31 Ocak 2011 Pazartesi

Siz olsanız kaçardınız değil mi?

Ankaragücü'nün bu haftaki Manisaspor maçında yaşananları görmüşsünüzdür. Ankaragücü taraftarının basiretsiz yönetimlerine bitmek bilmeyen öfkesi, son haftalarda iyice Ümit Özat'a doğru yönlenmişti. Haftalardır aralarında adeta soğuk bir savaş sürüyordu. Ümit'in saçma sapan demeçleri, taraftarın, takımın ne oynadığından, aldığı sonuçtan tamamen bağımsız şekilde her maç sürdürdüğü sert tepkiden sonra bu hafta tam anlamıyla işin iyice b.ku çıktı.

Bazı arkadaşlar maçları, film izler gibi izliyor. Sahada olan biteni film sanan, o izledikleri adamların hayal kahramanı değil, senin benim gibi insan olduğunu anlayamayan adamlar var.
Bir dahaki maça kadar hayatlarına devam etmediklerini, televizyonda yaşadıklarını sanıyorlar!
Sen adamın anasına, bacısına küfür et, sonra bir de üzerine uç, adam da kendini korumasın!! Neden efendi gibi tekmesini yemiyor değil mi???

Ümit Özat'ı zerre kadar sevmem. Futbolculuğunda en çok dalga geçtiğim adamlardan biriydi. Fakat şu olan bitene bakıyorum da... Kafasının çok iyi çalışmadığını zaten biliyorduk ama adam en azından cesurmuş. Helal olsun...

O çok bilen arkadaşlar öyle bir durumla hayatları boyunca hiç karşılaşmadılar belki bilemem. Adam üzerine saldırdığında armut gibi duramazsın, ya kaçacaksın ya da (yüreğin yetiyorsa) kendini savunacaksın!

Ümit'in haksız duruma düşme nedeni yerde yatan şahsı tekmelemeye devam etmesi ve bu konuda kendini haklı duruma çıkarması imkansız. Küfüre etmeye devam ediyordu diyor. Sen kendini korumuşsun adam etkisiz hale gelmiş, kafasına basmak ne oluyor?

İşin gülünecek bir yanı yok belki ama bir şey dikkatimi çekti: Videoyu izlediyseniz farketmişsinizdir, sol eliyle vurması gereken pozisyonda sağ elinin dışıyla kesme tabir ettiğimiz bir vuruş çıkarmış taraftara. Futbolcuyken de böyleydi ortalarını hatırlayın...

30 Ocak 2011 Pazar

50 metreden üzerine gelen topları tutabilir...


SOL AÇIK EMRE - SAĞ AÇIK YEKTA


BURSASPOR: 2 - GALATASARAY:0

Eskiden Bursaspor Galatasaray'ı yendiği zaman Bursa'da adeta hayat dururdu, insanlar kutlama yapmaya sokaklara çıkardı. Ben de maçı ya statta binlerce ya da televizyonda onlarca fanatik Bursasporlunun arasında seyrediyor olurdum ve tüm o hengamenin ortasında karışık duygularla evin yolunu tutardım...

Bugün ise herşey bu bahsettiklerimden çok farklıydı. Yine maçı yaklaşık 100 civarı fanatik Bursasporlunun arasında seyrettim ama daha ilk dakikadan farklı bir şey vardı. Maç başladı, Bursaspor top yapamıyor falan ama anaa bir baktım tüm Bursasporlular galibiyetten emin! Derken Bursaspor ilk golü attı, tek abartılı sevinen yok! Herkes normal olan bu der gibi duruyor... Galatasaray'ın yeni transferlerini falan değerlendiriyorlar kendi aralarında, "bu Culio GS'da harcanıyor yazık adama" vs. şeklinde... Neyse derken 2. gol geldi yine aynı... Maç bitti, insanlar hiçbir şey olmamış gibi sessizce evlerine dağıldılar...

Ne Ufuk'un fezadan yediği gol, ne Ayhan'ın beyinsizliği, ne de en güvendiğim adam Yekta'nın (sağ kanada hapsedilerek) yokları oynaması... Hiçbiri beni bu anlattığım olay kadar üzmedi.


İlk yarıdaki maçın kopyası gibiydi. Yine GS maça daha iyi başladı, Bursaspor defansı topu çıkarmakta zorlanıyor, oyun Galatasaray'ın kontrolünde derken yine saçma sapan bir gol yedik ve maç bitti. Ayhan atılmasaydı veya Ufuk yumurtlamasaydı maçı çevirebilir miydik? Hiç sanmıyorum.

Bursaspor sonunda kronik santrafor sorununu çözmüş gibi görünüyor. Sercan ve Turgay'dan tek forvet olmayacağını anlayınca Nunez alınmıştı. O da balon çıkınca onlarda ilk yarıyı bizim gibi adam akıllı bir santraforları olmadan bitirdiler. Bu kez kendini ispat etmiş Kenny Miller geldi ve kalitesini az da olsa hemen hissettirdi bu akşam.

En çok Bekir Ozan'ı beğendim.
Zaten beğendiğim bir futbolcuydu, arada söylerim zamanında Mustafa Sarp yerine onu almış olsaydık şimdi ne Ayhan ne de Barış bu takımda oynuyor olurlardı. Top yaparken Ergiç'e yardımcı olacak diye alınan Svensson, ofansif anlamda Hüseyin'den daha iyi olduğunu gösterecek tek olumlu hareket yapmadı. Sezon sonunda Steinert ve Nunez'le birlikte ona da yol görünebilir.

Galatasaray'da ise çıkan 11 'de Sivasspor maçından tek fark, Cana'nın yokluğunda Hakan'ın onun yerine çekilmesi ve Insua'nın solda başlamasıydı.

İdeal stoperin milli takımda, yerine haftalardır oynattığın ön liberon cezalı duruma düşüyor ve sen bu kez de yokluktan sol bekini stopere çekiyorsun. Bu arada "rotasyon için ideal, hem Türk hem de milli takım oyuncusu" Gökhan Zan yine yok yine yok yine yok!! Yaa sen bu haldeki takımda oynamayacaksan ne zaman oynayacaksın arkadaş!! Hakikaten o aldığın para sana helal değil be. Umarım sende Serdar Özkan gibi defolup gidersin bir an önce şu takımdan.

Çıkan onbirlere bakıldığında Bursaspor'un kazanması normal, Galatasaray'ın çok eksiği var diyoruz ama yahu arkadaş bir takımın 3 sene boyunca hep çok eksiği olur mu?

29 Ocak 2011 Cumartesi

HAYATIMIN FİLMLERİ #40.The Ring#


40.The Ring (2002)Yönetmen: Gore Verbinski
Oyuncular: Naomi Watts, Martin Henderson, Brian Cox
Imdb notu: 7.2

Halka (The Ring) çekilmeden önce, Amerikan korku sineması adeta can çekişiyordu. 2. sınıf vampir/kurt adam filmleri ve "Scream" 'in öncülüğünde tekrar hortlayan 70li yılların meşhur "Slasher" filmlerinden başka doğru dürüst korku filmi çekmeye cesaret edebilen kimse yoktu. Benim nefret ettiğim "Blair Cadısı" bile bu yoklukta kabul gördü.
Halka, 2000 'lerin başında korku türünü tek başına hayata döndürürken, daha sonra çekilen onlarca korku filmini doğrudan ya da dolaylı olarak etkiledi. Film o kadar etkileyiciydi ki, insanlar farkında olmadan uzun, düz ve siyah saçlı kimselerden korkmaya başladılar! :)
1998 yapımı Hideo Nakata'nın yönettiği "Ringu" isimli Japon filminin yeniden çevrimi olan The Ring'i çoğu eleştirmen orjinali kadar beğenmese de, bu harika senaryonun milyonlarla buluşmasını bu Hollywood yapımı sağladı. Bence orjinalinden daha başarılı olmayı başarabilmiş ender yapımlardan biri.


Yönetmen, yaşayanların üzerine saldırmaya her an hazır bir biçimde gezinen huzura ermemiş ölünün varlığını hissetirmek için, ucuz korku efektleri yerine seslerden ve atmosferden yararlanıyor. Samara'nın kuyudan çıkıp yavaş yavaş yürüyerek yaklaştığı sahne, tonlarıyla, arkadan gelen rahatsız edici seslerle, zaten yürüyüşün kendisinin aşırı rahatsız edici olmasıyla vs. vs. hayatımda gördüğüm en korkutucu sahnelerden biridir, insanın içine işler...

Bir korku filmi için aşmış bir senaryoya sahiptir. Ayrıca sinema tarihinin en korkunç son beş dakikalarından birine sahiptir.

Birbiriyle alakasız 3-4 kelime söyleyerek, bir filmi tarif etmeye kalksanız, tarif edebileceğiniz film sayısı çok çok azdır. Örnek vermek gerekirse; belki otizm, kumar ve kardeşlik diyerek Rain Man'i veya gemi, buzul vs. diyerek Titanic'i, ve bir ihtimal kamçı diyerek Indiana Jones'u tarif edebilirsiniz. İnanın fazla sayıda örnek bulmak güçtür ama Halka'da o kadar fazla simgesel mesaj kullanılmıştır ki televizyon, kuyu, at, sinek, telefon, deniz feneri, saç kelimlerinden herhangi bir kaçı rahatlıkla akıllara hemen Halka'yı getirmeye yeter!


Önceki Filmlerim:

26 Ocak 2011 Çarşamba

TAŞLANMIŞ KOT GİYMEYİN !!!


Futbol ezilen halkların mutluluğudur blogunda okuyunca, sarsıldım birden.. Askerlik günlerimde yaşadığım bir olayı hatırladım.

Daha önce bir yazımda da bahsetmiştim. Askerliğimi yaparken, eğitimde ayak bileğimdeki bağları koparmıştım. MR için Bingöl'deki birliğimden Elazığ Askeri Hastanesine sevkedilmiştim. Hastaneye gidip gelirken KTM denen (konvoy toplama merkezi) bir yerde kalıyordum. Yaklaşık 700 askerle birlikte... Hepsi tedavi için çevre illerden gelmişti. İçlerinde bir iki gün kaytarmak için birşeyler uyduran da vardı, cidden benim gibi elini kolunu kırıp gelen de... Herkes birbirinin hastalığını merak ediyor, birbirine "hadi len yedin askerliği olm" diye takılıyordu.

Şanslı olan bazılarımız 3 hafta, 1 ay kadar hava değişimi alıyordu ama hiç çürük raporu alan duymamıştım. Bir gün herkesten çok daha genç gözüken bir çocuğu etrafındakilere "ben çürük raporu aldım yarın memleketime dönüyorum" diye anlatırken gördüm. Her önüne gelene bunu anlatıyordu. Mutluluktan delirecek gibiydi ama kimse çocuğa inanmıyordu.

Tüm koğuş, alçılar içinde, yüzü gözü mor, yatağında inleyen tiplerle dolu olduğundan, kimse gülerek etrafta dolaşan bu çocuğun çürük raporu almış olabileceğine inanmamıştı. "Neyin varmış lan" diyenlere "siklozikmiymiş neymiş la anlamadım ki" diyordu, "s..tir lan yalancı" cevabını alıyordu.

Ben de inanmamıştım taa ki gece yatana dek. 150 kişilik koğuş, bütün gece çocuğun öksürük sesinden inledi.. Sabah olupta çocuk hakikaten bavulunu alıp çıktıktan sonra yanındaki ranzada yatan elemanla konuştum. "Ne bileyim abi" dedi "Akciğerleri kum doluymuş, en fazla birkaç ay yaşarsın demiş doktor ama anlamıyor garip"...

Eleman memleketinde bir kot taşlama atölyesinde sadece 2 yıl kadar çalışmış. Hastalığının ismi Silikozis. Mikro duzeydeki silisyumdioksit tozlarinin solunmasi sonucu ortaya cikan ölümcül bir hastalık. Dünyada makinelerle yapılan bu iş, Türkiye’de ucuz diye elle yapılıyor. Aylık 350-400 TL kazanacağım diye göz göre göre ölüme gidiyorlar!

İsteyenler kotiscileri sitesini de ziyaret edebilir.

TAŞLANMIŞ KOT GİYMEYİN !!!

23 Ocak 2011 Pazar

ELDE VAR BİR

GALATASARAY: 1 - SİVASSPOR:0 (Servet)

Hücum varyasyonu olarak çok büyük değişiklikler göremedik belki bugün ama özellikle Yekta ve Culio ikilisinin orta sahaya getirdikleri zeka/teknik sayesinde takımın en az yüzde elli iyileştiğini söyleyebiliriz. Koca bir ilk yarı boyunca ne Misimoviç ne de Elano bu ikisinin şu tek maç oynadığı kadar yararlı olmamıştı! Büyük konuşmak istemiyorum ama bu iki adamın önümüzdeki 4-5 yıl Galatasaray orta sahasının bel kemiği olacağını hissediyorum!

Sivasspor'un yakaladığı yüzde yüz iki pozisyon vardı. Birinde Ufuk harika kurtardı ve ilk kez bu hafta gözümde "maç kurtaran kaleci" görünümüne bürünmeyi başardı. Culio ile ilgili sık bahsettiğimiz artılarının yanına bugün ilk eksisini "topla biraz fazla oynuyor" olarak düşebiliriz. Stancu da yumuşak bileklerini göstermeye başladı bugün hemen.

Barış ilk yarı takımın en kötüsüydü ama ikinci yarı kondüsyonu sayesinde oyundan hiç düşmedi ve daha iyi oynamaya başladı, golde de payı büyüktü. Sabri yine iyiydi. Pekçok kez rakiplerini şaşırtacak derecede topla çabuktu ve sağdan etkili bindirmeler yaptı. Emre tehlikeli bölgede çok etkili olamadı belki ama eski maçlarına oranla bugün onu daha çok beğendim. Yalnız dikkatimi çeken nokta üzerindeki korkaklığı bir türlü atamaması. Rakiple kenarda teke tek kalıyor, dönüp 60m. geri pas atıyor. Bunları yapmaması lazım artık. Hakan'ı da uzun zamandır sol bek olarak hücuma bu kadar çok destek verirken görmemiştik. Bence bu seneki en iyi maçını oynadı ama yinede çıkarken taraftarın ıslıklarından kurtulamadı. Ayhan ve Kazım diğerlerine nispeten günün vasat oyuncularıydı bence.

Servet ve Cana mükemmel oynadılar. Ali Sami Yen'i rövaşata golüyle kapayan Servet, TT Arena'yı da golle açtı! Cana cezalı duruma düştü haftaya Bursa deplasmanında muhtemelen Hakan, Servet'in yanına çekilecek, Insua solda başlayacak.

Çok iyi bir futbol izleyemesekte 2. yarıya galibiyetle başlamak önemliydi. Eskiye oranla orta sahada topu ayağında çok daha fazla tutabilen bir orta saha seyrettik. Arda döndüğünde yaratıcılık problemlerinin de azalacağını umuyoruz.

İyi ki doğdun büyük başkan...

Üç kuruşluk adamların kişisel şovlarını yaptıkları böyle garip zamanlarda, o kişilerin ağızlarına yakışmayacak bir isimdir Özhan Canaydın...

Türk Telekom Arena'nın yapılmasında herkesten çok emeği olan kişidir...





22 Ocak 2011 Cumartesi

Zapata-Stancu-Yekta ve 2.Yarıda Galatasaray

Culio ve Kazım'ın ardından üç isimle daha sözleşmeler imzalandı. Eksiklik hissedilen tüm bölgelere böylece gerekli takviyeler yapılmış oldu. Hagi'den ikinci yarıda çok daha pozitif bir futbol oynatmasını bekliyoruz artık. Yenilere şöyle bir bakacak olursak:

İlk isim kaleci Zapata. 32 yaşındaki Kolombiyalı kaleci, bu üçlü arasında bonservis verilmeden alınan tek adam olmasına rağmen, en güvenmediğim de o. Açıkçası ismi dolanmaya başladığından beri bu transfere karşıydım. En az 4-5 yaş genç, daha iyi tanıdığımız bir kaleci tercih ederdim. Bence GS tarihinin en iyi 3 kalecisinden biri olan büyük Mondragon'un hemşehrisi olması nedeniyle fazla da sallamadan bekliyoruz bakalım :) Çat diye formayı Ufuk'tan alabileceğini sanmıyorum, özellikle 6 yabancı kuralı nedeniyle bol bol yedek oturduğuna şahit olabiliriz. Çok gerekli bir transfer değildi Zapata... 1.5 yıllık imzalanmış, umarım sürpriz yapar ve en azından "2. Leo" faciasını yaşatmadan sözleşmesini iyi anılarla tamamlar.

Yekta Kurtuluş ise üçlünün içinde açık ara en iyi transfer! Süper ligde en beğendiğim futbolcuların başında geliyordu. 3.75m€ gibi oldukça makul bir fiyata alınmasına rağmen, işin en ilginç yanı, Galatasaray'ın çok uzun zamandır yerli bir oyuncuya 1m€ civarından fazla bir meblağ ödememiş olması. Cana'nın önünde oynayacak ikili için Culio'yu tamamlayacak harika bir transfer oldu Yekta. Transferinin bir diğer güzel tarafı da Kasımpaşa'dan gelmiş olması. Yani İstanbul'a ilk geldiğinde afallayıp dağıtan Anadolu topçusu vukuatı yaşanmayacak. Adam zaten İstanbul'da yaşıyor, takıma uyumu çok daha kolay olacaktır.

Bogdan Stancu'ya gelirsek. İsmini uzun zamandır duyuyordum. Romanya'nın en fazla gelecek vaadeden futbolcularından biri. Romanya liginin ilk yarı gol kralıydı ama tam bir santrafor olarak nitelendirmek yanlış. Ayakları yumuşak, fırsatçı, düzgün şutları olan daha çok 2. forvet olarak tanımlayabileceğimiz bir oyuncu. Kewell, Pino ve Kazım gibi gerektiğinde forvet oynatabileceğimiz adamlar varken, bitmek bilmez sakatlıklarıyla illallah ettiren Baros'un, tam bir 9 numara ile yedeklenmesini tercih ederdim! Bu transferde ikinci canımı sıkan olay ise ödenen 5m€ bonservis bedeli! Umarım hakkını verir ama biraz bol keseden harcanmış gibi... Henüz 23 yaşında olması ve esas oğlan Baros'un tam tersine pek sık sakatlanmayan, istikrarlı bir golcü imajı çizmesi ise yüreklere su serpiyor.

2. YARIDA GALATASARAY
Tabii ki sağlıklı bir Baros varken o oynayacaktır ama ben bu sene Erbakan'ı bile Baros'tan daha uzun süre sağlıklı gördüm. Cana-Culio-Yekta orta üçlüsü, Barış-M.Sarp-Ayhan'dan sonra üzerimizde X.Alonso-Xavi-Iniesta etkisi yapabilir :) İkinci yarı adına en çok umut veren olay göbekteki bu değişim. Sol bek için ilk adayım sabaha kadar Insua olur, fakat 6 yabancı kuralı ve Çağlar'ın Barosvari sakatlık silsilesi yüzünden istemeye istemeye Hakan'ı yazdım yine sola.
ROTASYON
Artık yedek kulübesi de belli bir kaliteye ulaştı. İlk 22 'ye sığdıramadığım Aykut, Aydın, Emre ve Anıl var. Aykut ve Aydın'dan bir şey beklediğim yok ama Emre ve Anıl'ın az süre alsalarda, çok çalışarak gelişim göstermelerini ve önümüzdeki senelerde takıma daha çok katkı vermeye başlamalarını bekliyorum. Mehmet Batdal'ı ise bilerek saymıyorum, şans bulacağına veya takıma katkı vereceğine inancım sıfır.

İlk sınavımız, ilk yarı yenildiğimiz Rıza hocanın Sivas'ı ile. 2.yarı hem ilk beş, hem de kupayı kovalarken, bir yandan da ilk yarı yenildiğimiz takımlardan teker teker rövanşları almak istiyorum.

Hagi'nin yeni yapılanması bana şimdilik ümit veriyor. Gerisini sahada göreceğiz.

21 Ocak 2011 Cuma

"Ben artık Galatasaraylı değilim" (!)


Ne zaman oldun ki?

Son yazısı burada. Şöyle demiş Hıncal Uluç:

"Yıllar önce, Galatasaraylı olduğumu hissetmiştim, bir Galatasaray- Beşiktaş maçında.. Beşiktaşlı biliyordum kendimi.. Herkese de öyle söylüyordum.. Bir gün İnönü Stadı'nda maç 0-0 giderken, Galatasaray golü atınca kendimi ayağa fırlamış buldum.. Endişe ile etrafa baktım, "Gören var mı" diye.. Sonra iç sesimle konuştum.. "Oğlum Hıncal, ne kendini kandır, ne etrafını.. Sen resmen Galatasaraylısın.."

17 yaşına kadar Beşiktaşlıymış, sonra Galatasaraylı olduğunu bu şekilde farketmiş! Nasıl yani? Yahu takım tutmak böyle bir şey mi? Eşşek kadar adamsın ne olduğunu bilmiyor musun?

Ali Sami Yen'e veda maçında da artık Galatasaraylı olmadığını farketmiş onu anlatıyor şimdi de! :

"Maç 0-0 giderken, Beypazarı Şekerspor bir gol attı.. Kendimi sevinçle ayakta buldum birden.. Galatasaray'ın yediği gol hoşuma gitmişti. İçimden artık yenilmesi geliyordu. Etrafta kimse yoktu. Bu defa iç sesimle değil, yüksek konuştum kendi kendimle.. "Oğlum Hıncal, sen artık Galatasaraylı değilsin.."

??????

Benim bu hayatta en saygı duyduğum şey tecrübe ve sen 72 yaşında bir adamsın.
Yarım asırdan fazladır gazetecisin ama ben hayatımda sporla ilgili duyduğum en saçma şeyleri senden duydum.

"Arda Messi'den iyi.
Xavi futbolcu değil.
Roger Federer tenisçi değil.
Rijkaard hoca değil.
Futbol öldü. Dünya şampiyonu İspanya'nın 11'ini kim sayabilir?"

Gençliğini bilmem ama son 20 yıldır tek fikri kullanarak yazarlık hayatına devam ediyorsun: "Herkes ne derse tam tersini söyle ve ilgi çek, gündemde kal!"

Üzgünüm ama insanlar bunu anlayalı çok uzun zaman oldu ve artık kimsenin umrunda değil senin hangi takımı tuttuğunu farketmen. Yalnız değilsin üzülme senin kafadan "Enerji Bakanı" da Galatasaraylılığını askıya almış!

Askıya almak ne demek yahu? Seçmen listesi değil ki bu..

18 Ocak 2011 Salı

Provokatör belli nesini arıyorsunuz?


Kulüpten resmi açıklama geldi: Ceza vermek için "protestocuları" değil "provokatörleri" arıyorlarmış.

Boşuna kamera kayıtlarıyla falan zaman kaybetmesinler, ben tek provokatörü açıklıyorum işte: İsmi Erdoğan Bayraktar. Nasıl bir ceza vereceklerse versinler bakalım.

Kupada devam...

Aslında bu maçla ilgili pekte bişeyler yazmak gelmiyor içimden ama her şeye rağmen, bizi geçen sene Türkiye kupasından eleyen Antalyaspor'u kupanın dışına itmek ve tutunacak tek dalımız olan kupada turu garantilemek güzel oldu!

Takımın hücum gücü çok zayıf. Oynayanlara Baros, Kewell ve Pino eklenecek ama bu üçlü bu sene kaç maç beraber sahaya çıktı ki derseniz o da ayrı konu..

Antalyaspor Tita'nın yokluğunda organize olmakta çok zorlandı. Necati yine geçen seneki gibi sıkıntı çıkarmak için tek başına didindi durdu. Takımın iyilerinden biri de Sedat Ağçay'tı. Bu adam kadar antipatik futbolcu koca ligde zor bulunur bu arada. Bir de Yalçın Ayhan var tabi. Aynı takıma fazlaydılar zaten, Yalçın'ı Gaziantep'e kakalamaları iyi olmuş...


Serkan tam anlamıyla vasat bir sağ bek olarak hayatına devam ediyor. 10 dakikada çift sarı karttan kendini attırmayı başararak bir kez daha gönüllerde taht kurdu. Daha çocuk yaşta dünyanın parasını verip alabilmek adına Bursaspor'la kanlı bıçaklı olmak için nasıl bir kafa lazım acaba. Bir de ben Ali Turan oynarken, bu adama şiirler yazacak durumdaydım neredeyse düşünün işte! Serkan'la ilgili hayatımın son cümlesini kuruyorum: Maksimum Uğur Uçar olur, Anadolu takımlarında idare eder, Galatasaray'ın sağ beki olamaz! Nokta.

Cana çok iyiydi. Stoper olarak izlemek pek hoşuma gitmiyor, Neill dönünce yerine dönecektir ama burada oynadığı maçlarda da gayet başarılıydı.

Culio'yu izledikçe iyiden iyiye ısınmaya başladım. Bazı sivri zekalı arkadaşlar "Elano yollanıp Culio mu alınır diyorlar" ama elmayla armutu karıştırdıklarının farkında değiller.
Culio'dan Arda veya Kewell gibi çalım atması, onlar kadar gol ve asist yapması beklenemez, adam en az Sarp veya Barış kadar koşuyor mu koşuyor. Ayağındaki topları da onların 8 katı akıllı kulanıyor mu kullanıyor eee daha ne!

Yıllardır papağan gibi "çift yönlü orta saha" diye bir tarafını yırtan siz değil miydiniz??
Şimdi tam da öyle bir adam alınmışken, sırf meşhur değil diye "neden hemen sahipleniyorsunuz anlamıyorum ben biliyorum bu adam çok ağır" diyen blogger var yahu!!
Yaa nereden biliyosun canım kardeşim, uydudan Romanya ligini mi takip ediyordun??
Ben adamı GS formasıyla sadece 3 maç izledim, herşeyi diyebilirsiniz ama bu adama ağır demek için, diyen kişinin yıllarca sadece atletizm izledikten sonra hayatının ilk futbol maçını izlemiş olması falan lazım.

17 Ocak 2011 Pazartesi

YENİ YUVAMIZ: TÜRK TELEKOM ARENA

Tüm bu olan bitenle ilgili görüşlerimi 3 başlıkta toparlamak istedim. Çünkü sapla samanı birbirine karıştırmadan, yaşanan her olayın birbirinden bağımsız olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

1) Yeni mabedimizin açılışı ve ilk maçımız: Açılış için hazırlanan şölen gerçekten etkileyiciydi. Böyle güzel bir stada yakışan bir açılış hazırlanmıştı. Ali Sami Yen'i unutmak imkansız ama artık burada yaşayacağımız başarılara konsantre olmalıyız. Bu çimenlerde, Ali Sami Yen'dekinden çok daha fazla unutulmaz maç oynarız inşallah. Maça gelirsek tadsız tuzsuzdu, umarım asıl açılış maçı olan Sivas maçında, daha derli toplu bir futbol izleriz.

2) Yapılan protestolar: İlk olarak şunu söyleyeyim, TOKİ Başkanı Erdoğan Bayraktar denen şahsın taraftar tarafından yuhalanması son derece doğal. Bu adam bu şekilde benim karşımda 2 dakika konuşsa bende yuhlarım, bende terslerim! O stadı babasının parasıyla yaptırmadı. Belirli bir yere gelmiş, defalarca bu tarz açılışlarda konuşma yaptığını tahmin ettiğim bir adamın konuşmaya başladığı ilk cümlesi bu şekilde olamaz!

"Ali Sami Yen'de kiracılık hükümlülüklerini yerine getiremeyen Galatasaray yönetimi aynı şekilde bu arazide de hükümlülüklerini yerine getiremedi. Bu stad olmayacakken, başbakanımız bu stadı yaptırdı"

Sen yalakalık yapacağım diye, 50 bin kişinin önüne hiçbir hazırlık yapmadan çıkıp, bu şekilde konuşmaya başlarsan yuhlarlarda, söverlerde. Müstehaktır.

Başbakana gösterilen tepkiyi ise anlamış değilim. Siyasi görüşünüz farklı olabilir, icraatlarını beğenmeyebilirsiniz ama o gün orası bu iş için doğru yer değildi. Yeni stadınızın açılışı için gelmiş ve o stadın yapımı esnasında bürokratik engellerin aşılmasında çok büyük emeği geçtiği söylenen, ülkenin başbakanını evinde yuhalamak hoş olmadı. Keşke olmasaydı.

3) Adnan Polat'ın bugün yaptığı açıklamalar: Söylediğim gibi yaşanmamasını tercih ederdim ama kulüp başkanının, sırf protesto ediyorlar diye, "taraftarı kameralardan buldurup bir daha stada sokmayacağız" açıklaması rezaletin son perdesidir. Yalakalıktır. O protestoyu yapan grup hiçbir suç işlememiştir. Neyle suçlayıp stada alınmayacaklarını merak ediyorum.


Bu konulara kafa yorup daha fazla sinirlenmek istemiyorum. Beni o stadda oynanacak futbol ilgilendiriyor. "Mekan oynatacak" diye bekleyenler büyük hayal kırıklığına uğrayabilir.

Ben bu sene boyunca; adam gibi mücadele eden, o stada layık top oynamaya çalışan, yenilmemek için gerekirse kavga eden, yenilince ağlayan bir "futbolcu topluluğu" izlemek istiyorum. Haa bir de Türkiye kupasını istiyorum! Önümüzdeki sene o topluluğa değerli takviyeler yapılsın, o "topluluk" takıma dönüşsün istiyorum. Tabi birde şampiyonluk istiyorum! 2-3 sene içinde o takım, iyi bir takım olsun, Avrupa'daki eski güzel günlerine dönsün istiyorum. Avrupa'da başarı istiyorum!

Ben bir taraftarım ve bunları istiyorum. Çok şey mi istiyorum?

15 Ocak 2011 Cumartesi

HAYATIMIN FİLMLERİ #41.Ip Man#

41.Ip Man (2008)
Yönetmen: Wilson Yip
Oyuncular: Donnie Yen
Imdb notu: 8.2

Listemin "Issız adam"dan sonra 2. sürprizi de geldi :) Ip man, Türkiye'de gösterime girmediği için ülkemizde çok fazla bilinmeyen ve bu nedenle hakettiği değeri tam anlamıyla görememiş bir film. İzlemeden ahkam kesmeye bayılan tipler tarafından "amaan vurdulu kırdılı dövüş filmi işte ne olacak" diye küçümsenebilecek ama izleyipte derin hikayesinden ve dövüş sahnelerinin harika kareografisinden etkilenmemenin elde olmadığı muteşem bir film. İlla dövüş filmi diye niteleyeceksekte, gelmiş geçmiş en güzel dövüş filmi! Zaten sanırım Imdb notunun 8.2 olması dövüş filmi diyince Jackie Chan'i hatırlayan bir nesil için yeterinde açıklayacıdır. Birkaç ayda bir, mutlaka ya tümünü yada bir kaç sahnesini izlerim.

Ip Man, 1940'larda Japonya'nın Çin'i işgalinin hemen öncesi ve işgali sırasında geçiyor. Çin dövüş sanatlarının merkezi olan Foshan kentinde yaşayan Ip Man, zaten halk arasında son derece saygı duyulan bir figürken, savaş yıllarında halkın kurtuluş mücadelesinin bir simgesine dönüşmesinin hikayesi anlatılıyor. Ip Man ustanın gerçek hayat hikayesinden uyarlanan filmin en ilgi çekici yanı ise Ip man'ın Bruce Lee’nin ustası olması!

Başrol oyuncusu Donnie Yen dövüş sahnelerindeki mükemmelliğinin yanı sıra Ip man karakterinin "cool" halini seyirciye geçirmekte de çok başarılı. Örneğin nispeten çok daha kaliteli filmlerde oynayan ve çok daha meşhur Jet Li bu rolü oynasaydı bile bu derece etkileyici olamazdı bence. Bu rol, 30 yıldır aktörlük yapan 48 yaşındaki Donnie Yen'i o kadar etkilemiş ki, filmden sonra konuşma tarzı, sesi ve yürüyüşünün bile değiştiği söyleniyor.

Filmin çok gerçekçi dövüş sahnelerine sahip olmasının en önemli nedeni, Ip man'ın tekniği olan Wing Tsung 'un diğer tüm kung fu veya karate tekniklerindeki saçma sapan uçan tekme ve akrobatik hareketleri barındırmaması, çok daha gerçekçi ve net olması.

Kendimi bildim bileli sinemayı çok seven ve izlediği filmlerden haddinden fazla etkilelenen bir adam olmuşumdur. Haliyle arkadaşlarım da böyle tiplerdi. Üniversitede 2 sene beraber yaşadığım ev arkadaşımla bir pazar günü sabah başlayıp gece yarısına kadar sırasıyla
Baba 1-2-3 'ü izlemiştik. Filmleri bitirdiğimizde arkadaşım, hava alacağım diye çıkıp eve kuru sıkı bir tabanca ile dönmüştü!

Yıllar sonra okulu bitirip otomotiv ana sanayiinde çalışmaya başladığımda, bu kez de ofisten en yakın arkadaşımla bu filmi izledikten sonra deli gibi Bursa'da "Wing Tsung" dersi veren okul aramıştık! Sonunda bu sporun Türkiye'deki en ünlü ismi Emin Boztepe'nin kurduğu EBMAS'ın bir okulunu bulduk. Ben o aralar halı sahada el bileğimi sakatlamış olduğumdan okula başlama işini biraz geciktirsemde, arkadaşım hemen başladı. Birkaç ay sonra kaburgasını kırarak okulu bırakmasaydı belki şuan bu sporda bayağı ilerlemiş olabilirdik:)

Film adına söyleyebileceğim olumsuz tek şey, Çin milliyetçiliğinin biraz fazla abartılması ve artık insanın içini bayan "onurlu çin vs şerefsiz japonya" muhabbetinin bu filmde de sürmesi. Yine de Japon komutan karakterinin, tırt değil de harbiden karizmatik olması bile insanın bu açıdan çok hoşuna gidiyor. Keşke modaya uyup başarısız Ip man 2 'yi hiç çekmeselerdi ama Ip man'ı bu satırlardan öğrenerek izleyip beğenenler olursa, aynı tadı beklemeden, çok daha basit bir film olarak onu da izleyebilirler.

Alttaki sahnede Sifu'nun (Sifu:Wing Tsung ustası) 10 kara kuşak Japon karateciyle dövüştüğü sahne ve arkada çalan müzik mükemmeldir. Özel efekt kullanımı açısından alakaları olmasa da benim gönlümde Matrix Reloaded 'deki parktaki dövüş sahnesi ile kıyaslanabilir sadece.

"Japonlar dövüş sanatlarını kaba kuvvet olarak kullanıyor, oysaki Çin felsefesinde savaş sanatlarının arkasında sevgi, şefkat gibi öğeler vardır, o yüzden siz bunu asla anlayamazsınız"
"Bir adam hangi yolda gidiyorsa, o yol onun kendi seçimidir."

Son olarak az önce ekşi sözlükte okuduğum ve çok hoşuma giden bir cümle ile bitirmek istiyorum: "Oldboy'dan başka hiçbir uzakdoğu filminin bünyede iz bırakamayacağını düşünen, hele hele dövüş merkezli bir filmin efsaneleşebileceğine inanmayanları çatır çutur dövmüş filmdir."
"Gerçek Ip man ve öğrencisi Bruce Lee"

13 Ocak 2011 Perşembe

TEMİZLİK DEVAM EDİYOR

Ali Turan 'dan sonra takıma hiç yakışmayan 2. şahısla da yollar ayrıldı. Güzel şeyler de yaşamaya başladık sonunda.

Bu ikilinin ayrılığı kadar olmasa da takımın geleceği adına olumlu bir diğer gelişme de Culio'nun bıraktığı ilk izlenim! Şampiyonlar liginde Roma karşısında attığı iki gol dışında hakkında pek fikrimiz olmayan, 27 yaşında olmasına rağmen bugüne dek adını duymadığımız bir oyuncu olduğundan herkesin endişeleri vardı. Hatta bana transferi, kariyeri, fiziği filan Marek Heinz'ı hatırlatmıştı. Şimdilik korktuğumuz gibi olmadı, adam çok mücadeleci, şutları iyi, çalışkan, tekniği de fena değil gibi... Henüz çok erken tabi ama dediğim gibi ben beğendim Culio'yu.

Salı akşamı Ali Sami Yen' e yakışır bir veda gecesi yaşadık. Cumartesi günkü Türk Telekom Arena'nın açılışı da aynı görkemde olacaktır. Yeni reklamıyla yüzlerimizi güldüren Cem Yılmaz'ın ilk filmi gibi... Herşey çok güzel olacak.

11 Ocak 2011 Salı

BURASI SAMİ YEN BURDAN ÇIKIŞ YOK!

Çektiysen kahrımı, helal et hakkını zorlu sevdam hoşçakal..

Özledikçe buradan hasret gidermeye çalışırız artık... Elveda Ali Sami Yen...

Bu arada üzüntüden halüsinasyon görmediysem Servet rövaşatayla gol attı! Türk Telekom Arena'da Allah hepimizin akıl sağlığını korusun.

5 Ocak 2011 Çarşamba

Kısa kısa transfer dosyaları...


*Kazım Kazım Galatasaray'da: Çok doğal.. Şimdi Ömer Çatkıç, Bilica ve Batuhan'ı da alabilirsek 2. yarı kesin 17 de 17 yaparız.

*Mehmet Çakır Trabzonspor'da: Zamanında yazmışım: "Fizik olarak futbolcudan çok manava benziyor ama Ceyhun Eriş'le beraber ligin en ne yapacağı belli olmayan "one man show" adamlarının başında gelir bence."Engin Baytar ne oynadıysa iki katını oynar, iyi transfer!

*Necati Ateş Galatasaray yolunda: Galatasaray'daki ilk yıllarında uzun süredir bu kadar değişik meziyetleri olan bir forvetimiz olmadı diyordum ve en beğendiğim oyunculardandı ama bu saatte gelen Necati, Fatih Tekke'nin Beşiktaş'a verdiği kadar katkı verir!

*Kadrodışı Cem Sultan Fenerbahçe yolunda: Bu iş böyle, insanlar ölene kadar genç yetenek olarak kalmıyor (Semih hariç). Bin yıldır GS da oynayan adama 20 yaşına geldiği halde hala "sen hep A2'nin gülü kalacaksın" muamelesi yaparsan, o da istediği yere gider, kimse de birşey diyemez. Kimsenin kimseye yemini yok. Anıl neden bir yere gitmiyor düşündün mü hiç?

*Musa Çağıran Konyaspor'da kiralık: Güzel haber, doğru olanı bu. Seneye döner süre almaya başlar.

*Ali Turan Antalyaspor'da: Allahım sana çok şükür yarabbim!

*Son söz: Üç beş gün içinde Fatih Tekke'de açıklanır.

3 Ocak 2011 Pazartesi

BEŞİKTAŞ'IN YENİ PORTEKİZ'LİLERİ

Beşiktaş'ın yeni transferleri hakkında iki satır da olsa karalamadan geçmeyelim dedim. Öncelikle Simao'dan başlamak istiyorum, çünkü bence diğer iki transfer farklı, o farklı düşünülmeli.

Barcelona'dan beri yakından takip ettiğim bir futbolcu, "iyi halt becerdim" anlamında söylemiyorum yanlış anlaşılmasın, adam o günlerden beri futbol piyasasının zirvesinden hiç düşmedi zaten. Herkes gibi bende takipteydim diyorum yani:) Yeteneklerinin yanında işin en güzel tarafı mükemmel bir takım oyuncusu olması. Şu an 31 yaşında, yani 2-3 sene daha üst seviyede hizmet edebilir. Kariyeri boyunca hemen hemen hiç sakatlanmamış bu adamı da sakatlamayı becermezlerse, en az Kewell'ın Galatasaray'a verdiği katkı kadar verecektir. Üç isim içinde en güzeli onun adını duymak. Beşiktaş'ın Kewell'ı!

Esas oğlanı konuştuktan sonra şimdi diğer ikisine geçelim. İlki Hugo Almeida... 1.90'ın üzerinde boyuyla, iri kıyım santrafor modeli. Son 4 yıldır Werder Bremen'deki performansıyla ön plana çıkmış, öncesi boşluk. Zaten adam da 26 yaşında. Efsanevi ön libero Matías Jesús Almeyda 'nın soyadını taşıması nedeniyle olmuştu ilk dikkatimi çekişi. Werder'de pek çok maçını izledim daha sonra.. Muhteşem ikili Klasnic-Klose'nin Werder'den kopuşuna rastlar ilk çıkışı. Fiziğine göre çok ağır sayılmaz. Bizim Mehmet Batdal'ın yanında Usain Bolt denebilir hatta. Son vuruşları da vasatın üzeri, Guiza faciası da yaşanmaz yani. Kötü transfer değil ama Bobo'dan kaç gömlek üstün derseniz, "ne gömleği?" derim "Bobo azda olsa ağır basıyor!" En büyük artısı şu: Ligimizde fizikli santraforların başarısı ortada.

Yıllardır Tanju gibi, Serkan Aykut gibi, adamlarla oynaya oynaya, itmeye kakmaya alışmış, bir saniye kaçırsa gol yiyeceğini bildiğinden, zor kullanarak, arada oyun kurallarını esneterekte olsa, rakibi gücüyle bezdirerek kaleden uzak tutmaya alışmış stoperlerimiz böyle kendileri gibi uzun ve güçlü adamlar karşısında çok zorlanıyorlar. Bu bağlamda Bobo'dan bir adım öne çıkacaktır Almeida. İkinci yarı 7-8 gol atacaktır diye tahmin ediyorum.

Son adamımız kiralık Fernandes'i ise hemen hemen hiç tanımıyorum. 24 yaşında ve Beşiktaş'taki kariyerinin 4. kiralanması olacak! Bu normal bir durum değil. Demekki bildiğimiz "çok yetenekli ama ah bi de kafayı verse" cilerden o da. İlerde Almeida(Bobo), arkasında Guti, kanatlarda Quaresma ve Simao, içteki ikiliden birinin de Ernst olacağını varsayarsak, Fernandes'in yabancı kontenjanında yarışacağı birinci adam Hilbert! Ekrem'in ve Rıdvan'ın son durumunu bilmiyorum, nasıl dönecekleri çok önemli ama bence Hilbert ilk yarıda BJK'nın en iyi oyuncusuydu. Lig ilerledikçe Fernandes'in yedek oturma ihtimali çok yüksek.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...