31 Ağustos 2010 Salı

Zvjezdan Misimoviç & Emiliano Insua Galatasaray'da !

Yavaş yavaş yüzümüz gülmeye başladı. Belalımız Eskişehir'e karşı sezonun ilk galibiyetini aldıktan sonra, aynı hafta içinde birde bu transfer haberlerini almak çok güzel oldu...

Misimoviç'i zaten dört gözle bekliyorduk ama yanında birde sürpriz genç bir sol bek geldi Liverpool'dan. Daha öncede yazdığım gibi Misimoviç+kaleci transferi bekliyordum ben. Ama yönetim, Hakan'ın anormal kötü performansı üzerine, Çağlar'ın sakatlıktan dönüşü de iyice uzayınca, genç ve yetenekli bir sol bek kiralamayı tercih etti.

İlk olarak esas oğlan Misimoviç'ten bahsedelim biraz. Bilindiği gibi top tekniği yüksek, hem iyi bir pasör hem iyi bir şutör olan ama en büyük özelliği için "oyunu kusursuz okuması" diyebileceğimiz olan çok akıllı bir futbolcu. Bu kalibrede bir adamı alabilmek için 28 iyi bir yaş. Bundesliga'da 2006-07'de 10 asistle Gekas'ı, 2008-09'da 20 asistle Grafite'yi, 2009-10'da da 15 asistle Dzeko'yu gol kralı yapmış bir adamdan bahsediyoruz. Misimoviç'in bu senede muhtemelen Baros'u gol kralı yapacağını tahmin etmek için kahin olmak gerekmiyor.

Kewell, Pino ve Serdar devamlılığı hiç olmayan, 3 gün sağlamsa 5 gün sakat, yetenekli ama güvenip onların üzerinden plan program yapamayacağın isimler. Hal böyle olunca hücum varyasyonlarında topu Baros'a ulaştırma ve skor olarakta onun yükünü paylaşma işi tamamen Arda ve Elano'ya kalıyordu. Bu yüzden Misimoviç gibi istikrarlı bir asist makinesi edinmek mükemmel oldu.

Gelelim bizim için asıl sürpriz olan transfere.. Emiliano Insua, 21 yaşında bir Arjantin'li.
Geçen sezon Liverpool'un sol bekinde, tam 31 lig maçında forma giymiş bir adam!
Süratli, top tekniği bir bek için gereğinden iyi, çok hücumcu bir sol bek. Kadrodaki Çağlar ve Hakan stoper kökenli, fazlasıyla defansif beklerdi. Insua'yı orda izlemek ilginç olacak.

2002'de oynayan Victoria 'dan beri takıma yabancı bek gelmiyordu. Orhan Ak, Ferhat, Cihan, Uğur derken böyle teknik, gerçek bir hücum bekine hasret kalmıştık. Bu arada 2001'de bizde sağ bek oynayan Perez 'ide anmadan geçmeyelim, GS'a 20 yıldır onun gibisi gelmedi...

Kadro da şimdi biraz birşeye benzedi. En büyük korkumuz kale olacak. İnşallah Ufuk beklediğimiz çıkışı yapar ve çok fazla bireysel hatasını izlemeden sezonu bitiririz. Son şampiyonluğumuzda kale Orkun ve Aykut'a emanetti. Şimdi ise Ufuk ve Aykut'a.. İçlerinde en eski olan Aykut hep 2. kaleci.. Bu sezon sonu da herhalde artık dönmemek üzere ayrılacaktır.

Kaleden sonra sıkıntılı diğer iki pozisyon Ayhan ve Servet'inkiler. İlk 11'e Ayhan yazdım ama farketmez aslında o, Sarp veya Barış'tan birinin doğru düzgün oynayıp orayı kapatması lazım. Servet ise Eskişehir maçında tekrar dönüş sinyalleri verdi. Gökhan ve Hakan'da onun yokluğunda idare edecekler.

Bir alternatif olarak içerde oynadığımız maçlarda Elano'yu Cana'nın yanına çekip sağda Pino veya Serdar'a şans verebiliriz. (BJK'nın Guti fikrine benzer..)

Son söz: Hücum üçlüsü kanattan ziyade göbeği kullanan, yavaş adamlar. Bu dizilişin işleyebilmesi için Sabri ve Insua'nın kanatlarda sürekli gidip gelmesi ve hücumu çok iyi desteklemesi lazım.

30 Ağustos 2010 Pazartesi

ÇOK ŞÜKÜR!

ESKİŞEHİRSPOR:1 - GALATASARAY:3 (Baros,Arda,Servet)
Geçen sene Eskişehir'e iki maçta da kaybetmiştik. Çok iyi hatırlıyorum 2. maçı izledikten sonra kafeden çıkarken, dişlerimi gıcırdatarak, "seneye oynayacağımız maçlarda size en az 7-8 gol atıp ezmezsek yazıklar olsun bize" diye kendi kendime söylenmiştim. En azından bugün bunu yaşadığım için çok şükür diyorum.

Sahaya bu dizilişle çıktık. Çok iyi bir futbol oynamadık ama kazanmayı sonuna kadar hakettik. Maçın hemen başında Ivesa'nın büyük hatasıyla golü bulduğumuzda bile, Sivas maçının aynısı olacak ve takım yine skoru tutacağım diye defans yapmaya çalışırken 2 gol yiyip kaybedeceğiz diyordum. Tahmin edemediğim şey Eskişehir'in inanılmaz kötü futboluydu. İlk 2 hafta niye kazanamadıklarını daha iyi anladım.
Rijkaard sonunda Hakan'ın yerine Serkan'ı oynatmayı akıl edebildi. Serkan hücuma fazla yardım edemedi belki ama defansta iyi mücadele verdi ve en azından bireysel hata yapıp gol yedirmedi. Bireysel hatayla gol yedirme sırası bu hafta Ufuk'ta idi. Bir takımın kaleci ihtiyacı ancak bu kadar sırıtabilir.

Servet bu sene ilk kez iyi oynadı. Batuhan'a adım attırmaması yanında havadan ve yerden gelen tüm ilk toplara doğru müdahaleler yaptı. Attığı golden sonraki yüzündeki içten gülümse ve tüm takımın coşkuyla onun etrafında kenetlenmesi, maçlarımızda uzun zamandır gördüğüm en güzel görüntüydü.

Bu arada en güvendiğimiz adamların başında gelen Neill'deki düşüş sürüyor. Baros'un golündeki derin topu nefisti ama bu aralar artan bazı basit hataları ona hiç yakışmıyor.

Maçın adamı Arda bu sene ilk kez sahneye çıktı ve 10dk. lık futboluyla maçı aldı. Startı verdin artık seni hep böyle istiyoruz Arda, bu takıma bu sene borçlusun! Elano'yu da sahada görmek güzeldi takımda kalacağı kesinleştiğine göre biran önce oda kendini sahaya verip Arda'ya yardımcı olmaya başlamalı. Baros'un golündeki koşusuyla kaleciye yaptığı baskı çok önemliydi.

Eskişehir bu sene 5 büyükler dışında Kayseri ile birlikte en çok iş yapacağını düşündüğüm iki takımdan biriydi ama bu maç onları hiç beğenmedim. Daha derin incelemek gerekirse:


Eskişehirspor analizi:

Geçen seneki 7.lik kısmen başarı sayılabilir ama Rıza hoca takıma bir türlü iyi futbol oynatamıyor. Geçen sene elinde Ümit Karan,Youla,Mehmet Yılmaz ve Burak gibi süper lig standartlarının çok çok üzerinde adamlar varken bile iki pas yapmayı beceremeyen ve sadece oynatmamaya yönelik sert futboluyla isim yapan takımın bu sene işi daha da zor.
Defansta çok açık veriyorlar ve hücumda da bugün Burhan'ın şahsi çabası ve Sezer'in uzaktan şutları dışında hiçbir organizasyonları yoktu.

Hakkında methiyeler düzülen ve bugünde maç sonunda taraftarın tezahurat yaptığı tek adam olan Pele'yide beğenmedim. Diri ve top hakimiyeti iyi bir oyuncu olduğu belli ama çok laubali! Gereksiz paslar deniyor, topu ayağında çok tutuyor kısaca ciddiyetsiz bir futbol oyuyor.

Tello golde klasını konuşturdu ama onun dışında sahada hiç yoktu. BJK'daki isteksiz futbolu devam ediyor. Sağ bek Koray çok çalışkan ve vasat üzeri bir bek bana Deli İbo'nun gençliğini anımsatıyor. Sezer takımın 10 numarası ve hücumda sırtında çok ağır bir yük var. Dar alanda ayaklarına hakim, düşünerek oynayan ve mücadele de eden iyi bir futbolcu ama bugün nedense topu ayağına her aldığında sadece şutu düşündü. Ufuk'la Manisa'da yıllardır beraber oynadıkları için, onun böyle toplarda zaafiyeti olduğunu düşünüp bunu kullanmak istemiş olabilir.

Son sözümüz ise Batuhan'a olsun. Bu çocuk hakikaten sopalık. Koca maç hiçbir şey oynamadı, buna rağmen hala sağa sola sataşıp hakemle dalaşıp durdu. Taraftarı da artık çıldırtmış olmalı ki "Rıza istifa" tezahuratı dışında taraftarın özel olarak tepki gösterdiği tek isimdi.

29 Ağustos 2010 Pazar

UMUT BULUT "Gole en içten sevinen adam!"

Teofilo sezona süper bir başlangıç yaptığında Trabzonspor adına çok sevinmiştim. Umut artık tek alternatif değil, bu iki adam dönüşümlü (veya beraber) oynadıklarında bu sezon takımın büyük başarılarında önemli roller alacak demiştim ve artık forvet konusuna halloldu gözüyle bakıyordum.

Fakat yönetim PAF takımdan genç bir 3. forvetle kadroyu yedekleyip, sezonu bu iki adama emanet etmeye cesaret edemedi ve açgözlülük yapıp birde Jaja'yı transfer etti! Evde kağıt kalemle kadro kurup, hayal ederken böyle 3 forvete sahip olmak güzel gelebilir ama gerçek hayatta işler öyle yürümüyor maalesef! Hatta gerçek hayatıda geçtim FM/CM oynarken bile 3 tane bu seviyede forvetle sezona başlarsanız adamlardan biri mutlaka arıza verir ve nitekim TS'da o arızayı verende Umut oldu.

Umut Bulut, sürekli rakip defanslarla boğuştu, onları rahatsız etti, her maç koştu, didindi ama biz Türk futbolseverler koşmayan, enerjisini gol vuruşuna saklayan forvet tiplerini daha çok sevdiğimizden asla ona hakettiği değeri vermedik. En büyük eksikleri; net gol pozisyonlarında soğukkanlılığını koruyamaması ve gol vuruşlarındaki beceri yetersizliği olan bu adamı bir türlü sevemedik..
TS'da beraber oynadıkları dönemde bol bol Gökhan Ünal ile kıyaslandılar hatta kale önlerinde topa bir miktar daha "işbilir" davranıyor diye çoğunluk Gökhan'ı bir basamak yukarı koydu. Benim bu konudaki fikrim ise çok net: Futbolculuklarına 10 üzerinden bir not veriyorsak ve Gökhan'ın notu 7 ise, Umut'un notu en az 14 olmalı.

Son 10 yılı düşündüğümüzde yüzlerce forvet arasında, Umut çalışkanlığında sadece FB'deki genç Nobre ve Baros'u sayabiliyoruz ama Umut onlardan da inanılması güç istikrarıyla sıyrılmasını biliyor. 2003-2004 te henüz 20 yaşında Ankaragücü'nde parlamaya başlayan Umut o sezon 22 maç oynadı. O günden bugüne geçen 6 sezonda ligde oynadığı maç sayılarını veriyorum sıkı durun: 34 - 33 - 31 - 33 - 33 - 31 !!!


Makine olsa bozulur, bakımı gelir, güç ünitesi yanar, yatak sarar ne biliyim mutlaka birşey olur ama stili gereği bunca ikili mücadeleye giren bu adam, bizim mücadeleden kaçarak kendini daima son vuruşa saklayan çıtkırıldım yıldızların aksine sakatlık nedir bilmiyor! Ayrıca çokta kötü olmayan bir yüzdeyle her sezon da 10-15 arası golü var. (Geçen sene kırmızı kart cezası nedeniyle kaçırdığı tek maç ilk aşkı Ankaragücü maçı)

Asıl konumuza dönersek bahsettiğimiz forvet enflasyonundan haklı olarak rahatsız olan Umut Fransa'nın Toulouse takımına gitmeye karar verdi ve hatta iki kulüp yönetimi de boservisi konusunda 3.5 m€ 'ya anlaştı. Fakat ne seven ne sevdiren Şenol Güneş olmazzz! dedi ve ilk iş olarak Umut'u kadro dışı bıraktı hemde henüz 27 yaşında olan bu adam geçtiğimiz haziran ayında (henüz Jaja ortada yokken) bu sene sonu bitecek sözleşmesini 2013'e dek uzatmışken...

Son olarak basında, Umut'un gitmesi halinde TS, Makakula'yı alacak haberleri çıkmaya başladıya bende artık yuhh diyorum, Fatih Tekke ile Hami'yide geri çağırında gözünüz doysun!

Ankaragücü'nün meşhur gecekondusuna hiçbir adam onun kadar yakışmadı ve bu deli çocuk o gecekonduya nasıl yakıştıysa, Fransa veya başka bir Avrupa takımına da o kadar yakışacak!


Bursaspor maçında Trabzonspor'a beraberliği getiren golü atan Umut Bulut, attığı golün mimarının annesi olduğunu söyledi. Umut, "Maçtan önce bana, 'Oğlum arka direğe koş, top hep oradan gidiyor' dedi. Ben de bu maç onu yaptım ve golü attım. Yani golün asisti annemden geldi" dedi. (15/02/2010)

28 Ağustos 2010 Cumartesi

MİSİMOVİÇ GELİYOR! (MU?)

Transfer sezonunun bitmesine 2-3 gün kala Misimoviç haberleri tekrar hız kazandı. Kallström, Rosicky, Baptista, Ledesma ve Emana gibi isimler defalarca sıralandı durdu. Emana hariç hiçbiri derdimize ilaç olacak isimler değildi (sadece Emana denenebilirdi) ama Misimoviç tam da bu takım için biçilmiş kaftan!

Bu seneden beklediğim hiçbir şey yok! Ne Rijkaard ne de Adnanlar'dan hiçbir umudum yok. Taraftar tepkisini azaltmak için can havliyle (kulübün tapusunu verip) saçma sapan 15-20 m€ luk transferler yapılmasına da sonuna kadar karşıyım. Ama önümüzde daha 32 tane lig maçı var ve ben sinir hastası olmak istemiyorum.

Mücadelesini sonuna kadar veren, elinden geldiğince iyi de futbol oynayan bir takım kurmak adına (bir yandan da seneye için düzgün bir kadronun ilk taşlarını atarak) Misimoviç'in alınması ve bir de kaleci transferi şart.

"Kaleci-Sabri-Neill-Zan-Çağlar-Cana-Barış-Arda-Misimoviç-Elano-Baros" şeklinde bir ideal 11 oluşturup, rotasyonda da Ufuk,Kewell,Pino,Musa, Batdal,Sarp,Serkan ve Aydın'ı kullanarak, PAF'tan 4-5 genç takviyesiyle oluşturulmuş bir kadroyla bu seneyi formanın hakkını vererek geçirebiliriz.

Aykut-Ayhan-Hakan-Servet-Serdar-Ali 'nin sözleşmelerini hemen feshederek kalanlara bir göz dağı verildikten sonra tabi..

Perşembe günü Aydın'ın son dakika golünden sonra gol sevincine sadece Barış ve Baros koştu. O gole bile koşmayan adamlar, oynadıkları takımın taraftarının GS taraftarı olduğuna dua etsinler. Zamanında Rüştü'yü bile yumruklayanlar bunları sopayla kovalasa yeridir..

ÖZLÜYORUM


Crouch benimm...


Fenerbahçe maçlarında uyuşuk Gökhan Ünal'ı marke ederken fazla zorlanmayan Jemal, Crouch'u tutuyor (!)

Young Boys'u Fenerbahçe maçlarında oynadıkları başarılı hücum futbolu nedeniyle çok beğenmiştik. Hatta Fener'i çok sert eleştirenlere "Etmeyin beyler, 2008'de Metalist Kharkiv BJK 'i elediğinde de Ertuğrul'u Bursa'yı şampiyon yapmaya göndermiştiniz ama o Metalist'in nasıl bir takım olduğu sonradan ortaya çıktı!" diyorduk.

Young Boys, Fener'den sonra Tottenham'la eşleşti ve ilk maçta onları da 3-2 yendi! Rövanşta ise rüya bitti. Peter Crouch'un ikisi kafayla (bkz. resim:)) olmak üzere, attığı üç golle Tottenham, 4-0'lık sonuçla genç oğlanları evine yolladı.

Bu arada sakın PAOK ve Karpaty'i de Metalist veya Young Boys ile bir tutup nimetten saymayın! 2.ligten Fener/Galatasaray taraftarı 11'er futbolcu alıp rövanşta sahaya çıkarsaydınız, o adamlar o topu ısıra ısıra parçalar turu yine geçerdi!

Manchester United, Valencia, Glasgow Rangers ve BURSASPOR!

Bursaspor, kura çekimine son torbadan katıldığı şampiyonlar liginde, C Grubunda yer aldı ve Manchester United (İngiltere), Valencia (İspanya) ve Glasgow Rangers (İskoçya) ile eşleşti.

Kimse Bursa'dan ilk senesinde ş. liginde tarih yazmasını falan beklemiyor ama nasıl olsa yenileceğiz diye elden gelen tüm çaba gösterilmeden maçlar kaybedilirse önümüzdeki seneler için hiçbir tecrübe kazanılmaz. Bursasporlu futbolcular artık güçlerini biliyor, böyle bir duruma ihtimal dahi vermiyorum.

Orta halli bir kura diyelim, 2. torbadan Real Madrid çekilse daha başlamadan tüm hevesimiz kaçabilirdi. Bugünkü Valencia ve Rangers oynamadan kafada yenileceğiniz takımlar değil. Tabii ki grubun favorisi Manchester. Normal şartlarda puan koparmak zor ama gruptan çıkmayı garantiledikten sonraki maçlara yedeklerle çıkma düşüncesinden kesinlikle taviz vermeyen bir takım. Sırf bu yüzden bile Chelsea-Arsenal-Inter-Barcelona gibi denk takımların içinden Man.'ı tercih ederdim ben..

Rangers'tan iki maçta alınacak 4 puan ve Valencia'dan gelebilecek bir galibiyet turu getirir. Valencia hakikaten Mendieta'lı, Baraja'lı, Mista'lı, Aimar'lı günlerinden Mehmet Topal'a muhtaç kalacak hale gerilediyse o galibiyet kesinlikle hayal değil!

Gruptan çıkamasak bile en kötü 3. olacağımızı düşünüyorum! Ertuğrul Sağlam, Anadolu takımlarının kolay yakalayamadığı Avrupa'da (hemde ş.liginde) vitrine çıkma şansını kolay kolay harcatmaz!

SALT


Pazartesinin 30 ağustosa denk gelmesinin yarattığı "3 günlük yatış öncesi cuması" şöyle bi sinema yapayım istedim. Film de öle pek kafa yormasın, hoplamalı zıplamalı bişey olsun, aksın gitsin diye bakınırken (Jolie ablanında etkisiyle tamam) Salt'ı izlemeye karar verdim.

Pek bişey beklemediğimden mi ne filmin başı oldukça hoşuma gitti, yaşlı rus ajanın sorgulanma sahnesindeki başarılı oyunculuğu aklıma Inglorious Bastards'ın başındaki nazi subayının köylüleri evlerinde sorguladığı sahneyi getirdi ve öle olunca da "vayy be fena film diil galiba sadece Jolie'nin kıçını başını göstermek için çekmemiş olabilirler" diye düşündüm haliyle..
Ama iyi oyunculuk izleme zevkimiz maalesef filmin kalanında da sadece bu abi (Daniel Olbrychski) ile kısıtlı kaldı.

Klişe kavramının sınırlarını aşan Amerika/Rusya çekişmesi, tek tuşla patlayacak nükleer silahların son saniyede önlenmesi geyiği, vs.. Aşırı aksiyon ağırlıklı bir film olmuş, bariz bir şekilde kadından Jason Bourne yapmaya girişilmiş ama olmuş mu dersen ı-ıh olmamış! Sahneler gerçekçilikten çok uzak. Angelina ablanın dövüş sahnelerinde rezillik çıkmasın diye kamerayla fazla hızlı hareketler var buda izleyiciyi rahatsız ediyor.

Filmin, kahramanın masum olup olmadığı bilinmeden ilerlemesi, çok yakın geçmişte gösterimde olan "from paris with love" daki esas oğlanın sevgilisinin durumuyla birebir aynı, iki film pek çok açıdan benzeşiyor ama Salt bazı sahnelerine gösterilen özen sayesinde birazcık daha iyi diyebilirim.

İzlemezseniz hiç bir şey kaybetmezsiniz, izlerseniz de sinema sanatı adına hiçbir yenilik veya orjinallik göremezsiniz ama canınız sıkılmadan eğlenceli zaman geçirmek için uygun.

Benim notum : 7.2

27 Ağustos 2010 Cuma

Beceriksizlik + Baltalık

Böyle bir takıma böyle bir maçla elenmek inanın çok yakıştı. Koca maç 2 pas yapamayacaksın, sonra uzatmada kaza bela bir gol atıp turu geçeceksin! Futbolun adaleti yok derler de o kadarda değil.

Ali Turan, özellikle saydım 30 kez falan topla buluştu. 25 ini direk olarak taç/aut veya rakibe attı. Mehmet Polat'tan beri hiçbir futbolcumuzun "futbolcu olmadığından" bu derece emin olmadım. Galatasaray camiası yeni bir dalga geçme figürü edinmiştir. Herkese hayırlı uğurlu olsun.

Serdar, transferine olumlu yaklaşırken "biz Aydın'ı bile umutla 3-4 yıl bekledik Serdar ımı beklemeyeceğiz" dedim. O Aydın bile çıktı golünü attı Serdar'ın hala tek olumlu hareketi yok!

Hakan Balta ensesiye 3.maçında 4. asistini yaptı. Rijkaard Eskişehir maçında da kesin onu oynat. Sakın Serkan'ı falan orda deneme, Hakan asist krallığına koşuyor mani olma çocuğun istikbaline.

Rijkaard defteride böylece kapanmıştır. Maç sonu röportajında sanki mesaiyi bitirmesine 1-2 saat kalmış sıkıntıdan patlayan memur gibiydi. "Stoper istedim alınmadı, kalite yok, sakat çok" dedi. Boşu boşuna lig bitmeden gönderip dünyanın tazminatını ödemeyelim bu kadroyu Mourinho'da gelse adam edemez.

Bu arada bizim tahminlerde 3/4 tuttu. Tek Fenerbahçe'den yattık. Onlarda GS'dan farklı değiller ama en azından geniş bir kadroları, izlemek için merakla bekledikleri Stoch'ları, Niang'ları var..

Trabzon gücü yettiğince mücadelesini verdi. Asıl zor olanı başarıp 1-0 ıda buldu ama rakip PAOK veya Karpaty olmadığı için üstüne yatamadı.

Bide Quaresma ne vurdu be..

25 Ağustos 2010 Çarşamba

AVRUPA SINAVLARI ÖNCESİ


  • Trabzonspor: Herkesin hezimet olur dediği ilk maçta Liverpool'a kafa tutmayı başardı. Umut'un son dakikadaki pozisyonu gol olsa çok daha umutlu konuşabilirdik. Yinede Gerard ve Torres'in oynamayacak olması büyük avantaj. Burdaki maçta tek gol yediğin an 3 tane atman gerekecek, yani Trabzon kazanmak zorundayım diye gözü kapatıp saldırmamalı, ilk maçtaki taktiğini tekrarlamalı. Sağlam bir oyun, iyi mücadele, sıkı defans ve gelebilecek 1-0 lık bir galibiyetten sonra uzatmalara ulaşabilmek tek şans. Tahminim: Trabzonspor elenir.
  • Galatasaray: 4 takımımız içinde sonucu tahmin edilmesi en zor olan maç bu. GS iyi durumda değil çok eksiği var ama ilk maçın ikinci yarısı yada Bursa maçının ilk yarısı kadar bir top oynayabilse turu geçmeye yetecektir. Bu kez, takımın şu anda yarısı olan Kewell'da yok. Baros'a servis yapabilecek sadece Arda var ve onunda form durumu ortada.
    Tahminim: Galatasaray elenir.

  • Fenerbahçe: Alex ve Stoch hafta içi dinlendiler FB bu maça tam kadroya yakın çıkacak. İlk maç rakibi az çok tanıdık, çok iyi futbol oynamasada FB tur için bir adım önde. Tahminim: Fenerbahçe turu geçer.

  • Beşiktaş: Turu zaten ilk maç geçti. Fazla zorlanmadan bu maçı da kazanırlar. Schuster Lig maçındaki gibi fantazi bir kadro çıkarmayacaktır.
    Tahminim: Beşiktaş turu geçer.

24 Ağustos 2010 Salı

AURELIO > FİNK

Beşiktaş çift ön liberoyla oynuyor. Elindeyse bu yerin 4 adamı Ernst-Fink-Necip-Uğur ve kolay maçlarda burda kullanılması düşünülen Guti vardı. 2 formadan biri banko Ernst'in. Uğur'un ise varlığını bile ciddiye alamıyorum maalesef hatta Uğur yokta diyebiliriz bence.

Ön liberolar kabaca ikiye ayrılır. İlk gruptakiler yeteneksizdir ama bayılana kadar koşar, rakibe vicdan azabı gibi yapışırlar öle olunca sende pek sesini çıkarmazsın (Mehmet Topal, Saidou, Batista, Tayfur, Kemalettin kısaca Gattuso deyip geçelim vs..).

İkinci gruptakilerse o kadar iyi dövüşemezler ama yeterince koşar, yerini kaybetmez, üstelik maç içinde herkes 10 numaralara bakınırken, bunlar araya 2 pas bırakır veya çatala bir frikik asarlar, ölümüne boğuşmasalarda gözü kapalı orta sahayı emanet edersin (Giunti,Emre Belözoğlu, Ergiç, Tugay yada Pirlo yahu işte bildiğin..)

Lakin ben Uğur İnceman gibi bir orta saha oyuncusu hiç görmedim. İki gruplada alakası yok, ne bir maç 2-3 top kapar, ne bir golünü veya asistini hatırlarım, nede birini ısırdığını gördüm. Bir insan sırf yedek oturunca küsmüyor, anormal top kaybı yapmıyor (hiç insiyatif almadığı için) diye yıllarca BJK'da nasıl barınır anlamıyorum.

Neyse asıl konumuza dönersek; Ernst'in yanı için Fink ve Necip vardı ve yabancı kontenjanındaki malum sıkıntı nedeniyle 18 yaşındaki Necip'le koca sezon planlanamazdı. Bu nedenle, o yaşlardaki adamların transfer edilmesine çok karşı olmama rağmen, 33 yaşındaki Aurelio BJK için yerinde bir transferdir, çok yararlı olacaktır. Umarım bu sene Necip bol bol oynar ve Aurelio ile aralarında dengeli bir rotasyon uygulanır. Fink'e de artık mutasyondan başka bişey uygulanmaz ve oda Almanya'ya döner.

23 Ağustos 2010 Pazartesi

ÜÇ BÜYÜKLER ÇOK ŞEKERLER

Önce Beşiktaş, sonra Galatasaray ve bugünde Fenerbahçe...

Bu hafta, ligimizde pek sık rastlamadığımız bir şey oldu ve Anadolu takımları üç büyükleri eli boş gö(z)ü yaş bıraktı. Son 2 yıldır öyle eskisi gibi içerde 5 dışarda 3 diye bişey kalmadı. Artık kavga gürültü 1-0'ı alan soyunma odasında sevinçten ne yapacağını sapıtıyor.

Efsane Trabzon, 5.büyük Bursa, o ünvanın ilk ciddi adayı Sivas, 6.büyük olmaya koşan Kayseri, Avcı'nın projesi Belediye, Yıldızlar karması Ankaragücü, Yılmaz Vural'ın fantazi Kasımpaşa'sı, muhteşem taraftarıyla Eskişehir, yılların Gençler ve Antep'i...

Allah büyüklere kolaylık versin.. Büyüklük hakedende kalsın...

ŞAMPİYON GİBİ...

GALATASARAY:0 - BURSASPOR:2

Galatasaray, bu sezon oynadığı 6. resmi maçında, ilk kez maça iyi başladı ve bu iyi futbolunu tüm ilk yarı boyunca sürdürdü. 4 tane %100 gol pozisyonunu kaçırdıktan sonra Bursa ilk geldiği topta golü buldu. Golü yiyince futbolcuların üzerine, aha yine yeniliyoruz tribi çöktü ve ayaklar dolanmaya başladı.

Bursa şampiyona yakışır şekilde ne yaptığını bilen, sağlam ve akıllı bir futbol oynadı. Volkan mükemmeldi. Sadece kontraatak futbolunda etkili olur, geniş alan topçusudur diyenler ağzı açık izlediler onu. Arda'dan yapması beklenen her şeyi o yaptı, top tuttu, çalım attı, takımını hızla hücuma çıkardı, şut attı, orta yaptı, asist yaptı.. Bu maç Volkan 'ın herşeyiyle kalifiye bir hücum oyuncusu oluşunun tescillendiği maçtır. Bir de Volkan atılsaydı da şuydu buydu diyenler var, ben orasını bilmem, hiçbir zaman hakem yazan bir blog olmayacak bu.

Sen 4-3-3 oynayacağım diyorsun, geçen sene 3. Olan takımda en çok sırıtan yerin orta üçlün! Mehmet Topal’ın sağına ve soluna iki adam alman ve kalecini değiştirmen lazımken, ilk 11 inden tek iyi önliberonu, kalecini ve kazandığın maçların üçte birini şahsi çabasıyla kazandırmış sağaçığını gönderiyorsun. Kaleci alamıyorsun, ön liberonun yerine sakat Cana'yı alıyorsun, sağ açığının yerine de tamamen piyango olan ve ancak 6+2+2 nin son +2 si olarak kabul görebilecek Pino’yu alıyorsun. Bahsi geçen gerekli iki orta saha oyuncunun zaten adı bile yok!

Bursa geçen yılki kadrosunu bozmayıp üzerine 5 tane kaliteli transfer yaptı. Son şampiyon sadece sahada değil, maçtan önce kağıt üzerinde de Galatasaray dan daha iyi takımdı ve kazandı.
Hafta arası GS'ın elenmesi durumunda, doğru dürüst iki transfer yapmayı beceremeyen yönetim, şimdi bir de teknik direktör aramaya başlayabilir.

22 Ağustos 2010 Pazar

TAMAM TAMAM Bİ DAHA YAPMICAM !

Beşiktaş:0 - İstanbul BB:2
Maçı izlerken ortamdaki biri "Aaa İbo hakemle aynı yaştaymış koçum benim be hala amma koşuyo!" dedi. Bende "Olay o değil ki ama illa oysa istatistiklere bak hakem ondan yarım km. daha fazla koşmuş" dedim.

3 büyükler içinde en fantastik transferler yapan ve oynadığı istekli futbol itibariyle de lige en fazla hazır gözüken takım Beşiktaş'tı. Schuster'in kafasında, dış saha maçlarına Ernst-Necip önlerinde Guti, iç saha maçlarına ise Ernst-Guti önlerinde tercihen Delgado veya Tabata ile çıkmak vardı. 34 maç oynayacak ve bunların en az 28 ine kazanmak için çıkacak bir takım için bu fikir bencede kabul edilebilir. Fakaaaat..

Sen İBB gibi BJK 'nın başına her maç bela olmuş bir takımın karşısına, sırf hafta içi Avrupa 'da, ik maç rahat rahat 2-0 yendiğin Finli rakiple rövanşın var diye Guti, Bobo ve Necip'i kesip, orta sahada sadece Ernst ile çıkarsan, ilk yarıda hamle sıranı Nihat ve Holosko'nun basiretsizliğiyle harcadığında, mükemmel bir kontra atak takımı olan İBB'de 2. yarının ortasından sonra hamle sırası kendisine geçtiğinde işini böyle bitirir!

Schuster, BJK'yı tam bir hücum takımı olarak dizayn etmek istiyor. Bunun içinde defansı çok önde kurmak ve ordan akıllı toplarla çıkmak zorunda. Bu anlayışı uygularken en büyük dayanağı ofsayt taktiği olacağı için, geçen sene köküne kadar bir defans takımı olan BJK'de hepimizi mest eden Ferrari'nin bu sistemde olmayacağını çok çabuk gördü. Ben dahil büyük bir kesim tarafındanda eleştirildi. Sivok'un başına gelen şanssızlığın üzerine Toraman'da sakatlanınca mecburen Ferrari'yi denedi ama bugünkü yenilen ilk golü görünce adam haklıymış dedim.

Genç kaleci Cenk yine başarılı bir maç çıkardı ama yavaş yavaş kusurlu yanlarıda kendini belli etmeye başladı. Öncelikle çıkmaması gereken toplara hemde zamanlama hatalarıyla çıkıyor. Birde ayağıyla topu oyuna sokmada olması gerekenden zayıf ama bunu çok çalışarak geliştirebilir (Rüştü ile çalışarak değil tabi sakınnn!). Yine de çok umut veren soğukkanlı bir kaleci ve daha yolun başında, çok daha iyi olacak.

Nihat ve Nobre geçen sezon başı itibariyle futbolu bırakmalarına rağmen sırf jübile maçlarını izlemedik diye yönetim ikisine yıllık toplam 5.5m€ ödüyor!

Quaresma acayip istekli, onu kariyeri boyunca sadece Porto'da böyle gördüm. Adamı tüm dünyada, bu tip bir kabiliyetler toplamı olarak karşılaştırabileceğimiz en fazla 3-5 kişi var fakat bu deli dana gibi koşuşturması, her topta bir iş bitirme sevdası ve topu kaptırınca rakibine herhangi bir organıyla hasar verme girişimleri bana nedense Hasan Şaş'ı anımsattı. (Kel diye mi öyle oluyo lan yoksa :)

Çok olumlu referansları olan Ersan'ı bugün ayrı bir gözle izledim. Tipik Türk stoperler gibi topu oyuna sokamıyor ama çabuk ve sert bir futbolcu. Biraz daha izleyelim bakalım umarım milli takım alternatiflerinden biri olacak seviyeye gelir.

Erhan Güven kendine iyi bakarsa orta halli bir Anadolu takımında stoper olarak futbol hayatını sürdürebilir ama BJK'da hemde sağbek! oynaması kesinlikle im-kan-sız !! Birde bu adamı genç abisi o daha ilerde olur belki diye savunmayı bırakın lütfen, bilmeyenler için geliyor: adam 29 yaşında yahu!

İBB yıllardır alışılan topunu oynadı ve yine "Arjantinli" İbrahim Akın ve "pırpır" İskender ile sonuca gitti. Bu isimler dışında sadece Tevfik Köse gözüme çarptı sanki topla akıllı işler yapabiliyor gibi.. Diğer maçlarında performansına dikkat edeceğim.
Schuster ligi bu derece küçümseyince Abdullah Avcı kulağını hafifçe çekip bıraktı. Bu kadar eken bir ders hayırlı olacaktır. Beşiktaş hala ligin en renkli ve en izlenesi takımı.

19 Ağustos 2010 Perşembe

BAROS İPTEN ALDI !

Galatasaray:2 - Karpaty:2
Rijkaard, Sivas maçının ikinci yarısında döndüğü kadroyla maça başladı. Kewell solda, Arda oyun kurucu, Batdal tek forvet olarak sahadaydı. Berbat bir ilk yarı oynadık. Hakan Balta için artık söyleyecek hiçbir şey bulamıyorum. Zaten Rijkaard 'da olayın farkında ki maçtan önce normalde hiç yapmadığı bişey yaparak "Keşke Çağlar sağlam olsaydı çok işime yarardı" diye bir demeç verdi. Yani "Hakan 'ı oynatmaya mecburum Allah yardımcımız olsun" demekti bu.

Yenilen iki gole bakıyoruz Sivas maçında rezil oynayan Ali, Servet ve Hakan yine başrolde!! Geri dörtlünün üçü, iki maç üstüste böyle oynayabiliyorsa senin herhangi bir rakibe falan ihtiyacın yok zaten. GS sahaya karşısında rakibi olmadan çıksaydı da o üç adam bir şekilde topu bizim kaleye sokarlardı.

Kewell-Baros ikilisi turu geçmek için GS 'a bir şans daha tanıdı. Baros döndüğüne göre Bursa önüne de Kewell solda, Arda göbekte çıkacaktır. Arda beyin artık bişeyler yapmaya başlayacağı maç bu maç olabilir. Ufuk 'un eli kolu kırık falan değilse bi zahmet bide onu denemek gerekmez mi? Aykut daha ne yaparsa Ufuk 'a sıra gelecek veya Ufuk antremanda Rijkaard 'ın anasına sövmüş olabilir mi bunları bilmiyorum!

Son söz; Sabri ve Çağlar beklerde beraber oynamaya başlamadan kimse Galatasaray 'dan şıkır şıkır top oynamasını beklemesin. Dertler bir tane değil ama şu an en önemlisi hareket eden topa ayağını denk getirmeyi kafi başarı gören 2 bekle 4-2-3-1 oynamak!

18 Ağustos 2010 Çarşamba

Mesut Özil 'in şans meleği

Resimde ayağına kayan Barış Özbek 'le 2005 yılında Almanya yerel lig takımlarından Rot-Weiss Essen'de beraber oynuyorlardı. Sadece 5 yılda Mesut, Real Madrid 'e transfer olurken Barış antremanlarda Mustafa Sarp 'ın ayağına kaymaya devam ediyor.

Tabiki Mesut 'un bu yükselişini şans meleği tek başına organize etti demiyorum ama gerçekten melekte oldukça sıkı çalıştı. Neler mi yaptı? Şöyle bir bakalım..

2005 te Schalke 04, Mesut 'taki yeteneğin farkına vardı ve onu transfer etti. İlk etapta işler 18 yaşındaki bu çocuk için hiçte kolay değildi. Takımın 10 numarası yine tanıdık bir sima olan Cassio Lincoln 'du. Mesut 2007 ye kadar onun arkasında oturdu. Daha ne kadar oturacağı da belli değilken melek ilk kıyağını yaptı ve 2007 'de Lincoln, Galatasaray 'ın yolunu tuttu. Birden kendini göstermek için şans bulmaya başlayan ve iyi maçlar çıkaran Mesut artık bir yıldız adayı olarak 2008 'de Werder Bremen 'e transfer oldu.

Burada ilk sezonu olmasına rağmen ara ara şans buluyor fakat bu seferde başka bir yıldız Diego 'nun gölgesinde kalıyordu. Melek bir kez daha sahne aldı ve 2009 'da bu kez de Diego Juventus 'un yolunu tuttu! Mesut 'ta onun boşalttığı pozisyonda 2009-2010 sezonunda attığı 9 golle Bundesliga yıldızlığına terfi etti.

Fakat hala eksik bir şeyler vardı. Kulüp kariyeri hızla yükseliyordu ama dünyanın zirvesine çıkmak için önünde 2010 Dünya Şampiyonası sınavı vardı. Werder 'deki performansıyla milli takıma seçilmesi tabiki sürpriz değildi ve Ballack 'ın arkasında otururken arada bir kaç dakika şans bulup kendini gösterse fena da olmazdı hani fakat o da ne!!

Melek, Ballack 'ı başka bir milli takıma transfer etmesinin mümkün olmadığını anlayınca işini bu sefer daha sert bir yolla halletti. Kupanın başlamasına 20 gün kala ayak bileğindeki lifler yırtılan Ballack dünya kupasını kaçırdı. Gerisini zaten biliyorsunuz. Mesut 'ta üzerine düşeni en iyi şekilde yaptı ve önümüzdeki sene Real Madrid 'de top oynayacak..

Bu sefer meleğin işi gerçekten zor çünkü şeytan Mourinho ile uğraşmak diğerlerinin hiçbirine benzemeyecek ...

Fenerbahçe'nin artı ikisi kimler olacak?

Uzun süredir beklenen oldu ve Mamadou Niang ile 4 yıllık sözleşme imzalandı.

Şimdi işler iyice karışık. Guiza ve Deivid 'in 6+2+2 nin son halkaları olacağı gün gibi aşikar. Onları geçip biz kulübede oturacak +2 yi tahmin etmeye çalışalım. Mevcut yabancılar Niang, Stoch, Dia, Bilica, Lugano, Santos, Cristian ve Alex 'ten ikisi kendisini ilk 11'in dışında bulacak.

Bence her şartta yeri garanti olan üç isim var bunlar Lugano, Santos ve Stoch.
Defansta İlhan ve Bekir'in halini gördükten sonra Aykut Kocaman 'ın kolay kolay Bilica 'yıda kesemeyeceğini düşünüyorum. Etti 4!

Ben Cristian 'ı oldum olası beğenmem. Cristian Türk olsaydı bile sahada Emre 'nin yanında yer vereceğim kişi Selçuk olurdu. Sürpriz golleri, hava toplarındaki üstünlüğü ve mevkii için yumuşak sayılabilecek ayaklarıyla, şimdiye dek hiçbir özelliğine şahit olamadığımız Cristian 'dan daha iyi olduğunu düşünüyorum. Yani kenarda kalacak ilk adam Cristian olacaktır!

Dia ve Niang forma için rakipleriyle yarışacakken Alex için ise durum tamamen farklı.
Ya sonuna dek onunla (Alex De Sonsuza) denilip aynı sistemle devam edilecek yada Alex imparatorluğu sona erecek ve FB yeni bir sistemle yepyeni bir sayfa açacak. Young Boys maçındaki oyundan alınışı ikinci şıkkın ilk işareti gibiydi. Uzun yıllardır ilk defa hızlı ve etkili iki kanat adamı alındı, ilerde de Semih ve Niang ikilisiyle Fenerbahçe çok iyi bir 4-4-2 takımına dönüşebilir. Bunun uzun vadeli düşünen Kocaman 'ın yavaş yavaş uygulamaya sokacağı bir aksiyon olduğunu düşünüyorum. Planınında, Alex 'in bu sezon daha az süre alması ve seneye 1 yıl daha yaşlanmasının da koz olarak kullanılarak Alex defterinin tamamen kapatılması olduğunu tahmin ediyorum. Bu sebeplerle bu sezon için ilk etapta Alex 'ide 11 de düşünebiliriz.

Geriye kalan son kulübe bileti için ise şu sorunun cevabının verilmesi yeterli.
Dia-Mehmet veya Niang-Semih değişikliklerinin hangisi? Büyük tantana çıkarılarak lig başladıktan sonra anca getirilebilen Niang 'ı kesmek kolay olmayacaktır. Artık bu yolun yolcusu olmuş Semih 2 gol 1 asistlerine yine sonradan girdiği maçlarda devam eder. Böylece son kulübe bileti de Dia 'ya kalır. Mehmet Topuz 'un Dia' ya göre daha çok defansif mücadeleye katılması ve rakip ataktayken gerektiğinde göbeği kapatması, gerektiğinde bekine yardıma gelmesi gibi özellikleri onun en önemli tercih nedenleri olacaktır.

Yani Guiza ve Deivid (ilişikleri kesilene dek) tribünde, Dia ve Cristian 'da yedek kulübesinde beklemeye mahkumlar.

16 Ağustos 2010 Pazartesi

3 BÜYÜKLERİN KADROLARI ÜZERİNDEN MEVCUT DURUM ANALİZİ

Galatasaray'da işler kötü gidiyor ve kadro yetersiz diye yazdık. Hazır yeri gelmişken, liginde başındayken kadro yapısına göre (ağırlıklı olarak Galatasaray olsada) 3 büyükler için bir kıyas analizi yapalım. Sezon sonunda burda konuşulmayan neler gerçekleşecek yada neler aynen yazıldığı gibi çıkacak tekrar bakarız.



















GALATASARAY CEPHESİ :

Rakiplerine göre en zayıf olduğu yerler: Kaleci, oyun kurucu ve 1 stoperi rakiplerden çok çok zayıf. Guti ve Alex çatır çatır oynuyorken Elano için hala kakalanacak yer aranıyor. BJK'de Toraman, Zapo, Ferrari, Sivok ; FB'de Lugano ve Bilica var. GS 'da Neill'in yanında oynayacak kaliteli bir oyuncu kadroda yok. Elano ve Servet adam olup ellerinden gelen en iyi performansı sergileyecek olsa (hayal kuruyoruz ya) bir ihtimal en azından mücadele edebilirler ama herşey çok açık. Durum berbat.

Rakiplerine denk, problemsiz yerler: Forvet, 1. stoper, sağ bek ve sol açıkta problem yok. Zaten şu an Galatasaray'a hacı al sana 50m€ para kimi alacaksan al anamız ağladı deseler bile Baros, Neill, Sabri ve Arda'nın yerini ellemeye kıyamaz. İlk 11'in bu 4 pozisyonunda bir sıkıntı yok. Sol açıklar üçününde iyi, forvetler üçününde iyi, sağ bek BJK nın en zayıf, Fenerin en kuvvetli yeri.

Ne bok yiyeceği bilinmeyen, performansına göre belli olacak soru işareti pozisyonlar: Bunlar sol bek ve bir ön liberosu. Potansiyeli olan ama bir türlü eski formuna dönemeyen Hakan ve hakkında iyi duyumlar aldığımız ama ne vereceği henüz belirsiz Cana. Cana'nın karşılığı Emre ve Ernst olduğu için burda iş çok zor. Hakan'ın işi biraz daha kolay Santos ve İbo ile aralarında uçurum yok.

Zayıf olduğu ama şansına rakiplerininde zayıf olduğu yerler: Bunlarda bir ön libero ve sağ açık. Ayhan,Sarp,Barış ve Musa hepsini toplasan yarım ön libero ederler. FB'de Cristian ve Selçuk; BJK'da Necip,Fink ve Uğur. Bunlarda aman aman adamlar değil ama içlerinde sadece Necip'in bir adım öne çıkma ihtimali var bekleyip göreceğiz.


İlk 11 lerde durum böyle gelelim rotasyon elemanlarına: Bu yazılan 11'lerde adı geçmeyen (bazıları 6 yabancı kuralı nedeniyle) ama uzun lig maratonunda çok önemli olan ve ligin kaderini etkileyecek adamlara baktığımızda:
GS'da Serdar,Kewell,Batdal,Zan,Barış, A.Turan,Çağlar
BJK'de Nihat,Nobre,Hilbert,Köybaşı,Erhan,Fink,Tabata,Delgado
FB'de İlhan,Caner,Dia,Cristian,Özer, Semih,Gökhan Ünal...
Beşiktaş'ın kadro sayısal olarak çok geniş ama yedek kalitesi olarak takımlar arasında çok büyük fark yok. Yinede bir sıralama yaparsak en iyi FB sonra BJK ve sonra GS.

SONUÇ: FB ve BJK 'nın kadrosu GS 'dan en az 1 gömlek daha iyi. Ya çok iyi iki transfer yapılacak, Arda da hayatının en iyi sezonunu oynayacak ve az da olsa umudumuz olacak yada dünde yazdığım gibi en iyi ihtimalle Trabzon'la Bursa'dan birini geçip ligi 4. bitireceğiz.

14 Ağustos 2010 Cumartesi

VE KABUS BAŞLADI !

SİVASSPOR:2 - GALATASARAY:1 (M. Sarp)

Bu sezondan önceki son 3 sezona hep başarılı transferlerle ligin favorisi olarak başlamıştık. Kupa, lig başlamadan en iyi kadroyu kurana verilseydi üçüde şimdi bizim müzedeydi. Ama bu sene herşey çok farklı. Eğer zayıf pozisyonları adamakıllı doldurmaya kalksak takıma en az 5 tane 11 futbolcusu almak gerekecekken geçen senenin eh kreatif adamı Keita 'da gönderildi ve şimdi neresinden tutsan elinde kalan bir takımla sezona başladık!

Sağ kanatın emanet edildiği iki adam Serdar ve Pino sakat olunca (ki bu durum çok olucak niye şaşırıyorsun ki) orada zır solak Emre başladı ve rezalet oynadı.

Son söyleneceğini en başta söyliyim: Eğer GS 5-10 gün içinde doğru düzgün 2 transfer yapmazsa(Elano giderse 3) ; mükemmel bir sezon geçirip şansıda yaver giderse en iyi ihtimalle lig 4. sü olur! Kadro yetersiz. Herkes bekliyorki Arda süpermenlik yapsın.

Yandaki dizilişte sahaya çıkıldı ama Ayhan gözüktüğü yerden çok Mustafa ve Cana'nın arasında oynamak zorunda kalınca (ki en fazla topuda o kazandı) hücumda hiç çoğalamadık. Mustafa golü attı ve kalan 83 dakika adını sadece 2 kez duydum ne bir top kaptı ne bir pas attı.

Cana henüz antreman eksiğini kapatamadı, hazır değil ama çok sert bir futbolcu olduğunu birkaç pozisyonda gösterdi.
Kewell ve Ayhan vasat kalan herkes kötüydü ama özellikle Emre Çolak, Ali Turan, Servet ve Hakan Balta berbattı. Rijkaard'ın bu performanstan sonra Emre'yi bir daha sağ açık oynatmayacağına eminim.

Merakla sağ bek performansını beklediğim Ali benden sağ bek olmaz diye bas bas bağırdı. M.Yıldız 'la iki pozisyonda güreşebilmesi dışında hiçbir olumlu hareketi yok. İnanılmaz pas hataları var ve enteresan şekilde topta süremiyor!!

Hakan 1.5 yıldır kötü oynuyor, biz ısrarla Ergün'ü andıran soğukkanlılığı ve ilk yılındaki güzel futbolu yüzünden ha düzelir ha düzelir diye bekliyoruz ama artık yeter. Bugün sıfır "rakamla (0)" kere atağa çıktı. Hiçbir pozisyonda beli dönmedi ve 2. gol onun basit pas hatasından geldi. Çağlar iyileştiği gibi hemen onu 11'e koyup, Hakan'ı 1,5 yıl beklediysek Çağlar'a da en az bir devre kredi tanımalıyız.
Son sözüm ise Servet'e... Hala kafası burda değil geçen sezon full ağladı "Rijkard beni sevmiyoo" diye, adam yabancı stoper almadı işte seni oynatıyor ulan daha ne bekliyosun oynasana işte yalandan dikilmesene orda!

Sivas 'ta 33 yaşındaki Ceyhun gençliğindeki one man showlarından birini daha sergiledi. Mehmet Yıldız kafalardaki imajının tersine mükemmel paslar dağıttı. Ayıboğanlığı, ilerde top tutabilmesi ve karambol bitiriciliği yanında bugünkü pas dağıtımını da sezon geneline eklerse tekrar "ligimizin 3-5 yıldızından biri" statüsüne geri döner.

HEPSİNİ ANLARIM AMA...

- Takımımın ezeli rakibine 6-0 yenilmesini kabullenebilirim.
- Şampiyonluğu son maçta kaybetmesini üstelik bunu algılayamayıp şampiyonluk kutlaması yapmasını bile kabul edebilirim.
- Sana 40-50 m£ kazandırabileceği çok net olan Ribery diye bir genç alıp 3-5 Euro için elinden kaçırmanı sineye çekebilirim.
- 5 Yıl boyunca takımının sağ bek pozisyonunun tek sahibinin Cihan Haspolatlı olmasını içime sindiririm.
- Norveç 'in bir dağ köyünün takımı Tromso ’ya elenebilirsin.
- Hakem aleyhimize 2 penaltı çalıp, 3 oyuncumuzu oyundan mı attı, olabilir..
- Hasan Şaş her maç orta sahadan şut atmaya çalışıyor olabilir bişey demem.
- 350 den fazla golü olan Hakan Şükür ‘ün kaleciyle karşı karşıya golü olmayabilir!
- Yeni Hagi etkisi yaratabilecek tek adam olan Kewell ‘ı, ciddi bir karaciğer rahatsızlığı olduğu için bir daha asla tamamen sağlam izleyemeyeceğimi kendime anlatabilirim.
- 5 yabancı sınırlaması varken hocan sahaya 6 yabancı sürüp hükmen kaybedebilirsin.
- Futbolcuların hakeme sinirlenip 5 tane kırmızı kart görebilir.
- You will never walk alone but you can eat 8 goals from them.
- Futbolcun gol sevincini yaşarken elini şortuna daldırabilir.
- Quaresma 7 ederken Tabata ‘ya 8m£ verebilirsin.
- Ulan hadi başkanın Yıldırım Demirören bile olabilir tamam...

Ama asla, katta ve katiyen sahada ruhsuz ruhsuz gezinen, koşmayan, kaybetmek umrunda dahi olmayan, elinden geleni yapmayan futbolcuların o-la-maz !!!

İşte tam da bu yüzden futbolunu henüz görmediğimiz , çok yetenekli olmadığı söylenen, ve evet hazırlık maçlarında biraz pehlivanıda andıran lakin, kanının son damlasına kadar savaştığı tüm onu tanıyanlar tarafından tartışmasız kabul edilmiş bir Lorik Cana’ya Galatasaray’ın her zaman çok ama çok ihtiyacı vardır.

12 Ağustos 2010 Perşembe

INCEPTION / BAŞLANGIÇ

"The Dark Knight - Kara Şövalye" filmi hayatımda izlediğim en iyi 3-5 filmden biridir. Bu filmi sayesinde takip etmeye başladığım yönetmen Christoper Nolan 'ın daha sonra "The Prestige" ini izledim ve ona da bayıldım. Bu ikisi kadar olmasada diğer iki filmi "Akıl Defteri - Memento" ve "Insomnia" sınıda beğendim ve artık Nolan'ı, kafamdaki, "her filmi özellikle takip edilecek yönetmenler" listesine (diğerleri Coen brothers, Stanley Kubrick, M. Night Shyamalan, Quentin Tarantino, Luc Besson vs.) dahil ettim.

Sabırsızlıkla yeni Batman filmini çekmesini beklerken Nolan'ın araya başrolünü Leonardo Di Caprio'nun oynadığı başka bir proje aldığını ve yeni Batman'in 2012'de gösterime gireceğini öğrendiğimde şok olmuştum. Nolan, Leonardo ile Batman serisine ara verecek kadar önemli ne çekebilirdiki??

Sonuçta 200 milyon dolar harcayarak, senaryosunu 10 yıl önce yazmaya başladığını söylediği Inception'ı çekti ve film imdb top 250 listesine 9.1 puanla 3. sıradan giriş yaptı! Üzerine kurulduğu fikir çok orjinal, kurgu ve anlatım çok başarılı. Filmi sevdim, üç bir koldan anlattığı olayları toparlarken beynimin zorlandığını hissettim.

Film, rüya temalı ilk film değil tabiki (bkz. Elm sokağı kabusu, Eternal sunshine of the spotless mind vs.) ama hikayesi çok yeni ve eşsiz, efektler mükemmel. Bu tarz bir çizgiroman açıkfikirliliği sadece Matrix ile kıyaslanabilir. Birde enteresan olarak filmdeki anlatımı Lost 'takine çok benzettim. Karışıklığı ve ters köşeye yatırma sevdası da onu andırıyordu. Eğer bu projeyi bir film değil de Lost gibi 5-6 sezonluk bir dizi olarak düşünselermiş Losttan sonra 2. efsane olabilirdi. Sinemadan çok diziye uygun bir senaryosu var.

Karda adeta counter strike oynadıkları sahnede içim bayıldı. Filmin o aşamasında o derece canhıraş aksiyon gereksizdi. Leo korktuğum kadar kötü değildi ama yardımcıları Joseph Gordon-Levitt ve Tom Hardy çok daha iyi oynamışlar. Bu arada filmin müzikleri bu işin bir numarası efsane Hans Zimmer 'in.

Filmi izlerken çok zevk aldım, çok kafa yordum ama gerçekten tüm zamanların en iyi 3. filmi olabilir mi? Bence kesinlikle hayır. Bir sinemaseverseniz hiç düşünmeden ilk fırsatta seyredin. Sinemadan çıkışta insanda bıraktığı etkiyi günümüzde pek fazla film başaramıyor. Vereceğiniz paraya değecek. Her insanın aklında en sevdiği filmlere dair bir liste vardır ya bu film benim ilk 10 'uma giremiyor ama verilen emeğin karşılığı alınmış ve son iki yıldan sadece Avatar ile beraber Inception sinema tarihindeki önemli yerini almıştır.

Özetle şöyle söyleyebiliriz : İnsanın bir çırpıda havayolu satın alabilecek bir gücü olsa bile başka birinin beynine küçücük bir fikrini yerleştirebilmesi çoooooooook daha zordur.

BENİM NOTUM: 8.4

10 Ağustos 2010 Salı

Mustafa Pektemek 6 ay yok !

Maşallah dediğim 40 gün yaşamıyor derler ya bizimki de o hesap, daha dün Baros'a alternatif olarak Galatasaray'a alınsa çok iyi olur yazdığım Mustafa'nın ,Gençlerbirliği'nin Ankaragücü ile oynadığı TSYD kupası maçında sol ayak çapraz bağları koptu. Mustafa 6 ay sahalardan uzak kalacak.

Benim özellikle çok beğendiğim bu oyuncunun bu sezonu bu şekilde kaçıracak olması üzücü. İki ayağınıda kullanabilen, çok sert şutları olan, çabuk, güçlü ve top tekniği de şaşırtıcı derecede iyi, komple bir hücum oyuncusu o. Liglerimizde bu kadar komple başka bir oyuncu yok!

2 yıl önce Sakarya'dan gelen Mustafa, henüz 22 yaşında ve TSL de bu 2 sezonda 20 gol attı. Bu gollerin çoğunuda, Kahe 'nin arkasında sol açık oynarken attı. Gençlerle 2013 e kadar sözleşmesi var ama bu sakatlığa rağmen yinede sözleşmesi bitmeden kesin 3 büyüklerden birine gidecektir.

9 Ağustos 2010 Pazartesi

MİLAN BAROS 3 YIL DAHA BİZİM İÇİN BOĞUŞACAK !!!

Bu sene yaptığımız hiçbir transfer haberi beni Kewell'ın sözleşme yenilemesi kadar mutlu edememişti. Lig başlayana dekte bir daha böyle bir mutluluk yaşayamayacağıma emindim.(Baptista beni kesmez...) Oysa bu hafta başı Kewell'ı bile gölgede bırakan bir mutluluk yaşadık! Sakatlığı nüksetmeseydi yinede sözleşmesini uzatır mıydı bilinmez ama Milan, senelik 2.5m€ ya 3 yıllık yeni sözleşme imzaladı. (Üstelikte bazı Ukrayna ekiplerinden 3.5m€ luk teklifler aldığı konuşulurken..)

Bu yazki en büyük iki mutluluğumuzunda yeni transfer değil de sözleşme uzatma haberi kaynaklı olması sanırım bu seneki transfer politikasının başarısızlığını çok net gösteriyor.

Son 15 yılda Galatasaray'dan sayısız golcü geldi geçti. İçlerinden sadece Hakan Şükür, Jardel ve Ümit Karan kalbimde diğerlerinden farklı birer yer edindiler. GS taraftarı, bu uzun yıllar boyunca takımının yüzlerce maçını seyretti (bu arada kimi çok büyük başarılar da kazanıldı). Ama bu adamları izlerken; top süren/dribling yapan, topla adam geçen, süratli bir forvet seyretmenin hazzını hiç yaşayamadı. İşte Baros tam bu özellikleriyle yıllardır hasret kaldığı o zevki taraftara yaşattı.

Baros'un bu bahsedilenler dışında en sevdiğim özellikleri; cesareti, ikili mücadeleye bayılması, düşüp kalkmaktan hiç çekinmemesi aksine bundan zevk alan hali (bir benzeri için bkz.Ribery) ve taraftarına, sahada takımı için elinden ne geliyorsa onu yaptığını hissettirmesi yani ruhuyla ve bütün gücüyle mücadele etmesi.

Ciddi sakatlığının etkilerini halen atabilmiş değil ve sanırım bu sezonun da ilk yarısını ondan tam verim alamadan geçireceğiz. Buna rağmen yönetim iki yıldır ona alternatif olacak kaliteli yabancı bir forvet almak konusunda bu kadar isteksiz davranıyorsa nedeni bence çok açık: Baros sağlıklı olduğu sürece gelecek adamın onu kesmesi imkansız! Rotasyon motasyon olur, abidik gubidik maçlarda Baros'ta dinlenir falan diyecek oluyorum ama onun sağlamken yedek oturmasını hiçbir nedenle kendime kabul ettiremiyorum. Baros varken ikinci bir yabancı santrafor alınmaz! Onun yerine Mehmet Batdal'a ek olarak kaliteli bir Türk forvet oyuncusu daha alınabilseydi (Semih yada Mustafa Pektemek) işte o zaman kafalar çok daha rahat olurdu.
Onun önemini yokluğunda çook daha iyi anladık geçen sezon! Umarım bir an önce tamamen sağlığına kavuşur ve gollerini sıralamaya başlar.
Galatasaray'ın bu sene ona her zamankinden çok daha fazla ihtiyacı var!

8 Ağustos 2010 Pazar

LİNCOLN vs FELİPE

Hala "Lincoln olsaydı kesin kuş kondururdu" diye ağlayanları gördükçe, insan hafızası bu kadar kolay resetlenen bişey mi acaba diye düşünüp düşünüp sinirleniyorum.

Daha 3-5 ay önce Jo 'nun vurdum duymazlığından dem vuran, sahadaki "bugün canım oynamak istemiyor zaten geceki partide çok yoruldum" halini kıyasıya eleştirenler şimdi "Lincoln başkaydı, tam aranan 10 numaraydı o olsa orta sahayı çekip çevirirdi" diyorlar. Kimsede ya o adam Jo'nun bin beteriydi şuan ihtiyacımız olan son şey o tip bir yetenekli ama karaktersiz Brezilyalı demiyor.

Hayır illa öyle birini özleyeceksek Felipe var idda ediyorum Fatih Terim o sene Felipe 'den Hagi yaratmaya çalışmayıp bir şans daha tanısaydı şuan Felipe hayal meyal hatırlanan bir yetenek yumağından daha fazlası olarak anılacak ve de Lincoln muhtemelen GS formasını hiçbir zaman giyemeyecekti.

Tamam bence de Elano kimsenin geldiğinde ondan beklediği etkiyi yaratamadı, daha doğrusu o tip bir oyuncu çıkmadı (Elano daha çok İliç tipi tek top oynayan akıllı ama oyunu yönetme becerisinden yoksun kırılgan bir vasat üstü skorer orta saha) ama en azından şuan aldığından daha fazlasına satma durumun var, piyasası var, Lincoln gibi binbir çirkeflik yapmadı forma verdiğinde o gün iyi oynayıp oynamayacağını canının isteği değil fiziki durumu ve maçın gidişatı belirliyor.


7 Ağustos 2010 Cumartesi

SÜPER KUPA TRABZONSPOR'UN !


İlk yarısı anormal sıkıcı bir maçtı. Ertuğrul hoca geçen sene şampiyonluğu getiren kadroyu yeni gelen Arjantinli'lerle bozmadı. Bir nevi madem bu maçı sizin sayenizde oynuyoruz çıkın oynayın be gençler gibisinden bişey söyledi. En ilginç tercih göbekteki Krita tercihiydi.

Sanırım Ergiç'in kalabalık TS orta sahasında yalnız kalacağını tahmin edip Krita'nın agresif ve mücadeleci futbolundan faydalanmak istedi ama yetmedi. Eminim böyle geçeceğini tahmin etse Sercan'ı tek forvet olarak yalnız bırakıp Turgay ve Batalla'yı kesip göbeğe bir kişi daha(Bekir Ozan) monte edip öyle çıkardı.

Bursa için bu maç ölçü olmaz. Ama Nunez 'in forvette etkinliğini bir an önce gösterip formayı hemen yeteneksiz Turgay'ın elinden çekiştirerek alması lazım. Defanstada Stepanov'un İbrahim'den yerini alarak çok çabuk form tutması şart.

Trabzon da ise Teofilo hat trickle maçın adamı oldu. Geçen seneki güçsüzlüğünü yenmiş gözüküyor. Sanırım bu sene bu sayede bitiriciliğini daha fazla gösterme şansı olacak ve bol bol gol atacak. Zaten eğer Şenol Güneş iyi çalışıp kuvvetlendiğini görmese mutlaka yabancı bir santrafor için yönetime bastırırdı.(Edit: bastırmışta sanırım çünkü yeni transfer forvet Jaja bu maçı tribünden izledi.) Tüm seneyi Umut'un gollerinden medet umarak geçirmek TS için çok acıklı olurdu.

Anlayamadığım bir diğer nokta da Trabzon camiasındaki şu bitmek tükenmek bilmeyen Yattara umudu. Gerçektende gözünüzü kapayıp sezon sonunu hayal ettiğinizde "Asist kralı 16 asistle Yattaraaa ve gol krallığında da 12 golle bilmem kaçıncı sırada!" gibi bişeyi düşünebiliyor musunuz?? Benim aklımın ucundan dahi geçmiyor. Her zamanki gibi 3-5 artistik maç oynayıp gene yatarak geçirecek tüm sezonu ve korkarım TS camiası yine seneye olacak ,bak seneye wallaha olacak diye kendini avutacak.

STOCH ŞAMPİYONLAR LİGİNDE :)

Stoch Fener'e imzayı atar atmaz, ayağının tozuyla artık klişeleşmiş olan şu demeci vermişti: "Fenerbahçeye şampiyonlar liginde oynamak için geldim."
Ama kadere bakınki aynı Stoch takımının ön eleme maçının en kritik anında oyundan atılarak Fenerbahçe'nin şamp. ligine katılmasını engelledi...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...