30 Eylül 2011 Cuma

HAYATIMIN FİLMLERİ #33.First Blood#


33. First Blood (1982)
Yönetmen: Ted Kotcheff
Oyuncular: Sylvester Stallone , Brian Dennehy , Richard Crenna
Imdb notu: 7.5

Veee işte benim jenerasyonun en büyük kahramanının hikayesinde sıra...
Çocuk akılla, kafaya annenin toz bezlerinden en kırmızısını bağlayıp, sokaklarda o duvardan bu ağaca az zıplamadık, ağızda tahta bıçakla, Rambo'yum ben diye!
Süpermen, Örümcek adam tanımam ben. John Rambo'yu bilirim.
Aslında sadece benim değil tüm sinema sektörünün, çizgi romandan gelenler de dahil, yarattığı en büyük kahramanının hikayesi bu film ile başlar.


Sonradan kaçınılmaz şekilde gelen devam filmleri ise bana aynı tadı vermez. Onlarda işin b.ku çıkmıştır çünkü. "Rambo'yum ulan ben" diye dalar onlarda. Artık piyada Rambo bıçağı diye birşey vardır, Rambo atleti diye kolsuz atlet satılmaktadır!

Ben ise ilk filmdeki bezgin halini severim. "Unumu eledim eleğimi astım, bi ..ttirin gidin başımdan" hallerini severim. Devam filmlerinde ise sevdiğim tek bir sahne vardır. O da 2. filmin en başında, uçaktan atlarken paraşütünün takıldığı sahnedir. İnsan olduğunu hatırlamak isterim onun.

İlk filmde de olay budur zaten. Şerefsiz şerif durup dururken bulaşır, sokak serserisi muamelesi yapar Vietnam gazisine. John Rambo zaten kafayı kırmıştır savaşta, bela istemez o, sadece yemek yiyeceği bir yer arıyordur...  Ama işler öyle olmaz ilk kanı onlar akıtır!


Üçleme tamamlanıp Rambo efsanesi zirve yapıp bir süre geçtikten sonra bu ilk filmin farklılığı, güzelliği unutulur. Pekçoklarının aklında; "Tek kişi bütün orduyu alt edebilir mi lan? Saçmalık Rambo!"  kalır. Bizim Kara Murat misali.. Oysa bu ilk filmde kasten tek bir kişiyi bile öldürmez Rambo.

Şerif : Çok geç albay, artık onu koruyamazsınız. Kapana kısılmış durumda.
Albay Trautman :  Ben Rambo'yu korumaya gelmedim, sizi ondan korumaya çalışıyorum.

Filmin uyarlandığı romanın orjinal sonunda Rambo, Albay Trautman'ın silahından çıkan kurşunla ölür.  Ancak yapımcılar, deneme gösterimlerindeki seyircinin verdiği tepkiyi gördükten sonra, son anda bu sahneyi filmden çıkartmış ve Rambo'nun ölmediği yeni bir son çekilmiştir.


Film çekimleri sırasında Rambo'nun uçurumdan atlayıp ağaçlara takıldığı sahnenin tamamının dublörle çekilmesi planlanmıştır. Ancak Sylvester Stallone bu karardan vazgeçmiş ve bu sahnenin son bölümünde kendi oynamak istemiştir. Yönetmenin tüm karşı çıkışlarına rağmen sahne dublörsüz çekilmiş ve çekim sırasında Stallone'nin 3 kaburgası kırılmıştır. Aktörün kaburgalarının kırıldığı sahne filmde görülmektedir.

 
Film boyunca Stallone düzgün tek bir cümle kurmaz. Bir tek telsizle konuşma sahnesinde bir iki şey söyler. Tam da "bu adam da ancak bu kadar oynar" derken öyle bir final sahnesi, öyle bir oyunculuk gelir ki afallayıp kalırsınız.



"John Rambo.. Annesi kızılderili babası Alman. İyi bir karışım..."

29 Eylül 2011 Perşembe

AH BE ARDA ORDAN VURULUR MU?


Ah ulan ah! Topu topu bir tane dizi vardı izlediğimiz o da p.ç oldu.

Gerçi ben yine izlerim hatta Leyla'nın yokluğu hiç farketmez ama Ushan Çakır'ın oynadığı Arda karakterini özleyeceğim. "Arrrdayım ben Arrrdaaa tıs tıs tıs..."

Zaten ismi "Leyla ile Mecnun" olan dizide Leyla'nın değil de Arda'nın gidişine üzülüyorsak Ezgi Asaroğlu'nun oyunculuğu için gerisini siz düşünün. Hatta dizinin adı "Leyla ile Mecnun" değil de "İsmail abi ile Erdal bakkal" olsa daha bir zevkle izlerim o derece.

Diziyi izlemeyen veya "ne diyor la bu?" diyen arkadaşlar mevzuya şurdan uyanabilir.

Dizinin nasıl bir kafada olduğuna örnek olması açısından :

- Ardayım ben!
- Nerdesin?

bir de şöyle bir şey var:)


28 Eylül 2011 Çarşamba

HAKAN BALTA VE GÖKHAN ZAN "AFFEDİLMEYENLER"


Galatasaray:2- Eskişehirspor:0  (Gökhan, Melo)

Önemli bir davete katılmam gerektiği için maçı izleyemedim. Bu sene ilk fireyi erken verdik umarım son olur :)

Açıkçası maçtan önce, gol yemeden iki farklı kazanacağımızı hiç tahmin etmiyordum. Mutlaka çok zorlanırız ve mutlaka gol yeriz diyordum ama duran toptan erken gelen gol sayesinde oldukça rahat bir galibiyet olmuş. Selçuk duran topların kullanımında cidden büyük fark yarattı!

Özetlerde gördüğüm ve ortak yorumlardan anladığım kadarıyla Ujfalusi ve Melo maçın en çok sivrilen iki oyuncu olmuş. Melo için söylenecek o kadar çok şey varki... Galatasaray formasıyla izlediğim en komple orta saha oyuncusu.

Hakan'daki düzelmeye ve Gökhan'ın gol atmasına ise özellikle sevindim. Geçen sezon bu ikilinin kulaklarını ben de bolca çınlatmıştım ama bu sene iyi oynamalarına takımın çok ihtiyacı var. Pekçoklarının aksine ben, elimizde Servet-Gökhan ikilisi varken 2. bir yabancı stopere karşıyım. Bu yüzden Servet sakatken Gökhan'ın görevini iyi yapması, yani ona ihtiyaç duyulan zamanda (ilk kez) takımı  yalnız bırakmaması çok hoşuma gidiyor.

Sahaya çıkan ilk 11 'de en büyük sürpriz Engin Baytar olmuş. Herkes klasik 4-4-2 beklerken ilerde Elmander'i tek bırakıp hemen arkasında Engin ile başlamış hoca. Bu sene ilk kez denediği bir diziliş. Ben bu sezon Engin'den daha ziyade Riera'nın olmadığı maçlarda, sol çizgide faydalanacağımızı düşünüyordum ama maçtan sonra Fatih hocanın konuşmasından hissettiğim kadarıyla Engin'e forvet arkasında bol bol şans verecek.

Böyle güzel bir galibiyetin ardından haftaya ligin açık ara en zayıf takımı Ankaragücü deplasmanına gidecek olmak büyük avantaj. Takımın arka arkaya maç kazanmaya alışması için büyük bir fırsat.
Haftaya sıra Kazım'da...

25 Eylül 2011 Pazar

ESKİŞEHİRSPOR'LU "DEMİR GÖMLEK" FETHİ


"Galatasaray, Eskişehirspor'a 3-5-8 oynar, Baros Sercan'ı keser, Ujfa Batuhan'a köser"  tadında bir yazı okumak isteyenler bugünlük beklesin, benim bu satırları yazma sebebim Türkiye'de başka örneği olmayan çok ilginç bir başarıya imza atmış bir zattan bahsetmek.

Futbolu bıraktıktan sonra akademik kariyerine devam edip maliye profesörü olmuş bir futbolcu, Eskişehirspor efsanesi Fethi Heper!

Herhangi bir futbolcu için bile bu müthiş bir başarı hikayesi olabilir ama bu kişi, 1969-70 ve 1971-72 yıllarında iki gol krallığı bulunan, Metin Oktay sonrası 10 yıllık dönemin en büyük golcüsü!

Çoğu topçunun kafasıyla bile yetişemeceği yükseklikten gelen, şut sertliğindeki topları bile göğsünde kontrol etmesi nedeniyle bu lakabı almış. Demir Gömlek...

Benim jenerasyon maalesef Eskişehirspor'u Sergen'in son demlerinde formadan taşan göbeğiyle hatırlasa da, o formayı giymiş en büyük futbolcu Sergen değil tabii ki. 

Hakkında yazılmış harika bir yazı için şuraya alalım:
http://acetobalsamico.blogspot.com/2011/09/metin-oktay-ve-fethi-heper.html

24 Eylül 2011 Cumartesi

ARDA vs MESSİ ?


Merak edilen soru, bu akşam 23:00'te NTV Spor'da cevabını bulacak...

Şaka la şaka ne sorusu:) ama güzel maç olacak, Falcao falan da var herkese iyi seyirler!

23 Eylül 2011 Cuma

KAYSERİSPOR:0 - FB:1 "Futbol yok!"


Fenerbahçe'nin böyle bir onbir ile hala kazanmaya devam etmesi hakikaten komedi. Özellikle bu akşam bu futbolla kazanması tam bir mucizeydi.

Maçın adamı Yobo hatasız oynadı. Alex uzun zaman sonra ilk kez kötüydü. Bu yaşta 3 günde bir maç oynayınca normal tabi. Maçın diğer iyileri de Caner ve Volkan'dı.

Caner çok garip bir adam. Galatasaray'da ilk izlediğimde şöyle düşünmüştüm: "Tekniği iyi, süratli ve en güzeli güçlü de. Birazcık akıllı oynayabilirse çok iş yapar bu çocuk". Aaa bir baktım ne aklı?? Galatasaray'ın, son 10 yıl içinde Avrupa'da ilerleyebildiği en üst turdan, tek başına batırdığı 2 Atl. Madrid maçıyla elenmesini sağladı! Bu seneye yine iyi başladı ama... Değil 4, bir 44 maç daha böyle oynarsa ancak o zaman hakkında güzel şeyler söylemeye başlarım. Dünyanın en istikrarsız futbolcusudur Caner!

Amrabat çok acayip bir adam. Bireysel yetenek olarak Quaresma ile kafa kafaya kapışır ama oyun zekası çok çok düşük ve kesinlikle takım oyuncusu değil. İzlemek zevkli ama beraber oynasak kesin girişirim. Keita'ya da çok benzetiyorum bu egoist hallerini... 

Kayserispor'da en sevmediğim futbolcu Santana. Bence ligin en "overrated" adamı. Bu kadar düz bir adamın Kayserispor'da böyle değer görmesine şaşırıyorum. En değerli futbolcularından biri bu olduğu sürece kimse Kayserispor'dan bişey beklemesin.

Hasan Ali bugün vasattı ama bence ligin en iyi sol beki. Kayserispor'daki son senesi olur bu sene.

2 haftadır 8-9 tane lig maç izledim. Hepsi berbattı. Dün akşam BJK'nın son beş dakikadaki golleri dışında gram heyecanlanmadım. Şu play-off saçmalığı futbol kalitesinin ağzına s..tı.

21 Eylül 2011 Çarşamba

-10 kişiyle bu kadar. -Ne kadarr??

Karabükspor:1 - Galatasaray:1  (Melo)

Federasyonun müthiş saat seçimi sayesinde ilk 20 dakikayı kaçırdım. Sağanak yağmur altında 120km/h hızla bir iki kaza tehlikesi atlatıp evin kapısından girdiğimde Muslera'yı atılmış, takımı da 10 kişi geriye yaslanmış, iki top yapamadan bekler halde buldum. Koca maçta böyle geçti gitti zaten...

Ben zaten oldum olası Galatasaray'ın 10 kişiyle maç kazandığını hatırlamam. Tamam bu halde Karabük gibi bir deplasmanda beraberlik kötü değil ama arkadaş bir tane adam gibi kontraatak, 10-15 dakikada olsa baskı, hücum denemesi olmaz mı hiç? Beşiktaş'ın örneğin Daum zamanında, Lucescu zamanında iki üç maçı eksik takımla geriden gelip kazandığını, sanki eksik değilmiş gibi kafa kafaya oynadığını net hatırlıyorum. Hatta daha dün Manisaspor, Fenerbahçe karşısında 10 kişiyle bir ton pozisyona girmedi mi? Kafa kafaya oynamadı mı? Baros'un bir anlık becerisi olmasa, koca maç kuzu kuzu bekleyip, efendi gibi yenilip "eee yapacak bir şey yok on kişiyle mağlubiyet normal" diye boyun büküp dönecektik bunu anlayamıyorum ben!

Geçen haftaya göre en büyük fark, takımın 4-4-2 şeklinde dizilmesi idi ama bu kadar erken eksik kalınca sağlıklı bir prova olmadı. İkinci önemli fark, geçen haftanın en formsuz ikilisinin bu hafta takıma yaptığı büyük katkıydı. Kazım bence sahanın en iyisiydi, Baros 'da on dakika kaldığı oyunda, puanı getiren penaltıyı yaptırdı.Bu ikili dışında biraz da Elmander gözüme çarptı. İlerde tek başına olabildiğince iyi mücadele etti ve sanırım maçın en çok koşan adamıydı.

Bütün medya "sürpriz kadro" diye bas bas bağırıyor ama neresi sürpriz bilemedim. Bu hafta çıkması gereken onbir kesinlikle buydu. Haftaya da aynı diziliş ile başlamak zorundayız. Bir ihtimal Elmander'in yanında Sercan yerine Baros başlayabilir. Mevcut şartlarda bu takımın oynayabileceği en iyi sistem 4-4-2 gözüküyor ve ben bu onbirin "iyi futbol oynayabileceğine" inanıyorum. 


19 Eylül 2011 Pazartesi

FELİPE MELO vs ELANO


Ben de bu Elano nasıl oluyorda Brezilya milli takımında oynuyor diye düşünüp duruyordum. Meğer Melo onun yerine de koşuyormuş :D

18 Eylül 2011 Pazar

ELMANDER MAÇI ÇEVİRDİ


Galatasaray:3-Samsunspor:1  (Melo,Elmander,Selçuk)
  • Elmander'in maçı getiren golünde Sercan'ın pası harikaydı. Ah bir de top kontrolü olsa..
  • Haftaya muhtemelen Elmander onbirde, Baros kulübede başlar.
  • Hakan Balta uzun zaman sonra ilk kez bugün iyi oynadı. Bol bol atağa çıktı, hep böyle Hakan kendini affetirmen için hep böyle.
  • Kırmızı kart ve penaltı kararı çok ağırdı. Elmander gövdesine aldığı darbeyi yüzüne almış gibi göstererek kendini abartılı attı. Zaten kahramanı olduğu bir maçta bu işler hiç şık değildi.
  • Melo yine muhteşemdi. Maşallah diyelim!
  • Mustafa Sarp'ın golünden sonraki tripleri hiç yakışmadı. GS'a transfer olduğu ilk günlerde, kendimi bildim bileli Cimbom'luyum diye gözleri dolu dolu GS aşkını anlatan adam o değildi sanki.
  • Lig tv sahaya çıkan onbiri dizerken Ebou'yi bek, Sabri'yi orta sahada gösteriyordu ama çok şükür böyle olmadı. Sabri kendi yerinde yani bekte oldukça iyi oynadı. Eboue orta sahada biraz fazla pas hatası yaptı ama sahip olduğu ciddi fizik avantajını ikili mücadelelerde çok iyi kullandı. Umarım sakatlığı ciddi değildir.
  • Gökhan Zan yedirdiği gole kadar gayet iyi oynuyordu ama yine Zan'lığı yaptı.
  • Kazım yine kötüydü. 2 oldu hayırlısı bakalım.

16 Eylül 2011 Cuma

Gaziantepspor:1 - Fenerbahçe:3 Tolunay Kafkas ve "hücumederseölür" hastalığı


Geçen sene kadro olarak en beğendiğim takımların başındaydı Gaziantepspor. Hatta ilk 11 kalitesi olarak  FB-BJK ve TS dışındaki diğer tüm takımlardan (GS dahil) açık ara daha iyiydiler. Rotasyonları için kapalı alanda da iş yapabilecek hücumcu orta sahalar bularak ve ilk onbire de sadece sağ bek ve ön liberoya çok kaliteli birer yabancı alarak bu sene şampiyonluğun en ciddi adaylarından biri olabilirlerdi.

Tolunay hoca ise ne mi yaptı? Hürriyet'i gönderip onun yerine 4 tane daha vasat ön libero aldı! Aldığı adamlardan sadece Bekir Ozan 'ı almalı, diğer üçünün yerine mutlaka, oyunu açmak için kullanabileceği hücum oyuncuları bulmalıydı. Bu sene zirveye oynayacaksa bulmak zorundaydı.

Fakat kafa hep gol yememekte, konta atakta, sertlikte olduğu için, elimdekiler yeter, aman savunma (!) dedi, takımı zerre kadar geliştiremedi. Bu kafayla gidince, bugünkü gibi Wagner dökülünce de yerine Bekir'i oyuna almak zorunda kaldı!

Olcan ve Popov gerçekten iyi futbolcular, fakat Sosa ve Wagner sadece kontraatakta etkili olabilen isimler. Rakip biraz dengeli durduğunda, arkada boşluk bırakmadığında koca maçı bugünkü gibi sıfır pozisyonla bitiriyorlar. Wagner'in dışında Cenk de bugün berbattı. Geçen seneki muhteşem çıkışın ardından bu sezona çok kötü başladı, bakalım ne zaman toparlayacak.

Maça dönersek... Dönmesek daha iyi aslında, berbat bir maçtı. Olcan'ın harika frikiği ve Alex'in ikinci goldeki vuruşu olmasa, futbol adına hiç tatmin olmadan maçı bitirecektik.

Fenerbahçe adına ise söylenebilecek tek şey: Alex şov devam ediyor! Benim için gecenin sürprizi, Aykut hocanın Topuz sakatlandığında, Stoch kenarda olduğu halde yerine Uğur'u oyuna alması oldu. Hoca bu senede, Caner'i ve hatta Uğur'u bile ona tercih ediyorsa, Stoch'un nerede hata yaptığını düşünmesi gereken zamanlar çoktan geçiyor demektir.

15 Eylül 2011 Perşembe

Helal olsun be çocuklar! Inter:0 - Trabzonspor:1


Geçen seneki harika takımın ilk onbirinden en değerli 7-8 adamını kaybettikten sonra bu sene Trabzonspor'dan pek birşey olmaz diye bir önyargım vardı. Baştan aşağı yeni oluşturulan takımı, bu sene ilk kez Inter önünde 90 dakika izleme şansı buldum. İyi bir ilk izlenim oldu haliyle! :D

Zaman zaman çok zor anlar yaşasak da Trabzonspor bu gece gerçekten tarih yazdı. Maçın adamı tartışmasız kaleci Tolga idi. Bu müthiş galibiyete bu kadar sevinmemin bir nedeni de bu zaten. Hatırlayanlar olacaktır 2 sene önce daha Onur piyasada yokken kale Tolga'ya emanet edilmişti. Gayet de iyi oynarken talihsiz bir diz sakatlığı geçirip neredeyse tüm sezon sahalardan uzak kalmış ve kaleyi de Onur'a bırakmıştı. Onur mükemmel bir performans sergileyince de geri devralamamıştı. Kader bu ya, Onur da aynı şekilde ciddi bir sakatlık yaşayınca devleşme sırası tekrar ona geldi. Tolga yanlış hatırlamıyorsam, sakatlığı sırasında, takıma faydalı olamadım, aldığım paranın hakkını veremedim diye hiç para istemeden sözleşme yenilemeye falan çalışmıştı! Böyle bir adamın başarılı olması hakikaten insana mutluluk veriyor.

Maça dönersek; geçen sene köprü vazifesini kuran Colman-Selçuk ikilisi geriden çıkardıkları topları birlikte kullanıyordu. Selçuk gidip Zokora geldikten sonra artık yeni ikili arasında tam bir görev paylaşımı var. Zokora işin defansif kısmına bakıyor ve bu işte Selçuk'tan da Colman'dan da daha iyi. Colman ise tüm konsantrasyonunu topu hücuma taşımada kullanıyor ve bence o da bu haliyle hem geçen seneki halinden, hem de Selçuk'tan daha iyi.  Bugün de hem Zokora hem Colman harika oynadılar.

Ankaragücü'nde harcanan Sapara ve Vittek de takıma tam zamanında yetiştiler. Bu sene Trabzon'a çok faydalı olacaklar.

Son paragraf ise Tolga'dan sonra maçın diğer yıldızında. Celustka müthişti, çok beğendim. Golün ona kısmet olması da güzel bir tesadüf oldu.

11 Eylül 2011 Pazar

Kaldığı yerden...


İBB: 2 - GALATASARAY: 0
  • Kazım Galatasaray'a geldiğinden beri en kötü maçını oynadı. Çıkan onbirin hücuma dönük tek orta saha oyuncusuydu ve bu yükü kaldıramadı. Eboue'yi içeride kullanıp, solda; hazırsa Riera değilse Engin ile başlamak şarttı.
  • Sabri'den orta saha iç oyuncusu ol-maz! Culio ideal olurdu, Yekta olabilir, Eboue olabilir ama Sabri olmaz. Hocam Allah aşkına ısrar etme.
  • Muslera ilk golde yüzde yüz hatalıydı ama 3 tane de aynısından çıkardı. 
  • Camiada Melo'nun bugün iyi oynamadığı kanısı hakim. Bu kötü hali ise, ileride Lorik Cana'ya çiple futbol yeteneği eklenmiş bir adam izleyeceğiz demektir, ben çok beğendim.   
  • Baros da iyi değildi ama mücadelesi ve fiziği beklediğimden yukarıdaydı aslında. Oyundan çıkarıldığında direk soyunma odasına inmesi ise canımı sıktı. Bu senenin mutsuz çocuğu da Baros olacaksa yaşadık demektir. Bu taraftar 2 yıldır Baros'u bekliyor, böyle bir hakkı yok.
  • Çağlar hücuma hiç destek veremiyor. Bugün bir kez daha belli oldu ki Hakan'ın ölüsü bile Çağlar'ı keser.
  • Selçuk fena değildi, ama bu dizilişteki yerinde çok rahat değil gibi. Biraz arkada Melo ile ikili oynasalar önlerinde de bir hücumcu orta saha olsa, çok daha verimli olacağını tahmin ediyorum. Maalesef kadroda bahsi geçen o merkezi hücum oyununu oynayabilecek tek adam Yekta :( 
  • Yekta ile ilgili anlayamadığım şeyler oluyor. Geçen sezonun tamamında, Avusturya milli maçında ve bu maçta... Hepsinde de çok daha ofansif bir görev ile sahada yer almasına rağmen Ayhan'ın ikizi gibi oynamaya devam ediyor. Kasımpaşa'da tüm sorumluluğu alan, hücumun her yönünde top kullanan yaratıcı Yekta gitmiş yerine başkası gelmiş sanki. Anlayamıyorum ve üzülüyorum...
  • Servet-Gökhan çok sert, çok atlangoç bir ikili ama sakarlık katsayıları fazla yüksek. İkili mücadelelerde rakibi yıldırıyorlar fakat her an bir bomba gelecek gibi.
  • İlk maçın günahı olmaz.

9 Eylül 2011 Cuma

HADİ BİZİM OĞLAN


Baros 2-3 maç sonra yine sakata bağlayabilir (ki artık bunu öngörmemek aptallık olur), öyleyse sen de sadece Elmander ile (ki onunda son 2 sezonunu genelde forvet arkası oynayarak geçirdiğini düşünürsek) koca sezonu geçiremezsin. Üçüncü bir forvet transferi şarttı ve Türk olmalıydı. Hal böyle olunca Sercan'ı 3m€ 'ya iyi bir transfer olarak değerlendiriyorum. Tek sıkıntı, bu seneki transferlerin biraz fazlaca  "ya tutarsa" tarzı olması fakat henüz geçen sene, bugün ödediğimiz bonservisin iki katına Rusya'ya gitmek üzereyken menajer dangalıklığı yüzünden kapıdan dönen, 17-18 yaşlarında o yaş grubunun gelmiş geçmiş en iyi forvet performansını sergilemiş adamına da başka şans vermemek saçmalık gibi geliyor.

Bu derece acayip bir süratlenme yeteneği ve ayak çabukluğu olan bir futbolcu, zayıf bir teknikle bile ligimizde iş yapabilecekken, gayet iyi (ortalama üzeri) bir tekniğe sahip Sercan'ın bir türlü beklenen çıkışı yapamamasının ana nedeni de artık herkesin iyi bildiği bitiricilik eksikliği... yoksunluğu.. hiçliği!

"En az 15 gol atmalıyım" filan gibi bir hedef koymuş Sercan bey kendine fakat benim ise bu sezonluk Sercan için sadece bir kriterim var ve sezon bittiğinde onu buna göre değerlendireceğim. Stancu'dan daha verimli olma zorunluluğu!

Bu arada transferinde Musa'nın elden çıkarılmış olmasının benim için hiçbir sakıncası yok! Bazı blogger arkadaşlar ısrarla bu çocuğun çok iyi olacağını söylüyor hala ama ben toplam iki buçuk maçını seyrettim ve fikrim netleşti bile: "Sopayla kovaladığımız Mehmet Güven 'in yarısı bile değil ve olamaz."

Sercan'ın, bu tip fırlama topçularda her fırsatta dillenen gece hayatı konusuna gelelim. Adı bu şekilde çıkan diğer hiçbir futbolcuyu gözlerimle böyle mekanlarda görmedim, ya magazin programlarında seyrettim ya da gazetelerde okudum. Haberler doğrudur yalandır bilemem. Bildiğim şeyi yazayım; ben gece hayatı hemen hemen hiç olmayan bir adam olmama rağmen, Sercan'ı 3-4 kez FSM Bulvarındaki barlara, girerken veya çıkarken gördüm...  Topçu dediğin en geç onda sütünü içip yatacak, bara mara gitmeyecek, kız arkadaşı olmayacak, rahip gibi yaşayacak diye düşünen bir herif değilim ama akşam barın kapısında bodyguardlarla şakalaşırken gördüğüm adam ertesi gün maçta bir tarafından soluyunca benim de onla şakalaşasım geliyor! İstanbul gece hayatı daha da beterdir sakın diyorum sakın.

Geçen sene FB ile oynadıkları maçtan sonra yazdıklarımı kopyalayarak bitiriyorum yeter bu kadar geyik;

"Sercan, ligimizin en tehlikeli ve gelecek vaadeden adamlarından biri olabilir ama son 10 dakika kaleciyle karşı karşıyaya kaldığı o iki pozisyonun en az birini atamadıktan sonra büyük futbolcu olması imkansız. Sinan Kaloğlu-Sertan Eser arası bir kariyerle ömrü geçer gider..."

5 Eylül 2011 Pazartesi

İyi insanlar tükenmemiş mücadeleye devam!

David Navara (dünya sıralamasında 42.) - Alexander Moiseenko (dünya sıralamasında 22.)


Şu günlerde 128 sporcunun katılımıyla eleme usülü olarak, Rusya'da gerçekleştirilmekte olan ve dünyanın en iyi satranççılarının katıldığı, yüklü miktarda para ödülü olan Dünya Satranç Kupasında, insanlara sporda fair-play'in ne demek olduğunu hatırlatan, muhteşem bir olay gerçekleşti.

İlk tur Türkiye'nin tek temsilcisi Barış Esen 'i eleyen Ukrayna'lı Alexander Moiseenko ile Çek Cumhuriyetin'den David Navara'nın 3. turdaki karşılaşması esnasında;


Maçın 35. hamlesinde yukarıdaki konumda, siyah taşlarla oynayan büyükusta Navara, filini d6 karesine oynamak isterken eli yanlışlıkla filin hemen yanındaki şaha dokundu. Bildiğiniz gibi satrançta "dokunulan taş oynanır" kuralı olduğundan, Moiseenko rakibine şahı oynaması gerektiğini söyledi.

Navara, elinin şaha yanlışlıkla çarptığını aslında Fd6 oynayacağını belirtti. Konuma tekrar bakan Moiseenko, bu seviyedeki oyuncuların bu kadar basit hata yapmayacağını iyi bildiğinden, rakibinin gerçekten kaza eseri şaha dokunduğunu anladı ve rakibine istediği hamleyi oynaması için izin verdi.

Aslında hakkı olarak, rakibine kurallar gereği şahı ile bir hamle yapması için ısrar edebilirdi ve rakibinin şahı ile yapacağı herhangi bir hamleden sonra, kalesi ile rakip fili alarak (Kxe7) oyunu rahatlıkla kazanırdı.

Buraya kadarı bile müthiş bir centilmenlik hikayesi iken güzellikler burada bitmedi. Maça devam edildi ve en sonunda, siyah taşlarla oynayan Navara'nın bir hamle sonra maçı kazanacağı alttaki konuma ulaşıldı. 

İşte tam burada 2. muhteşem olay gerçekleşti, herkes Navara'nın maçı bitirecek Şah c6 hamlesini yapmasını beklerken, seyircilerin şaşkın bakışları arasında Navara rakibine beraberlik teklif etti ve taraflar beraberlik sonucunda anlaştılar! 


David Navara maçtan sonra yaptığı açıklamada, kendisinin kazanmak için her yolu mübah gören insanlardan olmadığını, 35. hamlede yaşanan kaza nedeniyle maçı kazanmak istemediğini söyledi. Taraflar yarın tekrar karşılaşacaklar ve kazanan o maçtan sonra belli olacak.  

Hayatlarını satrançtan kazanan ve belkide tüm sene bu büyük para ödüllü turnuva için hazırlanmış olan iki "iyi insan" tüm satrançseverlere muhteşem bir ders verdiler. Tabi milyonlarca futbol seyircisinin bu olaydan haberi bile olmayacak ve onların bir çoğu "kazanan her zaman haklıdır" diyerek hayatlarına devam edecek.

Ben ise en azından bu blogu takip eden sayılı insanın bu olaydan haberdar olmasını istedim.

Turnuvanın resmi sitesi : http://chess.ugrasport.com/

3 Eylül 2011 Cumartesi

Aranan kan o mu? "Albert Riera Galatasaray'da"


Bahsi geçen yıldızlardan sonra sonunda, nispeten daha az tanınan Albert Riera ile sözleşme imzalandı. Böylece sol kanat kontenjanı da bu sezonluk Riera-Engin ikilisi ile kapatılmış oldu.

Arkadaş 26 yaşına kadar Mallorca, Bordeaux, Espanyol ve Manchester City formaları giymiş ki benim o yıllarda kendisinden haberim dahi yoktu. Daha sonra 2 sezon Liverpool 'da oynadı ve benim gibi pekçok futbolsever de kendisini o yıllardan tanıyor. 

Stil olarak Kewell'a benzer bir adam diyebiliriz. Tekniği ve özelllikle futbol zekası iyi. Pek golcü bir futbolcu değil ama isabetli pas yüzdesi yüksek. Şutları Kewell kadar olmasa da iyi, Arda'dan ise çok daha iyi. Bir kanat oyuncusu için çok iri kıyım bir adam (1.90 civarı boy). Çok süratli denemez ama fiziğine göre hızlı. (bkz.Fabio Pinto)

Asıl soru işareti; Liverpool gibi bir takımdan dünyanın parasını verip alındıktan sonra Olympiakos, sadece bir sezon sonra neden (ödediğinin çok daha azına) elden çıkarmak istiyor???

Doğal olarak Olympiakos'u takip etmediğim için konuyla ilgili hiç bir fikrim yok. İnternette de herhangi bir bilgi bulamadım. Öğrenebildiğimiz tek şey Olympiakos formasıyla ligde 24 maça çıkıp 6 gol attığı. Oynadığı mevkiye transfer şarttı ve işi bu saate bıraktıktan sonra daha iyisi bulunabilirmiydi bilmiyorum!

Tahminim: Marek Heinz benzeri bir performans ve hüsran. (karamsarım evet...)

1 Eylül 2011 Perşembe

HAYATIMIN FİLMLERİ #34.The Deer Hunter#


34. The Deer Hunter (1978)
Yönetmen: Michael Cimino
Oyuncular: Robert De Niro, Christopher Walken, Meryl Streep, John Cazale.
Imdb notu: 8.2

Ülkemizde kendini "tutkulu bir sinemasever" olarak tanımlayan pek çoklarının izlemediği hatta adını bile duymamış olabileceği enteresan bir filmdir. İşin ilginci film, fazla popüler olmamış kült bir film değil aksine 1978 yılında 9 dalda aday olup, "en iyi film" dahil 5 dalda (en iyi film, en iyi yönetmen, en iyi yardımcı erkek oyuncu, en iyi kurgu ve ses) Oscar kazanmış, sinema tarihinin en iyi filmlerinden biridir!

Buna rağmen ülkemizde bu derece bilinmemesi nedeniyle, sanırım en iyi film oscarını kazanmış filmler arasında Türkiye için en "underrated" filmdir. Robert De Niro'nun belli başlı efsane filmleri hemen her hafta ekranlarda dönerken, hatta yaşlılık döneminde sırf para kazanma amacıyla oynadığı uyduruk komediler bile acayip prim yaparken, böyle bir başyapıtın adının bile bilinmemesi beni her zaman şaşırtmıştır.

Sinemanın ikinci altın çağı olarak nitelendirilen 70’li yılların sonlarında çekilen filmimiz; savaş öncesi, savaş ve savaş sonrası olarak üçe böldüğü hikayeyi hepsi için birer saatten toplam 3 saatte anlatan ağır bir filmdir. Buna rağmen olağanüstü oyuncu kadrosunun, belki de hepsinin hayatlarının en iyi performanslarını sergilemesi ile izleyiciyi sıkmaz.


Amerika'da küçük bir madenci kasabasında yaşayan yabancı asıllı dört maden işçisinin mutlu hayatları askere çağrılmaları ile bölünür. Vietnam savaşına giden ve hayatları radikal bir şekilde değişen dört arkadaşın vurucu öyküsüdür bu. Basitçe anlatabilmek için bir savaş filmi olarak özetlense de Cimino, ısrarla filmin savaşla değil kişisel krizler yaşayan bireylerle ilgili olduğunu söyler. Savaş filmi diye kestirip atmaya kesinlikle karşı olsam da en etkili savaş karşıtı film olduğu konusunda hemfikirim. Ayrıca film, çekimleri esnasında kanser hastalığının son demlerini yaşayan John Cazale 'in de son filmidir.

Robert De Niro gibi bir oyuncusu olduğu için film, doğal olarak onun adıyla anılır (ki filmdeki oyunculuğu gerçekten muhteşemdir) fakat bence tartışmasız olarak filmin yıldızı Christopher Walken'dır. Canlandırığı karakterin Vietnam'a gitmeden önceki haliyle sonraki hali arasındaki farkı "oyunculukla" bundan daha iyi anlatmak imkansızdır. İzlediğim en etkileyici performansların başındadır ve aldığı yardımcı erkek oyuncu ödülünü fazlasıyla hak etmiştir.


Hollywood' pek çok filme senarist olarak imza atmış olan Michael Cimino'nun yönettiği ikinci film olan The Deer Hunter'ın bitiş jeneriğinin akmasından hemen önce filmin kahramanları, ironik bir biçimde ve tuhaf bir duygu veren, bayat bir vatanseverlik gösterisiyle "God bless America" isimli milli marş tadındaki şarkıyı söylerler. Pek çok eleştirmen bunu ucuz bir Amerikan propogandası olarak algılar ve filmi eleştirmek için tek silahları olarak bunu kullanırlar fakat benim kanaatime göre yönetmen o sahnede ironi kullanmış ve o perişan hallerinde bile "vatan sağolsun" diyerek, zorla gönderildikleri "onların olmayan" bir savaşta düştükleri  zavallı hallerini anlatmak için bu sahneyi çakmiştir.

Günümüz gençliğinin, "gereksiz romantik komedilerde" veya "ağlak dramlarda"  anne/kaynana rolünde görmeye alışık olduğu Meryl Streep'in gençliğinde nasıl bir afet olduğunu görmek adına da ilginçtir :)


Sinema tarihinin en meşhur sahneleri listelense bu filmin iki sahnesi en ufak bir tartışma bile yaşanmadan bu listeye alınır: Bitmek bilmeyen meşhur düğün sahnesi ve savaş esirlerine rus ruleti oynatılan sahneler... En meşhur düğün sahnesi olarak Baba filmindeki düğün sahnesini bilenler filmi izledikten sonra bu bilgilerini güncellesin :)
  
Günümüz filmlerinde bolca kullanılan "foreshadowing" denen metodun yani "bir hikayede ileride olacak herhangi bir olayın önceden küçük ipuçlarıyla belirtilmesi" olayının en sarsıcı örneklerinden biri bu filmdedir. Düğün sahnesinde gelinin gelinliğine damlayan içkinin kırmızı damlaları, ileride yaşanacak vahşetin habercisidir.

Film savaşı, savaş sahnelerine boğmadan anlatır. En büyük zevki geyik avlamak olan bir insanın can almanın iğrençliğini anladıktan sonra açık hedefte olan geyiği azad etmesi filmin en can alıcı sahnesidir ve filme adını bu sahne verir.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...