısacası benim ilk tercihim Engin. Psikopatta olsa diğer ikisinin daha düzgün bir karışımı Engin.


Biraz da Orduspordan bahsedecek olursak, benim adıma Fevzi'nin Fornezzi'yi kesmesi fıkradan farksız. Stancu'nun futbolu ise daha ziyade kötü bir şakaya benziyordu.  Galatasaray'da bile bu kadar kötü bir maçını hatırlamıyorum.

Culio ise "takımın 10 numarası" gazını biraz fazla almış. Sanırım Fatih Terim'e kendini göstermek için aşırı bir motivasyonla çıktı. Aşırı gereksiz şutlar attı, tüm topları o kullanmak istedi ve başarısız oldu. Maçtan sonra Fatih hocanın, "Arda'nın gideceğini bilsem Culio'yu yollamazdım" lafına en az galibiyet kadar sevindim. Bu seneyi kaçırdık belki ama seneye takımda önemli bir yeri olacak.

Sene başından beri sol bekte vasat üstü bir oyun oynayan Emre Özkan, dün adeta delirmiş gibiydi. Ben hayatımda 2 dakika içinde aynı iki kişinin kafa kafaya çarpıştığını hiç görmedim! Emre sanki futbol kurallarını pek bilmeyen ama oynamaya hevesli bir çocuk gibi saçma müdahaleler yaptı maç boyunca. Maçın sonlarına doğru 3. kez hava topunda Kazım'ın kafasına kafa atınca nirvanaya ulaştı.

Aynı Emre ve Culio gibi aşırı motive olduğu belli olan diğer bir isim de benim beğendiğim Gosso idi. Sarı kart gördükten sonra hakeme tripleri çok da aklı başında bir futbolcu olmadığını gösterdi. Böyle adamlar hırslarıyla güzeldir ama aptallıkla arada fark var.  

Son olarak, daha 20 dakika varken taraftarın da, takımın da maçı bırakmasını çok garipsedim. Kadro olarak sondaki 7-8 takımdan daha iyiler ama bu kadar kolay pes ederlerse 2. yarı işleri zor.

Uzun zamandır blogtan ayrı olmanın etkisiyle çok uzun bir yazı oldu :)
Bundan sonra eskisi gibi sık sık yazmaya çalışacağım söylenecek çok şey var...

13 Aralık 2011 Salı

DÖNÜYORUM!

Bazı mecburi sebepler yüzünden yaklaşık bir aydır yazamadığım bloguma bu cuma dönüyorum.

Görüşürüz...

11 Kasım 2011 Cuma

30 Ekim 2011 Pazar

MUTLULUĞUN RESMİ "Kayserispor:0 - Galatasaray:2"


Gaziantepspor maçında olup bitenleri izlemeden bir tarafından sallayanların veya en azından hakemin nasıl s.çıp sıvadını gördükleri halde, kör fanatiklikten mantıklı düşünemeyenlerin sandığı gibi bir maç olmadı, olamazdı. Bugün maç öncesi olduğum kadar, bu sene hiçbir maçtan önce galibiyette emin olmamıştım. Çünkü geçen hafta 9 kişi ile haksızlığa isyan edenlerin, bu hafta eşit şartlarda savaşacağı bir rakibe, normal bir hakem yönetiminde göstereceği direnişi tahmin edebiliyordum. Eksikler yüzünden ellerini ovuşturarak bekleyenler de o ellerle bir yerlerini avuçlamak zorunda kaldılar... 

Yekta gayet iyi oynadığı bir ilk yarının ardından yerini maalesef Aydın 'a bıraktı ve gelen haberler sakatlığının ciddi olduğu, 4-5 ay sahalardan uzak kalacağı yönünde. İnşallah korkulduğu gibi olmaz yarın yapılacak resmi açıklamayı dört gözle bekliyorum. 

İlk yarı oynanan harika futbolun ardından ikinci yarı yine bir afallama sendromu yaşandı ve pas yüzdesi %65-35 'lere kadar düştü. Bunda öncelikli sebebin mecburi Yekta-Aydın değişikliği olduğunu düşünüyorum. Yekta ilk yarı sağ kanadı kontrol ettiği kadar, rakip çıkarken göbeğe de yardım ediyordu. Aydın ise ikinci yarı sanırım sıfır doğru pasla oynadı ve sağ çizgide saklanarak geçirdiği süre boyunca takımı adına tek olumlu hareket yapmadı. Aydın Yılmaz denen futbol fakirini hala üzerinde o formayla gördükçe yemin ederim midem bulanıyor artık.  

Selçuk-Elmander ikilisi zaten ilk haftadan beri çok iyiler ama özellikle son iki maçtır mükemmel oynuyorlar. Geçen hafta sahadaki tüm futbolcular ortalama 9.5 kilometre koşarken bu ikili 11 kilometreden fazla koşmuştu ve üstelik golleri de bu ikili atmıştı. Bugün de gollerde aynı isimler vardı. Hatırlayın Selçuk Galatasaray'daki ilk günlerinde, onu çok yakından takip etmeyen kesim tarafından, "beklediğim gibi değil" veya "Trabzon'daki gibi değil" diye eleştiriliyordu. İlk kez kendi takımlarında alıcı gözle izleyen, sadece ikili mücadelelerdeki itiş kakışı izlemeye alışmış gözler, dış görünüşündeki çelimsiz ifade yüzünden nasıl müthiş bir dayanıklılığı olduğunu kavrayamamıştı. Bugün ise Selçuk takımın tam anlamıyla beyni. Hiçbir İkili mücadelede yıkılmıyor, oyunun her an içinde, pas hatası çok az, daha ne olsun.. Nazar değmez inşallah...  


Maçtan sonra bir muhabir, Elmander'in maça 40 derece ateş yüzünden maça iğne ile çıktığından bahsetti. İşte geçen seneki Elano ve Misimoviç gibi ruhsuz, çıt kırıldım tiplerden veya Baros ve Kewell gibi iyi niyetli ama bir maç iyi üç maç sakat, fiziken bitik adamlardan bıkan taraftara Elmander adeta terminatör gibi geldi..


Sıra geldi maçın adamı Riera'ya... Bu cümleyi yazmayı uzun zamandır o kadar çok istiyordum ki. Bugün gerçekten çok iyiydi. Takımın tam da ihtiyacı olan hücum liderliğini üstlendi. Ayağında top tuttu, oyuna yön verdi, Selçuk'a yardım etti. 8 haftadır bu oyunu bekliyordu herkes. Artık bu formu hiç bozmadan ilk yarı sonuna kadar böyle devam etmesini istiyorum.

Semih ilk kez şans buldu ve hiç sırıtmadı. Maçtan önce Gökhan iyi ki sakatlandı da bu çocuk şans buldu diyenlerin mantıklı düşünemeyen, sapla samanı karıştıran tipler olduğunu düşünüyorum gerçi ama bu çocuk, hem Gökhan hem de Servet yokken üzerine düşen görevi fazlasıyla yaptı. 
Doğrusu Ayhan'ın ismini ilk 11 'de gördüğümde içimden bir şeyler akıp gitti. Gözümün önüne 1.80 'lik Santana ile hava topuna çıkışı, tam yarı yaşındaki (17) Okay ile beraber koşmaya çalışması, Amrabat'ın yanından kayıp giderkenki halleri vs. geldi, içim daraldı, göğsüm sıkıştı. Şükür korktuğum kadar olmadı, hatta ilk yarı Kayseri hücuma çıkarken yapılan şok preslerde Selçuk ve Yekta'ya müthiş destek verdi. Futbolcu aleminde hemen herkes Ayhan'ın çok çalışkan bir futbolcu olduğundan, herkesten fazla antreman yaptığından filan bahseder durur ya sanırım söylenenler haksız değilmiş. Zor zamanda o da Semih gibi sırasını başarıyla savdı.

Melo'nun tansiyonun yükseldiği anlarda kendini frenleyebilmesi de bu gece en çok koşuma giden şeylerin başında geliyor. Benim tanıdığım Melo normal şartlarda, o her pozisyondan sonra eli kolu durmayan Amrabat'ın kafasını kırardı. İşte "İsyan" başlıklı geçen yazımda bahsetmek istediğim tam da buydu. Sabri'yi bu yüzden çok eleştirdim, Melo bile takımının iyiliği için soğukkanlı kalabilmişken Sabri 'den de aynısını bekledim. Gerçi Sabri bu, insan bir yerden sonra istese de kızamıyor...   

26 Ekim 2011 Çarşamba

İSYAN


Karabük maçından sonra bu takım neden 10 kişi kalınca herşey bitmiş gibi maçı bırakıyor diye dert yanmıştım. Bugün ise Galatasaray alınabilecek en güzel mağlubiyeti almıştır. Hakemin aptalca kararı bütün takımın kenetlenmesini sağladı. Takım 1 kişi de eksik olsa, 2 kişi de, haksızlığa isyan etti! Herkes arkadaşının yerine de koştu! Böyle mücadele edin isterseniz 10-0 yenilin helal olsun hepinize!

1.5 yıldır bu blogu yazıyorum. 230 post yazmışım, hiç birinde tek bir hakemin adı geçmedi, hatta "hakem" kelimesi bile geçmedi. Ama bu akşam Servet'in atıldığı pozisyonu mutlak gol şansı olarak yorumlayan hakem en kibar tabirle şuursuzdur, kördür!

2. kırmızı kart ise sonuna kadar doğru. Sabri mükemmel oynadığı maçı her zamanki  kafasızlığı ile b.k etti. Profesyonel futbolcu sarı kartı varken o saçma hareketleri yapamaz! Hakem haksız yere takımını 10 kişi de bıraksa yapamaz!  Anana küfür etse de yapamaz! 

Hala Kazım'ın değerini anlamayanlar, önce geçen haftaki Antalyaspor maçını tekrar izlesin sonra da bu akşamki ilk golü tekrar izlesin. Sonra da sussun.

Eboue ve Riera Galatasaray'ın futbolcusu değiller.

ANORMAL GECE

Bugün herşeyiyle anormal bir geceydi. Gecenin tek normal şeyi Gökhan'ın sakatlanmasıydı.

Abdullah hoca oyuncu değişikliği yapacak, tabela kalkıyor, çıkaracağı adam 10 numara yani Wagner ama hayır Wagner çıkmıyorum diyor! Yapma etme yok ve ikna edilemiyor onun yerine Muhammed çıkıyor!

Deniz Barış orta sahadan aldığı topla bütün Trabzon defansını ve kalecisini geçip gol atıyor!

Futbolcuları hakkında hayatının hiç bir döneminde olumsuz olarak ağzını bile açmayan Şenol hoca, Zokora'ya maçtan sonra fena saydırıyor. Hiç direk olarak bir futbolcusu hakkında bu kadar sert konuştuğunu görmemiştim. Zokora'nın 2. yarı oyuna girip, 15 dakikada çift sarıdan atılması hocayı çıldırtmış.

Burak Yılmaz! Baba ne yaptın sen yaa? Ama yok bu anormal sayılmaz alıştık artık.

24 Ekim 2011 Pazartesi

MALA BAĞLAYAN SERGEN VOL:2


Melih Gümüşbıçak: Dia da büyük şanssızlık eseri oyuna girdiği gibi sakatlandı. Omzu çıktı.

Sergen Yalçın: Kırık çıkık yoksa bir şey olmaz.

MALA BAĞLAYAN SERGEN VOL:1

22 Ekim 2011 Cumartesi

BERABERLİK ZAMANI


*Galatasaray-Fenerbahçe hariç, en merakla beklediğim, en çok sevdiğim maç bu maç. Bu kez fazlasıyla beraberlik maçı gibi duruyordu, yanıltmadı.

*Sestak sonunda golle buluştu. Benim çok beğendiğim bir futbolcudur. Bursaspor'a geldiğini duyduğumda çok sevinmiştim. En zayıf yanı hırslı olmayışı. Kendini parçalamaz ama doğru futbol oynar. Bangoura döndüğünde Ertuğrul hoca önceliği yine ona verecek sanırım ama ben Sestak'ı bu takımın onbire daha çok yakıştırıyorum.

*Ozan İpek büyük bir futbolcu. Ligimizde, oynadığı kanadı onun gibi bir uçtan bir uca kullanabilen, onun kadar çok koşan, onun kadar mücadele eden ve aynı zamanda da sonuca bu derece etki edebilen başka bir açık oyuncusu daha yok! Maçları özetlerden takip edenler sadece gol atarsa veya asist yaparsa iyi oynadığını sanıyorlar ama özellikle staddan izlenen maçlarda adamın her pozisyonda nasıl boğuştuğunu bilirken, bir de bugünkü goldeki yaptıklarını gördükçe insan tekrar hayran oluyor. Arda ve Ozan İpek. Milli takımımızın sol kanadı için bundan daha iyi bir rotasyon olamaz.

*61. dakikada Trabzonspor taraftarları tamamen susarak toplu halde asker selamı veriyordu. Çok güzeldi. Tam bu esnada Bursaspor taraftarı ise "yemyeşil inciler ananızı s..ecekler" diye tezahürat yapıyordu. Aman rakip taraftar sesimizi bastırmasın diye dana gibi böğürmenin alemi yok. Sağınıza solunuza bir bakın bakalım naapıyor rakip taraftar? Böyle rezil olmak kadar sinir bozucu bir şey olamaz.

*Giray Kaçar... Evet ağır bir defans oyuncusu ama kabul edelim ki adam kendini çok geliştirdi. Özellikle Glowacki ve Mustafa Yumlu gibi bence aşırı yetersiz iki partnerle oynadığını düşünmek değerini bir kat daha arttırıyor.. Geçen sene arkasını topladığını düşündüğüm Egemen gittikten sonra, bu sene perişan olacak sanmıştım ama Giray istikrarını koruyor. Ön yargılı olmaya gerek yok. Adam oynuyor beyler. 

*Serdar Aziz, Ersan Gülüm ve Serdar Kesimal ile birlikte, çok büyük aksilikler olmazsa yıllarca milli takımımızı savunacak üçlünün en genci. Bugün yaptığı hatayı daha önce Lugano da yaptı, Bülent Korkmaz da.. Yani hata olur burda sıkıntı yok. Fakat bu yaşta Bursaspor kaptanlığına kadar yükselen arkadaşımızın adı Galatasaray 'la filan da anılmaya başlandığından olsa gerek, kı.ı başı da ayaklarıyla beraber oynamaya başlamış durumda maalesef. Her pozisyondan sonra hakeme itirazlar, yalandan sağa sola atlayıp zıplamalar, durup duruken Burak'ı itmeler falan. Sakin ol çocuk sakin! Fatih Akyel 'in ilk yılları geldi aklıma izlerken. Aynen böyle müthiş bir çıkış yapmış, daha sonra çok hırslıyım ben hesabı yerde kayan rakibin boğazına kramponuyla basmaya filan başlamıştı. En iyi zamanında rahatlıkla taca vurabileceği bir topu artizlik yaparken ıskalayıp, şampiyonlar liginde gruptan çıkmamızı engellediğini de hatırlarım ben. Dikkat Serdar! 

*Sezon başındaki hazırlık kampından sonra N'Diaye ile ilgili çok olumlu şeyler duymuştum Bursaspor'lu arkadaşlarımdan. Hatta Bursaspor tarihinin en iyi orta sahası bu adam diyenler bile vardı. 10 maç civarı izledik ve ben daha tek olumlu hareketini görmedim. Ne doğru dürüst top kapıyor, ne de isabetli pas atabiliyor. Esneklik desen sıfır. Beton gibiymiş.. Evet topta ayağına geldiğinde betona çarpmış gibi oluyor zaten. Kalıplı ama fiziğini kullanarak da bir numarasını göremedik yani. Bence çok vasat bir oyuncu.

*Ne Selçuk, ne Umut, ne de Egemen. Trabzonspor en çok Jaja'yı arıyor.

17 Ekim 2011 Pazartesi

GUTİ Mİ BEŞİKTAŞ MI?

Beşiktaş önce karar verecek. Borsa mı oynamak istiyor futbol mu ? Jorge Mendes denen şahsa bu kadar güven neden? Demirören'le aralarında nasıl bir ilişki var?

Guti bugüne kadar hiç piyasada yokken çat diye neden ilk 11 başlıyor?
Ben kadroda olmasına şaşırırken, bazı Beşiktaşlı arkadaşlar "4-0 alırız, 2 tane Guti atar, 2 tane de bilmem kim" diye yorum yazıyorlardı. Ben "2 tane de Zidane atar mı?" dedim yarım saat küfürleştik. Arkadaşlar, Allah aşkına siz hakikaten Beşiktaş'ın başarılı olmasını istiyor musunuz? Guti'den ne bekliyorsunuz? Dahası Guti mi kaldı? 

Egemen ve Rüştü dışındaki tüm futbolcular eli belinde top oynarken, 6. haftadan lig bitse de gitsek modundayken, Quaresma takım mağlupken hareket yapacağım diye topa takılıp düşerken, dahası rezil olmanın siniriyle rakibe tekme atıp atılırken, Fernandes Süperman olduğunu sanarken, bütün sorun Beşiktaş'ın Guti 'yi nasıl kazanacağı mı?

Simao hayatının herhangi bir döneminde, üstüste 6 lig maçı bu kadar kötü oynamış mıdır? Bir yakını mı öldü? Bilmediğimiz gizli bir hastalığı filan mı var?

Ekrem sağ bekte yeterince rezil oynarken, hoca biraz da sol bekte dökül dedi. Güzel hocam İsmail'in yedeği Ekrem ise Tanju'yu neden aldınız? Tanju'yu tanıyor musun? Hiç maçını izledin mi? Ekrem de sakatlanırsa atıyorum, Aurelio'yu mu oraya çekeceksin? Tanju ne zaman ilk 11 oynayacak?

Hocam Almanlar 'la ilgili problemin nedir? Hilbert ve Ernst antremanlarda neyi yanlış yapıyor, sıkıntı ne? Aurelio babanın oğlu mu? Anne tarafından Portekiz'li mi?

Bobo 'yu yollayıp Edu 'yu getiren zihniyet... neyse...

Ligin en kaliteli kadrosu Rıdvan'ın dediği gibi Beşiktaş'ta ise, kurtarıcı neden hala geçen sene 20.000 kişi tek ağızdan küfür edilerek kovulan Holosko?

15 Ekim 2011 Cumartesi

Sarı saçlarından sen suçlusun !




Kayahan'dan Caner'e geliyor:  tık

TRABZONSPOR:3 - ANKARAGÜCÜ:2


-Bu sezon izlediğim en zevkli maçlardan biriydi. Genelde iki kuvvetli takım oynarken güzel maç olacak beklentisi olur insanlarda ama asıl bunun gibi, biri diğerine göre çook daha zayıf iki takımın maçını izlemek seyir zevki açısından daha güzel olur hep.

-Ziya hocanın adı çıkmış bir kere "ölümüne defans" diye, daha da düzelmez ama bugün çıkardığı onbir hakikaten eşşeğin bir tarafına suyu kaçırmıştı. 4 'lü defans, önlerinde aslen stoper olan Rajnoch ve onun önünde 3 tane daha ön libero! :D (Theo Weeks-Hürriyet-Kağan)  Rakip böyle olunca Şenol hoca da, iki kanatta birden Volkan-Alanzinho gibi açık alanda etkili olabilen, birbirine benzer iki adamla başlamak istemedi, tekini kesip daha kalıplı, oyun zekası daha yüksek, belki onlar kadar patlaması olmayan ama kapalı alana daha uygun P.Brozek'le başladı. İlk golü de onla bulması güzel bir tesadüf oldu.

-Adrian Mierzejewski... Trabzonspor'un 10 numarası. Geldiği gibi birkaç hareketiyle kalitesini belli etmişti hemen. Ayaklarına hakim, çabuk düşünüyor, akıllı adam. Aralara bir ton top bırakıyor her maç. Bugün de fena oynamadı, ilk golde güzel bir asist yaptı. Bütün şehir ondan Alex'leri olmasını bekliyor ama öyle golcü değil tam bir servis adamı.

-Hiç biryerde hakkında en ufak bir övgü görmüyorum ama bu Ankaragücü'ndeki Kağan Söylemezgiller komple bir orta saha oyuncusu bence. Yaşı da genç, üç büyüklerde olmasa da, en kuvvetli Anadolu takımlarında oynamalı mutlaka. Örneğin Bursaspor'da Adem'in alternatifi o olsa mükemmel olurdu. Koca takımda beğendiğim sadece iki adam var zaten diğeri de Rajnoch. Çok kaliteli bir defans oyuncusu. Ziya hoca aç gözlülükten iki kazma stoperin önünde ön libero onu oynatıyor ama asıl yerinde, defansta çok değerli bir adam. Denizlispor'un efsane stoperi Kratochvil'e benzetiyorum stilini. Kral adamdı o da.. Neyse..

-Turgu Doğan Şahin. İnternet aleminde acayip fanları olan, Henry'e filan benzetilen, acayip işler yapması beklenen, yeni Hakan Şükür olacak milli takımı kurtaracak filan denen bir adamdı. Benim izlediğim 3-5 maçında ise inanılmaz dağınık, top ayağına gelmeden ne yapacağı hakkında en ufak bir fikri olmayan, aralara koşmayan (koşamayan değil) bir oyuncu vardı hep. Bugün de yine öyleydi ama attığı gol hakikaten usta işi. Kalitesiz futbolcu o golü atamaz. Kalitesiz ama çok hırslı, istekli, çalışkan bir forvet oyuncusu düşünün mesela. Heh işte o oyuncu denk gelir rövaşata golü atabilir, frikikten plaj voleybolü golü atabilir, kafayla onbin tane gol atabilir ama böyle bir gol atamaz. :D

13 Ekim 2011 Perşembe

4 YILDIR BUGÜNÜ BEKLEDİM !


Hırvatlar'ın hocası, Euro 2008'i ve Semih'i unutamamış. Daha tam 4 yıl olmadı hoca biraz daha bekle bakalım sen...

"Türkiye, çok iyi oyuncuların yanı sıra dünyanın en iyi teknik direktörlerinden birine sahip. Ama kendimize güveniyorum, 4 yıldır onları (Türkiye) rüyamızda görüyoruz ve bu şekilde maçı bekliyoruz. Viyana'nın intikamını almak için muhteşem fırsatımız oldu ve bu maçı dört gözle bekliyorum."

11 Ekim 2011 Salı

ALMANLAR YENİLİRSE BİZ DE YENİLMİŞ... HIMM..


Akşam 20:00 'de dananın kuyruğu kopuyor. Bizim maçı bir şekilde kazanırız da esas sıkıntı Almanya'yı beklemek. Umarım tarih hakikaten bu kadar da tekerrürden ibaret değildir de Almanlar yenilince bizde yenilmiş sayılmayız.

Bu arada Almanya-Belçika maçını izlemek isteyenler maçı Samanyolu tv naklen veriyor.

8 Ekim 2011 Cumartesi

SÜPER LİGDE İLK 5 HAFTANIN ARDINDAN


Hazır ligimize milli maç arası verilmişken, bizde bu boşluktan istifade edip ilk 5 hafta olan bitene bir bakalım. Takımlar hakkında izlenim elde etmek için oldukça yeterli bir zaman 5 hafta ve her takımı en az ikişer kez 90 dakika izleme şansım oldu. Oynadıkları futbol ve kadroları değerlendirip, lig sonunda bitirecekleri yer ile ilgili tahminlerde bulunalım.

Bu yazıda 5 büyükler dışındakileri mercek altına alacağım, 5 büyükleri ise ikinci bir yazıyla ayrıca değerlendireceğim.

İstanbul Büyükşehir Belediye: Abdullah Avcı'nın takımı her sene ligimize ayrı bir renk katıyordu zaten fakat sene sonunda, büyüklere verdiği sıkıntıyla anılmaktan öte de pek geçemiyordu. Geçen sene kupa finali ile yaptıkları zirveden sonra "bu sene daha yukarılar hedeflenecek mi?" sorusu henüz ilk 2 haftada cevabını buldu. Abdullah hoca kulüpteki 6. senesinde artık daha fazlasını istiyor. İlk kez bu sene hücuma çok kaliteli üç tane yabancı birden aldı. Webo, 5 haftada attığı 5 golle tüm dikkatleri üzerine çekti ama ben takım hücum ederken asıl farkı yaratanın Doka olduğunu düşünüyorum. İbrahim Akın cezaevinde olmasa yine de Doka'yı alır mıydı bilmem :) Ayrıca eskilerden kaleci Hasagiç, sol bek Ekrem ve orta saha Holmen 'de bence mevkileri itibariyle ligin en iyilerindenler. Play-off'a kalmaları çok zor ama müthiş başladıkları ligi başaltında bitireceklerdir.
Kilit oyuncuları: Webo, Doka, Holmen.
Lig sonu tahminim: 5.-8. arası



Mersin İdman Yurdu: İlk beş hafta itibariyle izlediğim takımlar içerisinde en beğendiğim Mersin ekibi oldu. Nurullah Sağlam, oynatmaya çalıştığı hücum futbolu ile oldum olası sevdiğim bir hocadır. Yeni çıkan Mersin 'e acemilik yaşatmayacak çok tecrübeli isimlerden oluşan güzel bir kadro kurdu. Nobre 'nin alışılmadık performansıyla da güzel bir başlangıç yaptılar. Herkesin dilinde haliyle o var ama oyun planı onun üzerine kurulu falan değil. Takım oyunu ön planada. Genellikle sağ kanadı kullanıyorlar. N'duka dikkat çekici. Zurita-B.Yahia ikilisi orta sahayı iyi parselliyor ve Boum geriden topu oyuna iyi sokuyor. Tek kaybettikleri maç Bursaspor maçıydı. İlk yarı Bursa'ya ayak uydurmaya çalıştıktan sonra ikinci yarının ortalarına doğru hiç kimsenin ayakta duracak hali kalmamıştı. Kondisyon problemlerini aşıp fizik olarak kuvvetlendikçe daha da iyi olacaklar. Bu sene Mersin'e dikkat...
Kilit oyuncuları: N'duka, Nobre, Moritz.
Lig sonu tahminim: 5.-8. arası


Orduspor: Transfer döneminin sonlarına doğru Galatasaray'dan kiraladıkları Culio-Stancu ikilisi takımı aniden bir gömlek yukarı taşıdı. Culio hemen her takımın arayıpta bulamadığı lider rolünü üstlendi ve karakteri gereği elinden gelenin de fazlasını vermeye çalışıyor! Galatasaray'da bu kadar önemli bir rol üstlenmiyordu ve burdaki ilginin hoşuna gittiği her hareketinden belli. Gol ayağı büyük Fatih Tekke artık iyice yaşlandı. Tüm sezon boyunca etkili olmasını beklemek hayalcilik olur. Stancu ve Dalmat kanatlardan yardırırak ofansa gerekli katkıyı yapmaya devam edeceklerdir. Nefret ettiğim futbol karakteri Yalçın Ayhan dışında hep güzel adamlardan kurulu güzel bir takım Ordu. Başarılı olmalarını isterim ve ilk seneleri için başarı sayılabilecek bir şekilde kümede kalacaklarını tahmin ediyorum.
Kilit oyuncuları: Fornezzi, Culio, Fatih Tekke.
Lig sonu tahminim: 13.-15. arası


Eskişehirspor: Skibbe, taktik bilgisi ve olumlu futbol aşkıyla çok değerli bir hoca. Yeni takımı Eskişehir'e de her zamanki gibi hücum futbolu oynatmak istiyor. Ne kadar başarabileceği şimdilik muallakta fakat Galatasaray'da yaşadığı otorite probleminin benzerini burada yaşamazsa bir kaç adım birden önde olur. Alper Potuk şu ana kadar ligin en fazla göze çarpan genç futbolcusu oldu. Henüz bunları konuşmak için çok erken olabilir ama seneye büyük bir takımda izleme ihtimalimiz yüksek. Sol bek Dede ile ilgili, B.Dortmund 'da geçirdiği müthiş yılların ardından kariyerinin son yıllarını geçirmek için geldiği Eskişehir'i ne kadar umursayacağı konusunda ciddi şüphelerim vardı. Görünen o ki korktuğum gibi olmadı, Dede takımı müthiş sahiplendi ve defanstan çıkan toplar genelde onun ayağından oluyor. Bu sene Skib bırakmayacak gibi :)
Kilit oyuncuları: Boyd, Dede, Pele.
Lig sonu tahminim: 5.-8. arası


Antalyaspor: Mehmet Özdilek genelde çok olumlu eleştiriler alıyor ama ben geldiği ilk günden beri Antalyaspor'a oynatmaya çalıştığı futboldan hiç hoşlanmıyorum. Geçen sene Tita'nın anormal performansı olmasa ligi, düşme korkusunu hiç yaşamadan bitirmeleri imkansızdı. Bu sene aynı hataya düşmemek için Mehmet Eren ve Musa Aydın transferleriyle kanatları da çalıştırmak niyetindeydiler fakat bu ikilinin ilk haftalardaki oyunları Mehmet hocayı kokutmuş olmalı:) Pendikspor'dan gelen genç Emrah 'a bayıldım. Bu sezon adını sık sık duyacağız gibi, inşallah çok süre alır.
Kilit oyuncuları: Necati, Tita, Uğur İnceman.
Lig sonu tahminim: 9.-12. arası




Samsunspor: Düşmeyeceklerini sanıyorum ama düşer dediğim üç takımdan sonra en büyük adayım da Samsunspor. Hücumda ne yapacakları tamamen belirsiz. Bir gün iyi, bir gün kötü oynayabilen üç dengesiz adamın ayağına bakıyorlar (Dominguez, Ehiosun, Bance). Alternatif olarak kalitesi belli, daha istikrarlı adamlara ihtiyaçları vardı. Defansif kurguda ise Mustafa Sarp ve Fink gibi dümdüz adamlar önemli roller üstleniyor. Selim bu sene Kayseri 'dekinden farklı olarak hücuma çok daha fazla katkı vermeli. 
Kilit oyuncuları: Selim Teber, Bance, Dominguez.
Lig sonu tahminim: 13.-15. arası


Manisaspor: Beğendiğim takımlardan bir diğeri de Manisaspor. İlk haftalarda büyük şanssızlıklar yaşadılar ve hemen hemen tüm maçları 10 kişi tamamladılar. Hal böyle olunca kimse haklarında tam bir fikir edinemedi ama ben, hem geçen seneki kadrolarını bozmadan üzerine koymaları hem de her pozisyon için değerli alternatiflere sahip dengeli bir kadroya sahip olmaları dolayısıyla iyi bir sezon geçireceklerini düşünüyorum. İki Yiğit'i de elde tutabilmeleri takdire şayandı. Ayrıca Kahe ve Makukula gibi üst düzey iki santrafora sahipler. Sürpriz genç adayım ise Ahmet İlhan, bu çocuğa dikkat. 
Kilit oyuncuları: Simpson, Yiğit Gökoğlan, Mehmet Güven. 
Lig sonu tahminim: 9.-12. arası


Gençlerbirliği: Kadro kalitesi olarak en kötü durumdaki iki takımdan birisi Gençlerbirliği. Harbuzi gibi çok değerli bir adamdan hiçbir katkı alınaması çok garip. Ne gibi bir sıkıntı var bilmiyorum ama Harbuzi'yi kazanamadan kümede kalmaları çok zor. En iyi adamları Zec'in de kafası başka yerlerde gibi.. Hal böyleyken bir de Fuat hocanın Oktay ve Hurşut'u sık sık yedek bırakabilmesi bana çok komik geliyor... İşleri zor...
Kilit oyuncuları: Ermin Zec, Oktay Delibalta, Hurşut.
Lig sonu tahminim: Küme düşer.


Kardemir Karabükspor: Aynen Antalyaspor gibi futbol çevrelerinde olumlu izlenim bırakıpta bana hiç ışık vermeyen bir diğer takım da Karabükspor. Cernat gibi çok özel bir adam var, iyi oynadığı sürece takımı taşıyor fakat nereye kadar. Kadro gereksiz şekilde aşırı şişkin. Belli bir oyun düzeni oturmuş değil. Bir maç tamamen defansta çakılı kalıp hiç çıkamazken, bir maç sonra savunmayı iyice boşlayıp Allah ne verdiyse saldırabiliyorlar. Forvet hattı inanılmaz kalabalık ama hiç biri güvenilir değil. (Shelton, İlhan Parlak, Mehmet Batdal, Sinan Kaloğlu) İçlerinde en olumlu işleri yapacağına inandığım isim İlhan. Banko oynayan Shelton ise süratli ve güçlü bir futbolcu ama altyapı eğitiminin çok zayıf olduğu her hareketinden belli. Nerede duracağını, nereye koşacağını hiç bilmiyor. Kontrolsüz güç, güç değildir diyerek bitirelim.  
Kilit oyuncuları: Cernat, Tomiç, Shelton.
Lig sonu tahminim: Küme düşer.


Kayserispor: Gaziantep 'le birlikte, en beklenmeyen başlangıcı yapan ikiliden diğeri Kayserispor. Takım şu an itibariyle tamamen Amrabat'ın ayağına bakıyor ve o da çok yardımsever bir arkadaş sayılmaz :)  Geçen sezonun flaş adamı Ömer Şişmanoğlu bu sezona kötü başladı. Orta sahada çok güvendikleri Santana 'nın çok vasat bir adam olduğunu daha önce de yazmıştım. Yazdıktan bir maç sonra saçma sapan bir geri pasla kalecisini oyundan attırdı. Partneri Riveros fena değil. Hücuma dönük Sefa ve Engin'in ise beklenenden çok daha iyi çıkması şart. Bu sene zirve hayal.
Kilit oyuncuları: Amrabat, Gökhan Ünal, Hasan Ali Kaldırım.
Lig sonu tahminim: 9.-12. arası


Gaziantepspor: Beklenmedik şekilde dibe demir atan Antep'in en büyük problemi bireysel formsuzluğun tavan yapması. Çok ciddi potansiyeli olan adamlar ayakta dahi duramıyor ama ben başarısızlığın diğer ayağında  Tolunay hoca ile futbolcular arasındaki ikili ilişki problemlerinin olduğuna inanıyorum. Yeni hoca ile bu haftadan itibaren yükseliş başlayacaktır. Cenk'i daha ilk çıktığı günden beri Hakan Şükür'e çok benzettiğimi belirtmiştim. Ara ara gol orucuna girip, ilk golünden sonra birden açılma özelliğiyle de ona benzeyecek sanırım:) Takımın ona çok ihtiyacı var. Gaziantepspor toparlayacaktır...
Kilit oyuncuları: Olcan, Cenk Tosun, Ivan De Souza.
Lig sonu tahminim: 9.-12. arası


Ankaragücü: Ligin süprize en kapalı yerindeyiz. Hem maddi durum, hem de kadro kalitesi olarak en zayıf halka konumundalar ve düşmemeleri mucize olur. Koskoca Ankaragücü'nü bu hale düşürenlere yazıklar olsun. Sene sonunda süper ligde kalabilecek kalitede 7-8 tane futbolcusu var ve onların oynadığı kadar puan toplayacaklar.
Kilit oyuncuları: Rajnoch, Serdar Özkan, Tisdell. 
Lig sonu tahminim: Küme düşer.

4 Ekim 2011 Salı

Süpermen Süpermen olmak lazım bazen...

Berbat bir maç daha... 
Eksik Beşiktaş kötüydü ama puansız Gaziantepspor daha da kötüydü.
Beşiktaş 9 değil 7 kişi de kalsa gol atamayacak gibiydiler. 

Maçı izlerken hep aynı şeye takıldım kaldım. 
Defanstan bütün topları Fernandes alacaksa ve rakip göbekten atağa kalkarken ilk toplara yine Fernandes basacaksa Necip ve Aurelio neden oynuyor?
Aurelio'nun bütün maçı orta yuvarlak çizgisinin içinde tamamladığına yemin edebilirim.

Okurken dinleyebilirsiniz: tık 

3 Ekim 2011 Pazartesi

RAKİP ZAYIF AMA DEĞİŞEN ŞEYLER VAR


ANKARAGÜCÜ:0 - GALATASARAY:3  (Rajnoch(kk), Kazım, Baros)

Eskişehirspor maçı yazısını "Haftaya sıra Kazım'da... "  diye bitirmiştim. Beklediğim gibi oldu ve Kazım maçın adamı oldu. Ankaragücü çok zayıf bir takım ve izlediğimiz kadarıyla küme düşmesi garanti gibi. O yüzden maça çok fazla takılmamak lazım. Üstüste iki maç gol yememek güzel diyelim geçelim. Ben başka birşeyden bahsedeceğim.

Profesyonel futbolcular deli danalar gibi bütün maç koşturamazlar. Maç esnasında  kendilerini ara ara rölantiye alırlar. Çaktırmadan dinlenerek filan bitirirler 90 dakikayı. Doğaldır bu. Misal az önce Antep-BJK maçını izledim Aurelio 90dk.nın tümünde dinlendi:)  O da doğal değil tabiiki de, benim demek istediğim şu; ben hiç 70. dakikada morarmış bir halde ciğerlerini tutarak  yerde oturan, nefes almakta güçlük çektiği her halinden belli olarak kenara değişiklik işaret eden futbolcu görmedim. Dün Engin'i bu halde gördüm.

Engin'e zerre güvenmediğimi çok kez yazmışımdır. Çünkü ben bir maçı tek başına aldığını, ertesi maçın hemen başında rakibe dirsek atarken aynı anda hakeme küfür ederek atıldığını filan gördüm bu arkadaşın. Peki böyle bir adamı, yani Engin'i o halde yerde beni değiştir diye beklerken görünce kızdım mı? Hayır...

Garip bir şekilde çok hoşuma gitti. Canı çıkana kadar koşmuştu çünkü. Yalandan oynamamıştı. İstese iki-üç atağa çıkmaz, iki-üç top rakiple beraber dönmez, 90 dakikayı tamamlardı. Öyle yapmadı. Ben de halı sahada koşmaktan kustuğumu çok hatırlarım. O yüzden Engin dün benim açımdan sınıfı geçti...

30 Eylül 2011 Cuma

HAYATIMIN FİLMLERİ #33.First Blood#


33. First Blood (1982)
Yönetmen: Ted Kotcheff
Oyuncular: Sylvester Stallone , Brian Dennehy , Richard Crenna
Imdb notu: 7.5

Veee işte benim jenerasyonun en büyük kahramanının hikayesinde sıra...
Çocuk akılla, kafaya annenin toz bezlerinden en kırmızısını bağlayıp, sokaklarda o duvardan bu ağaca az zıplamadık, ağızda tahta bıçakla, Rambo'yum ben diye!
Süpermen, Örümcek adam tanımam ben. John Rambo'yu bilirim.
Aslında sadece benim değil tüm sinema sektörünün, çizgi romandan gelenler de dahil, yarattığı en büyük kahramanının hikayesi bu film ile başlar.


Sonradan kaçınılmaz şekilde gelen devam filmleri ise bana aynı tadı vermez. Onlarda işin b.ku çıkmıştır çünkü. "Rambo'yum ulan ben" diye dalar onlarda. Artık piyada Rambo bıçağı diye birşey vardır, Rambo atleti diye kolsuz atlet satılmaktadır!

Ben ise ilk filmdeki bezgin halini severim. "Unumu eledim eleğimi astım, bi ..ttirin gidin başımdan" hallerini severim. Devam filmlerinde ise sevdiğim tek bir sahne vardır. O da 2. filmin en başında, uçaktan atlarken paraşütünün takıldığı sahnedir. İnsan olduğunu hatırlamak isterim onun.

İlk filmde de olay budur zaten. Şerefsiz şerif durup dururken bulaşır, sokak serserisi muamelesi yapar Vietnam gazisine. John Rambo zaten kafayı kırmıştır savaşta, bela istemez o, sadece yemek yiyeceği bir yer arıyordur...  Ama işler öyle olmaz ilk kanı onlar akıtır!


Üçleme tamamlanıp Rambo efsanesi zirve yapıp bir süre geçtikten sonra bu ilk filmin farklılığı, güzelliği unutulur. Pekçoklarının aklında; "Tek kişi bütün orduyu alt edebilir mi lan? Saçmalık Rambo!"  kalır. Bizim Kara Murat misali.. Oysa bu ilk filmde kasten tek bir kişiyi bile öldürmez Rambo.

Şerif : Çok geç albay, artık onu koruyamazsınız. Kapana kısılmış durumda.
Albay Trautman :  Ben Rambo'yu korumaya gelmedim, sizi ondan korumaya çalışıyorum.

Filmin uyarlandığı romanın orjinal sonunda Rambo, Albay Trautman'ın silahından çıkan kurşunla ölür.  Ancak yapımcılar, deneme gösterimlerindeki seyircinin verdiği tepkiyi gördükten sonra, son anda bu sahneyi filmden çıkartmış ve Rambo'nun ölmediği yeni bir son çekilmiştir.


Film çekimleri sırasında Rambo'nun uçurumdan atlayıp ağaçlara takıldığı sahnenin tamamının dublörle çekilmesi planlanmıştır. Ancak Sylvester Stallone bu karardan vazgeçmiş ve bu sahnenin son bölümünde kendi oynamak istemiştir. Yönetmenin tüm karşı çıkışlarına rağmen sahne dublörsüz çekilmiş ve çekim sırasında Stallone'nin 3 kaburgası kırılmıştır. Aktörün kaburgalarının kırıldığı sahne filmde görülmektedir.

 
Film boyunca Stallone düzgün tek bir cümle kurmaz. Bir tek telsizle konuşma sahnesinde bir iki şey söyler. Tam da "bu adam da ancak bu kadar oynar" derken öyle bir final sahnesi, öyle bir oyunculuk gelir ki afallayıp kalırsınız.



"John Rambo.. Annesi kızılderili babası Alman. İyi bir karışım..."

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...