31 Mayıs 2011 Salı

SÜPER LİG'DE 2010-2011 SEZONUNUN EN İYİ ONBİRİ


İlk yarının en iyileri ve en kötülerini yazmıştık. 2. yarıdaki performanslar sonucunda bazı değişiklikler oldu tabi ve yıl sonunun en iyilerini yine kendi kriterlerime göre seçtim. Henüz lig biteli bir kaç hafta olmasına rağmen şimdiden Anadolu'da parlayanların büyük kısmı kapağı büyüklere attı bile...


1-Volkan Demirel (Fenerbahçe): İlk yarı sonunda buraya hiç düşünmeden Onur Kıvrak'ı yazmıştım ama maalesef 2.yarıda çok ciddi bir sakatlık geçirdi ve uzun süre uzak kaldığı formasıyla beraber, buradaki yerini de kaptırdı. Fakat hakkını da yemeyelim, her sene üzerine biraz daha koyan Volkan'ın büyük kaleciliğe terfi senesi oldu bu sene. Özellikle 2. yarıda pek çok maç takımını kurtardı.

2-Gökhan Gönül (Fenerbahçe): İlk yarı bittiğinde burada da istikrarlı futbolu ve bitmek bilmeyen gidip-gelmeleriyle Hilbert'in ismi yazıyordu ama bal yapmayan arı modeli 2.yarıda da devam edince, belki de Türk futbol tarihinin gelmiş geçmiş en iyi sağ beki diyebileceğimiz Gökhan Gönül'e yerini kaptırdı. Sezona kötü başlayab Gökhan ilk yarının ortalarından itibaren gerçekten müthiş işler yaptı. Pek çok maçta başrol oyuncusu oldu ve pozisyonunun gerekliliklerinden çok daha fazlasını yaparak yerini haketti.

3-Lugano (Fenerbahçe): Değişen bir pozisyon daha. Aslında Serdar Kesimal ikinci yarıda da iyi futboluna devam etti diyebiliriz ama partneri Amisulashvili'nin takımdan ayrılması ile takım savunmasında büyük açıklar verdiler. Lig bitince Serdar da Fenerbahçe'ye transfer oldu ve yerini kaptırdığı Lugano'ya takım arkadaşı oldu. Lugano'ya gelince; Hala Luciano'yu özleyen, "golcü defans" severler bu sene gole doydu. 9 golle sezonu tamamladı.

4-Hasan Ali Kaldırım (Kayserispor): Yerini koruyan ilk adamımız Hasan Ali. 33 maç 90 dakika forma giydi. Sezonun tartışmasız en iyi sol bekiydi. Yakın bir aday bile gelmedi aklıma. Seneye o da bir transfer patlatır muhtemelen.

5-Egemen Korkmaz (Trabzonspor): İlk yarıda oturduğu yerini koruyan Egemen çok iyi bir sezon geçirdi ve de soluğu Beşiktaş'ta aldı. Gerçek bir lider. Eski yıllardan alıştırdığı dağınıklığını bu sezon pek görmedik. Beşiktaş, kalbiyle oynayan gerçek bir savaşçı kazandı.

6-Emre Belözoğlu (Fenerbahçe): Fenerbahçe'nin şampiyonluğundaki başrol oyuncularından. Alex'in yükünü çok hafifletti. Oyun kurma derdi azalan Alex'te asıl işi yapacağı yerlerde döktürdü.

7-Selçuk İnan (Trabzonspor): "Liderin anahtar adamı" yazmışım ilk yarı bittiğinde. Onun için "Trabzonspor'un Xavi'si" demişim bir de. "Galatasaray'ın Xavi'si" şeklinde ufak bir güncellemeyle aynen tekrarlıyorum yazdıklarımı. Fenerbahçe alabilseydi eğer, seneye rakiplerini Emre-Selçuk-M.Topuz üçlüsü ile bol bol bayıltabilirlerdi. Galatasaray'da çok daha büyük bir açık kapatacak.

8-Burak Yılmaz (Trabzonspor): İlk yarının en değerli oyuncusuydu. Pek çoklarının beklediği düşüşü yaşamadı ve kariyerinin en iyi sezonunu geçirdi. İlk yarı 9 gol atmıştı, sezon sonu 19'u buldu. Müthişti.

9-Cenk Tosun (Gaziantepspor): Jaja'nın yerine yazdım gözüm kapalı. "Hakan Şükür'ün veliahtı" geyiğinden nefret ederim, santrafor oynayan futbolcu eğer boyu biraz uzunca ise otomatik yeni Hakan Şükür olur ben de buna gıcık olurum. Ve fakat.. Eğer Hakan'ın stiline benzeyen bir adam aranıyorsa bu Cenk Tosun'dur.

10-Alex (Fenerbahçe): Sezonun en değerli oyuncusu. 28 gol bu şaka değil. Şampiyonu belirledi. İzlediğim tüm yabancı futbolcuların içinde, Hagi ile beraber en saygı duyduğum iki adamdan biri. Futbolu çalım atmak veya deli danalar gibi koşuşturmak sanan gençlere futbol-zeka bağlantısını anlattı.

11-Emenike (Karabükspor): Aynen Onur Kıvrak gibi o da sakatlık mağduru oldu. Yaşattığı müthiş ilk yarının tadı damağımızda kaldı. Seneye Fenerbahçe formasıyla izleyeceğiz. Fener'in meşhur "santrafor çürütme" alışkanlığına kurban gitmezse, 2. Baliç olarak kısa zaman sonra anormal bir fiyata, dünya devlerinden birine gider.

23 Mayıs 2011 Pazartesi

ŞAMPİYON


Sezon başında Aykut hoca ile aralarındaki gerginliği, o aralar herkesin dilindeki "artık Alex'siz bir FB olmalı" geyiklerini filan düşünüyor da insan.. 28 gol yahu... 34 yaşındaki bu adam, "bu sene Fenerbahçe şampiyon olacak" dedi.

Onun önderliğinde Gökhan Gönül, Emre, Lugano ve Volkan sezona damgasını vurdular. Bu isimler kadar olmasa da, 2. yarı top oynamaya karar veren Andre Santos, gol yüküne ortak olan Niang, Kayserispor'da alıştığı "one-man show"luğu bırakıp iyi bir işçi olan Topuz ve Lugano'nun arkasını toparlayan gizli kahraman Yobo'yu da unutmayalım.

Trabzonspor'u da anmadan geçmek olmaz. En az Fenerbahçe kadar şampiyonluğu hakettiler. Kimsenin ondan bu tür bir şey beklemediği Burak belki biraz Alex'in gölgesinde kaldı ama benim gibi gerçek futbol aşıkları yıllar sonra bu sezonun geyiğini yaparken yılın adamı olarak onu anacaklar. Benim adıma işin en ilginci ise, Beşiktaş'tan ayrıldıktan sonraki süreçte herkes tarafından aşağılanan bu adamı, yetenekleri nedeniyle "Türkiye'nin Quaresması" diye kendimce överken, Burak'ın bu sene onunla aynı ligde oynayıp,  ondan daha iyi bir performans sergilemesi oldu!

3. olan Bursaspor da bence büyük iş başardı. Türkiye şartlarında yakalanması çok zor olan istikrarlı başarının ikinci adımını attılar. Bir sene şampiyon olup birkaç sezon sonra küme düşmektense, belki bir daha hiç şampiyon olamayacak ama her sene kafaya oynayacak, ilk üçe, dörde girip Avrupa'da bizi temsil edecek güçlü bir Bursaspor'u tercih ederim!

Sezonun en üzücü yanlarından biri, geçen senenin son maçından sonra azaldığı sanılan Bursaspor-Beşiktaş düşmanlığının tekrar hortlaması oldu fakat hasım geçinen bu iki takımın birbirine yaptığı güzelliklerde bu enteresan sezon ile birlikte hatırlanacak. Şöyleki Beşiktaş, son hafta genç kadrosuyla Gaziantep'ten puan kopararak Bursasporun 3.lüğüne katkı yaptı. Bursaspor'da, Fenerbahçe'ye 2. yarıdaki tek puan kaybını yaşatarak, Beşiktaş'lı arkadaşların tutturamadığı 17 de 17 söylemini, Fenerbahçe'nin gerçekleştirmesini engellediler. :)


20 Mayıs 2011 Cuma

GÜÇ BİRLİĞİ



Dün gece % 100 Futbol programında, yeni (çiçeği burnunda değil o ne demek be) başkanımızı uzun uzun dinleme fırsatı bulduk. Seçim arifesinde iken rakiplerinden biri için söylediği "ben şimdiye kadar hiçbir çalışanımdan özür dilemedim" zırvası yüzünden, hakkındaki tek bilgim 70 yaşında bir milyarder olduğu olan Ünal Aysal ismine karşı ilk hissetiğim duygu maalesef antipati olmuştu.

Bizi Adnan'lardan kurtaran beyaz atlı (saçlı) prens olması nedeniyle, onu sevmek için can atan taraftarını "futboldan da betondan da anlamam" şeklindeki ilk demeçleri ile de oldukça şaşırtmıştı. Büyük bir merakla başkanın geleceğe yönelik planlarını dinlemek için bekliyordum. Sonunda dün gece canlı olarak başkanımızı dinlediğimde karşımda mükemmel hitap yeteneği olan, her kelimesini mantık süzgecinden geciren bir insan gördüm. Özellikle hazır cevaplığıyla beni çok etkiledi.

Malum genel seçim dönemindeyiz, her gün dinlediğimiz onlarca siyasetçinin hepsinden daha etkileyici konuştu başkan. Fakat daha da güzeli cevaplar siyasetçi cevapları değil hepsi çok açık ve netti. Avrupa'daki büyük kulüplerin yönetim sistemlerini Galatasaray'a taşımaya çalıştığından bahsetti ki sanırım gecenin özeti de buydu.

Başkan bonus olarak da; Elmander transferinin bittiğinden, Kim Kallström ile ilgilendiklerinden ve çok önemli bir kaleci transferinin de yolda olduğundan bahsetti. Sadece futbolda değil diğer branşlarda da başarı sözü verdi ve arada bir de Ersan İlyasova ismi geçti ki basketbolsever Galatasaray'lı dostların o andan itibaren konuşulan hiçbir şeyi tam olarak anlayabildiğini sanmıyorum... :)  Johan Erik Calvin Elmander 'den daha sonra mutlaka uzunca bahsederiz ama ilk etapta, Mehmet Batdal'a yakıştırılmaya çalışılan "teknik uzun" tanımının en güzel örneği olduğunu söyleyebilirim.
Başkanın resmen açıkladığı 3.Fatih Terim dönemi ile ilgili olarak ise söylenecek çok fazla şey var.  Yeri geldikçe yazarız.

Çok uzun zamandır izlemediğim Galatasaray'ı bu akşam, Konyaspor'un lige veda karşılaşmasında seyircisiz de olsa izlemek geldi içimden. Bakalım futbolcular başkanın satır aralarında verdiği mesajları ne kadar anlamış...

14 Mayıs 2011 Cumartesi

HAYATIMIN FİLMLERİ #37.The Prestige#


37. The Prestige (2006)
Yönetmen: Christopher Nolan
Oyuncular: Christian Bale, Hugh Jackman, Scarlett Johansson 
Imdb notu: 8.4

Şaheser... Gerçekten müthiş bir film.
Hemen her başarılı film, hayranlarının yanında mutlaka sevmeyenlere de sahiptir ama ben bu filmi izleyip de beğenmeyen tek bir kişiyle bile henüz tanışmadım! Sırf bu anormal istatistiki bilgi bile nasıl bir filmle karşı karşıya olduğumuzu en güzel şekilde anlatıyor.

Hikayemiz yüzyılın başında hızla değişmekte olan Londra'da, sihirbazların günümüz sinema veya müzik yıldızları gibi çok ünlü oldukları bir devirde geçiyor. Biri işin şov kısmını kusursuz sergileyen (Hugh Jackman) bir şovmen, diğeri ise müthiş fikirlerini şovun içine yedirme yeteneğinden biraz yoksun ama yaratıcılıkta sınır tanımayan bir dahi (Christian Bale) olan iki sihirbaz arkadaşı izliyoruz. En büyük gösterileri esnasında yaşadıkları bir facia ile yolları ayrılıyor. Böylece tüm hayatları boyunca sürdürecekleri müthiş bir rekabet, hatta daha da öte geçen bir can düşmanlığı başlıyor.

Her Christopher Nolan filminde olduğu gibi yine muazzam bir kurguya sahip, uyarlanması imkansız denen bir kitabın, kendisinden çok daha başarılı olmuş, müthiş bir uyarlamasını seyrediyoruz!

Filmimiz sık sık, aynı sene çekilen ve benzer şekilde sihirbazlık temasını işleyen “The Illusionist”  ile karıştırılsada/kıyaslansada, bence kıyaslanmak bir kenara, isimlerinin beraber anılması bile bu filme yapılmış büyük bir ayıp olur. 


Filmin en garip yanı da tarihte pek fazla anlatılmayan Tesla ve Edison ilişkisine değinmesi. Hatta aralarında ölümcül bir rekabet olan iki hırslı sihirbazın hikayesinden ziyade filmi, "Nikola Tesla'nın bilimi, zengin sanayi patronlarının değil insanlığın hizmetine sunma çabalarını, baskı ve manipülasyon ile bastırmaya çalışan Thomas Edison'un hikâyesini anlatıyor" diye tanımlarsak çokta yanlış yapmış sayılmayız.

Tesla rolü için, müzik ikonu David Bowie’yi nasıl ikna ettiğini Nolan şöyle anlatıyor: "Tesla'yı oynaması için aklımda olan tek kişi oydu. Rolünün fonksiyonu ufak olsada inanılmaz karizmatik ve belirgin bir  etkisi var. Bu rol için film yıldızı olmayan birisini istedim. O yüzden New York'a onunla tanışmaya gittim ve ona bu rolü oynamak zorunda olduğunu, aklımda bu rolü istediğim gibi oynayabilecek başka birisi olmadığını söyledim. Hemen cevap verdi. David, neyi nasıl isteyip istemediği konusunda çok net bir insan."

The Prestige, defalarca zevkle izlenebilecek filmler sıralamasının zirvesinde tek başına durmayı hakediyor.

"Are you watching closely?"


Önceki Filmlerim: 38.Jerry Maguire , 39.Duvara Karşı , 40.The Ring ,

12 Mayıs 2011 Perşembe

KUPA BEŞİKTAŞ'IN !


Oturup şöyle tüm dikkatimi vererek, adam akıllı bir maç izlemeyeli uzun zaman olmuştu. Cimbom bu sene maç izleme keyfimizi iyiden iyiye kaçırdığından olsa gerek, son birkaç aydır sadece Barça-Real serisini izledim, onlarda bile bir gözüm bilgisayardaydı.

Maça gelirsek ilk yarısı zevksizdi ama sonradan güzelleşti. Beklenenin aksine kafa kafaya bir oyun oldu. Belediye'nin kişisel kalitesizliğinin ön plana çıkabileceği en net alan penaltı atışları olurdu ve oldu da...

Takım oyununda pek tökezlemeyen İBB, yıllardır oynadığı ve artık ezberlettiği oyununu, böyle kritik bir finalde tekrarlarken yine zorlanmadı fakat neticede iş penaltı atmaya kalınca yani top o noktaya dikilip hakem düdüğü çaldığında ne Abdullah Avcı'nın yapabileceği birşey kalıyor, ne de takım oyununun veya yardımlaşmanın esamesi okunmuyor.

Milyonlarca kez söylenmiştir herhalde ama şu Belediye'nin yıllardır bu kadar iyi sonuçlar alması, ligdeki durumu, kupada final oynaması filan gerçektende küçük çaplı bir mucize. Çok dengesiz bir kadroları var. Takımın birkaç bölgelesi oldukça iyiyken, diğerleri vasat bile değil.

Kadroya tek tek bakınca insanın içi acıyor neredeyse. Forvet hattını çıkarsak kümede kalması bile imkansız gibi geliyor insana. Stoperler Metin Depe ve Can Arat ligin en yeteneksiz, tekdüze savunmacıları, ön libero Mahmut süper lig için çok yetersiz. Ekrem Ekşioğlu, Cihan Haspolatlı ve Rızvan Şahin ile iyi defans yapmaya çalışmak ve bir dereceye kadarda başarmak nasıl bir ütopyadır düşünün :)

Fakat diğer yanda ise yani hücumda, İbrahim Akın, Tum, İskender, Holosko ve Gökhan Ünal gibi isimler var. Bir Anadolu takımı için rüya gibi isimler bunlar. Kaleci Hasagiç ligin en iyi kalecilerinden. Holmen'de oldukça kaliteli, düz ama çok dayanıklı ve yararlı bir futbolcu. Seneye mutlaka aralarında böyle uçurum olmayan isimlerden bir kadro kurmalı ve daha üst sıraları hedeflemeliler artık. 

Tekrar maça dönersek sahanın en iyisi tartışmasız Fernandes'ti. En güzel penaltıyı da o attı hatta :) En kötüsü de onun üç beş adım önünde oynayan Guti'ydi. Guti'nin yerine herhangi bir amatör futbolcu bile olsa çok daha faydalı olurdu dün gece. Almeida Bobo'nun yerine girdikten sonra oyuna hareket geldi. Bobo, maç sonunda yaptığı açıklamada "BJK formasıyla son maçımdı" dedi ama son performansının böyle olmasını kabullenmesi kolay olmasa gerek.

Tayfur'un başarılı bir teknik direktör olup olamayacağını görmek için daha çok zamana ihtiyacımız var. Kariyerinin hemen başında böyle bir kupa kazanması çok güzel oldu. Seneye Beşiktaş'ın ona emanet edileceğini zannetmiyorum fakat ileriye yönelik olarak çok umutluyum, bence hocalık karizması var. Basın toplantılarını da izlemeyiverin canım. :)

8 Mayıs 2011 Pazar

7 Mayıs 2011 Cumartesi

HOŞGELDİN SAMSUNSPOR



Efsane Samsunspor, 2005-06 sezonunda veda ettiği evine sonunda döndü. 

Eğer tüm takımlarını benim seçeceğim ideal bir süper lig organize edilecek olsa, direk koyacağım takımların başında Samsunspor olurdu. Aha aslında güzel fikirmiş bu bak.. Deneyelim bakalım: 4 büyükler, Bursaspor, Kayserispor, Gaziantepspor, Eskişehirspor, Gençlerbirliği, Ankaragücü, Samsunspor, Altay, Karşıyaka, Adanaspor, Kocaelispor'u da alırım ben, Denizlispor, Sakaryaspor bir de Sivasspor'u alalım hadi 18 oldu işte tamam neyse konumuza dönüyorum :)

Sakarya ile beraber "futbolcu fabrikası" ünvanını sonuna kadar hakeden iki şehrimizden biri Samsun. Bence birincisi hatta.Tanju Çolak, Serkan Aykut, İlhan Mansız, Tümer, Celil, Kaptan Ercan, Cenk İşler, Ertuğrul Sağlam gibi muhteşem futbolcular yetiştirmiş, özel seyircisiyle, bu güzel futbol şehrinin takımını tekrar süper ligde izlemek çok zevkli olacak. 

Bu sene de kurt hoca Hüseyin Kalpar, golcüler Simon Zenke ve Akeem Agbetu, orta sahanın maestrosu Hakan Bayraktar, ortasahanın atom karıncası Murat Yıldırım, kalede hayatının sezonunu geçiren Ahmet Şahin, stoperde büyük iş çıkaran Kemal Tokak, sol bekte herkesi şaşırtan performansıyla Orhan Taşdelen...

Umarım bu güzel kadro dağıtılmadan, 4-5 kaliteli takviye yapılır da seneye doya doya izleriz.

------Burası her yer değil burası şehr-i Samsun------


Bu resim konuyla alakasız oldu biraz ama Samsunspor diyince Tanju Çolak'ı anmadan geçmek olmaz. Fotoğrafın güzelliğine bak be... Şu resmi halı sahaların girişine asacaksın, o gazla sahaya kim çıksa 3-4 golden aşağı atmaz!

5 Mayıs 2011 Perşembe

4 Mayıs 2011 Çarşamba

Egemen Korkmaz & Beşiktaş ?


Sezonun bitmesine sayılı haftalar kala, her zaman olduğu gibi transfer söylentileri yine hızlandı. Dün gündeme gelen en büyük bomba ise Egemen Korkmaz-Beşiktaş birlikteliğiydi.

Eğer gerçekleşirse bence Beşiktaş için çok yerinde bir transfer olur. Sivok ve Ferrari ile yolların ayrılacağını var sayarsak elde sadece İbrahim Toraman kalıyor. Ersan'ın bonservisi alınabilse bile en az iki adet stopere daha ihtiyaç var kadroda.

Egemen'i çok beğendiğimi bir kaç kez daha bu satırlarda yazmıştım. Şu an Servet, Serdar Kesimal, Ömer, Emre Güngör ile birlikte ligin "iyi" birkaç Türk stoperinin başında geliyor Egemen!  Hatta daha da ileri giderek onu eldeki İbrahim Toraman'dan 1 gömlek daha iyi bulduğumu söyleyebilirim.

Çarşı'nın hırslı futbolculara olan özel sevgisi düşünüldüğünde Egemen tam bir biçilmiş kaftan. Transfer gerçekleşirse başarılı olacağını ve kısa zaman sonra kaptanlığa bile yükselebileceğini tahmin etmek çok da zor değil.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...