19 Eylül 2015 Cumartesi

BU SENE UZUN OLACAK

2010-11 sezonundan sonra ilk kez bir sezona bu kadar umutsuz başladım. Fenerbahçe'nin bu derece bol ve kaliteli transferler yaptığı, Beşiktaş'ın doğru bir hoca ve isabetli takviyeler ile geçen yılın üzerine koyarak girdiği sezona, biz mali problemler nedeniyle yeterli kadroyu kuramadan başladık. UEFA kriterleri ortada ve yönetim haliyle ona göre hareket etmeyi planlamış buna hiç bir itirazım yok. Fakat yönetim bu planı uygularken anormal beceriksizlik sergiliyor.

Hamza hoca en suçsuzu ama bence en büyük hatası çok fazla kameraların önünde olması. Yönetimin her beceriksizliğinden sonra onu röportaj verirken görüyoruz ve taraftarın oklarını gereksiz yere üzerine çekiyor.

Gerekli takviyeler yapılamadı üzerine de geçen yılın ideal onbirinden Melo ve Telles kaybedildi. Neden böyle oldu vs. konusuna girmeyeceğim, Melo gitmek istedi ve gitti ama bunu çok içten söylüyorum çok üzüldüm..

Telles gelişimi bitmemiş ama belli bir seviyenin üzerine çıkamayacağı benim için çok net olan, vasat ama güvenilir bir futbolcuydu. Carole ilk izlenim itibariyle hücumda çok daha etkili, Telles'in tersine maçın daha çok içinde olan bir oyuncu gibi gözüküyor ama defansta yeterliliğini test etmek için gerekli süre izlemedik. Tüm sezon boyunca ne verir soru işareti. Umarım Telles'i aratmaz.

Çok az harcamalar ile tamamlanan Bilal ve Denayer transferlerini yerinde buluyorum fakat Jem Karacan'a hiçbir anlam veremedim. Ya tutarsa denmiş ama tutmayacağı gün gibi ortada. Kevin olayı ise kelimenin tam anlamıyla rezillik. Tam ihtiyaç olan profilde, hem de kariyerli ve 30 yaş altı bir adam buluyorsun ama müthiş bir amatörlükle sezonun yarısını kaçırıyorsun.. Olacak iş değil..

Evet iş kadro kurmakla bitmiyor ama o kadar da uzun boylu değil. Kendi adıma bu sene sonunda Galatasaray'ı ilk 2 de görürsem şaşıracağım. 
Bu arada akşama Trabzonspor deplasmanındayız. Sanırım hiçbir Galatasaray'lının kafasında çok rahat kazanırız düşüncesi yoktur. Ben de çok zor geçeceğini düşünüyorum. 
Selçuk'un yokluğunda yerini Bilal alacak. İlk kez esas oğlan olacak çok sorumluluk alması lazım. 

Podolski ben henüz hazır değilim diye bas bas bağırıyor. Yasin özellik olarak ondan çok daha fazla bir "orta saha oyuncusu", onun yapamadığını yapıp topu rakip sahaya taşıyabiliyor ve ondan çok daha formda. Şu durumda Podolski'yi Yasin'e tercih etmeyi anlayabilmem mümkün değil. Yasin'den tek artısı şut tehlikesi ama o kadar formsuz ki bir anlamı yok şuan. Ben olsam aşağıdaki gibi başlardım. Denayer'i orada denerdim. 

                     Burak
Sneijder                           Yasin
             Bilal         Jose
                   Denayer      
Carole  Hakan  Semih   Sabri
                   Muslera

12 Temmuz 2015 Pazar

HAYATIMIN FİLMLERİ #19.Back to the Future#


 
19. Back to the Future (1985)
Yönetmen: Robert Zemeckis
Oyuncular: Michael J. Fox, Steven Bauer, Christopher Lloyd
Imdb notu: 8.5
 
Bizim jenerasyonun çocukluğunun en iyisi.. 

"Yanlışlıkla geçmişe giderseniz ve orada annenizin gençliği size aşık olursa, doğmamanız tehlikesini nasıl engellersiniz?" Gelmiş geçmiş tüm film senaryoları birer cümleyle özetlense herhalde bu derece çılgını pek çıkmaz. Televizyonlarımızda çok sık gösterildiği 90'lı yıllarda, her defasında sanki ilk kez izliyormuş gibi gözümü ayırmadan belki yirmi-otuz kez izlemişimdir. Zaman yolculuğu fikrini olabilecek en eğlenceli ve en sürükleyici şekilde işlerken bir yandan da seyirciyi kurgusuna hayran bırakır.

Sanırım en başarılı seri filmlerin de başında gelir. 3 film arasında hemen hemen hiç kalite farkı yoktur. Üçlemenin her filmi diğerlerinden bağımsız olarak zevkle izlenebilirken, seri olarak arka arkaya izlendiğinde son filmde tüm olayların birbirine sıkıca bağlandığını da görebilirsiniz. Çok kompleks ve hayranlık uyandıran bir senaryoya sahiptir. Senaryoyu yönetmen Zemeckis ile birlikte ağırlıklı olarak Bob Gale yazmış. Böyle bir senaryo yazabilen adamdan kim bilir daha neler çıkmıştır diye şöyle bir bakındım ama Bob Gale tek atımlık kurşununu bu seri ile bitirmiş görünüyor, başka kayda değer bir eseri yok.  

Üçlemenin kurgusu o kadar kusursuzdur ki üç filmin de eş zamanlı olarak aynı anda çekildiğine dair rivayetler vardır ama bu doğru değildir. İlk filmin müthiş başarısından sonra Geleceğe Dönüş 'ün bir üçleme olmasına karar verilmiş, ikinci ve üçüncü filmler sonradan aynı anda çekilmiştir. Tabi bu arada insanların aklına neden tekrarı veya devamı çekilmiyor sorusu gelmiyor değil, nedeni ise basit ve yönetmeni Robert Zemeckis'in şu açıklamasıyla özetleniyor: "Bunu yapabilmek için benim cesedimi çiğnemeleri lazım". Benim yorumum ise şu an 63 yaşında olan Zemeckis öldüğü gibi daha kırkı çıkmadan:) görüşmeler başlayacaktır.
 

 
Çılgın profesör rolü Christopher Lloyd'un üzerine öyle yapıştı ki daha sonra başka rollerde kabul etmekte çok zorlandım. Filmin asıl yıldızı Michael J. Fox ise daha sonraları Parkinson hastalığının da etkisiyle eski popülerliğine veda etsede, filmden önce en meşhur televizyon yıldızlarından biriydi. Bu seri ile de en büyük sinema yıldızlarından biri haline geldi. 

Michael'in bu filmde oynayabilmesinin hikayesi ise oldukça enteresandır. Önce başrol oyuncusu olarak Eric Sholtz seçilmiş ve hatta filmin 1 aylık çekimleri yapılmıştı bile. Fakat yapımcı Steven Spielberg, Eric'in performansından memnun kalmayıp "güldüreceğimizi düşündüğüm kadar güldürmüyoruz" diyerek Eric'in yerine Michael ile anlaşmıştır. Tüm o sahneler tekrar çekilmiş ve filmin bütçesine 3-4 milyon dolar ek maliyet getirmiştir. Şimdi dönüp bakınca insan tabiki iyi ki böyle olmuş diyor. Bu arada Eric ile Michael arasındaki fiziksel benzerlik de müthiş.

Filmle ilgili en ilginç (ve hoş) notlardan birisi de, başlarda zaman makinası olarak bir araba değil buzdolabı düşünülüyorken, filmi izleyen küçük çocukların kendisini buzdolabına kilitleme riski nedeniyle bu fikirden vazgeçilmiş olması :)


Önceki Filmlerim: 20.Scarface , 21.Inglourious Basterds , 22.Eternal Sunshine of the Spotless Mind , 23.Fight Club , 24.The Big Lebowski , 25.Bin-jip , 26.A Clockwork Orange , 27.A Fistful of Dollars , 28.K-Pax , 29.Her Şey Çok Güzel Olacak , 30. Rain Man31.Old Boy , 32.Sleeping with the Enemy , 33.First Blood , 34.The Deer Hunter , 35.Saving Private Ryan , 36.Die Hard , 37.The Prestige , 38.Jerry Maguire , 39.Duvara Karşı , 40.The Ring , 41.Ip Man , 42.Unforgiven , 43.Issız Adam , 44.Dead Man Walking , 45.Atonement , 46.The Pianist , 47.The Shining , 48.Run Lola Run , 49.The Others , 50.Enemy at the Gates

28 Haziran 2015 Pazar

STSL 2014-2015 ALTIN ONBİRİ


   Fernandao   Demba Ba
 
M.Ekici  Sneijder Volkan
 
M.Topal
 
Caner   Epureanu   Chedjou   Cicinho
 
Muslera
 
1-Muslera (Galatasaray): Sezonun en iyi oyuncusunun bir kaleci olmasına pek alışık değiliz ama özellikle son 10 haftada ki insanüstü performansı ile kupanın bir ucundan tutup getiren adam oldu Muslera. Galatasaray'lıların kalbindeki Simoviç-Taffarel-Mondragon üçlüsünün yanına da ismini ekletmeyi sonuna kadar hak etti. 
 
2-Caner Erkin (Fenerbahçe): Aynen geçen yıl olduğu gibi bu yıl da ligin en efektif defans oyuncusu oydu. Koca maç boyunca hiç ara vermediği kanat bindirmelerine bu sezon da devam etti. Bir 10 numara kadar çok top kullandı, sorumluluk aldı. Bu kadar çok hücum eden bir bek için olmazsa olmaz handikap geride bırakılan boşluklar bu sezon biraz daha fazla sırıtsa da, Caner büyük takım beki nasıl oluru ideale yakın oynamaya devam ediyor. 

3-Epureanu (Başakşehir): Abdullah Avcı'nın yeni prensi. Webo,Holmen,Doka,Visca vs. Her zaman Avcı'nın gençlere büyük önem verdiği söylenir ki bu büyük bir balondur. Asıl yabancı transferlerinde hep tam aradığını bulmayı bilir ki asıl başarısı da budur bence. Epureanu'nun geçen hafta milli takımıyla oynadığı bir karşılaşmada çapraz bağları kopmuş ve önümüzdeki yılın ilk yarısını kaçıracak deniyor. Bu kadar iyi bir sezonun ardından hem de yabancı sınırı olmayan bir ligde mutlaka 4 büyükler ile adı geçerdi, kendisi adına büyük şanssızlık olmuş.

4-Chedjou (Galatasaray): Lige berbat başlayan takımının en iyisi olarak Prandelli döneminde sivrilmişti. Daimi bir partner ile beraber oynayamasa da en başarılı sezonunu geride bıraktı. Çok kritik goller attı ve uzun zamandır ligimizde oynamasına rağmen isabetli top kullanma ve defanstan topla çıkma kabiliyetini ilk kez bu sezon net olarak bizlere gösterdi.

5-Cicinho (Sivasspor): Şener dışında yerini sarsabilecek bir performans yoktu, yine asistlerine devam etti. Kalite, ne kadar yaşlansa da lige ağırlığı koymaya devam ediyor.  

6-Mehmet Topal (Fenerbahçe): Ligin tartışmasız en iyi ön liberosu. Hatasız oynamaya, koşmaya, mücadele etmeye, top çalmaya devam.. Bu mevki için diğer büyük aday da yirmili yaşlarının başından beri hep beklenen çıkışı, nihayet bu sene otuzuna dayandığında gerçekleştirebilen Mahmut Tekdemir idi.

7-Mehmet Ekici (Trabzonspor): Ligin gol+asist sayısı bakımından Volkan Şen ile birlikte en verimli iki oyuncusundan biriydi. Özellikle frikikleri ile 3 sezon önceki Selçuk İnan tadını tekrar yaşattı.

8-Volkan Şen (Bursaspor): Zirve yapıp büyük takıma gittikten sonra tutunamayıp döndüğü eski takımında tekrar böyle parlayan futbolcu pek fazla görmüyoruz. Volkan bu sene Bursaspor'da şampiyonluk yaşadığı sezonun da ötesine geçen bir futbol oynadı. Bu arada lig 34 değil de 24 hafta olsa şuan bu satırlarda sezonun en değerlisi olarak Gökhan Töre okuyor olacaktınız fakat futbol böyle bir şey..

9-Fernandao (Bursaspor): Çok ağır olmayan, uzun boylu pivot santrafor.. Sanki Türkiye liginin kilitli tüm kapılarının anahtarı onun elinden Bursaspor'a verilmiş gibiydi bu sezon. Bolca penaltıyla da olsa çok gol attı ve kapağı Fenerbahçe'ye atma fırsatını da kaçırmadı. Genelde bu tip transferlerin büyük takım başarısızlığını izlemeye çok alışığız ama Fernandao bizleri yanıltmayı başarabilecek mi seneye göreceğiz.

10-Wesley Sneijder (Galatasaray): Geçen yılki altın 11 yazısında onun için "Önümüzdeki sene en ufak düşüşü bile GS'ı şampiyonluk yarışında aniden gerilerde bırakabilir" yazmışım. O düşüşü yaşamadı hatta bir tık da üzerine koydu ve Muslera ile birlikte şampiyonluğu Galatasaray'a getirdiler. Galatasaray'da Hagi sonrası sürecin en iyi 10 numarası tartışmasız o.

11-Demba Ba (Beşiktaş): Sadece golleri ve adına yapılan bestelerle değil giderken kazandırdığı meblağ ile de Beşiktaş tarihine geçecek bir iz bıraktı. Zaman zaman çok kötü maçlar çıkarsa da lig kalitesinin üzerinde olduğunu her saniye hissettirdi. Benim adıma ise yıllar sonra Demba Ba dendiğinde aklıma öncelikle "santrafor nasıl top kontrolü yapar" ders notları gelecek. 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...