31 Aralık 2010 Cuma

MUTLU YILLAR


Bu bloga yolu düşen herkesin yeni yılı kutlu olsun. İyi seneler...

2010 benim için vasat bir yıl oldu. İşim ve sevdiklerimle ilgili önemli bir problem yaşamadım çok şükür ama sağlık olarak biraz sıkıntılı geçti diyebiliriz. Yılın neredeyse ilk yarısını komple kaplayan bir mide rahatsızlığı yaşadım. Kapanışı da diş problemleriyle yaptık. Hatta bu yazıyı yazmaya başlamadan yarım saat öncesine kadar bile dişçideydim:) Önümüzdeki 1 aya yayılacak bir tedavi programı yaptık, ağzımda hiç sağlam diş yokmuş yani:) Neyse ciddi şeyler değil hiçbiri, hoşgeldin 2011 diyoruz ve geçtiğimiz yıla şöyle bir bakıyoruz:

Galatasaray açısından baktığımda ise tam anlamıyla berbat bir yıl geçirdik. Çok üzüldük çok kızdık.. Umarım 2011 de daha iyi futbol, daha iyi futbolcular, daha akıllı yöneticiler izleriz.

Satranç açısından bir değerlendirme yaparsam; 4 turnuva oynadım bu sene. Biri (Keşan Festivali) hariç diğer hepsini ilk 5te bitirdim. Özellikle Koç Festivalindeki takım 1.liği ve ferdi 3.lük fena sayılmaz. Çok büyük bir terslik çıkmazsa önümüzdeki perşembe başlayacak olan Bursa Birinciliğine katılacağım. 2011'e satrançla başlayacağım yani, umarım bu sene daha aktif geçer, bende buraya daha fazla satranç yazma fırsatı bulabilirim.

Birkaç tanede "yılın en..." lerinden yazalım adettendir:)

Sinema : Güzel filmler seyrettik 2010'da, özellikle Türk filmleri açısından verimli bir yıl geçirdiğimizi düşünüyorum. Yılın en iyi filmi bence Inception'du.

Müzik : Bu sene çıkan bir şarkı değil ama ben bu sene keşfettiğim için benim adıma yılın en iyi şarkısı Gökhan Türkmen'den "Büyük İnsan" şarkısıydı.

Yılın spor olayı: Basketbol milli takımımızın Dünya 2.liği.

29 Aralık 2010 Çarşamba

STSL İLK YARININ EN KÖTÜ ONBİRİ


İlk yarının en iyilerini yazdık şimdi de sıra en kötülerinde. Hemen belirteyim listeyi kendisinden çok şey beklenen veya çok para alan ama performansına yansıtamayan, isimli oyunculardan oluşturdum:

1-Rüştü Reçber (Beşiktaş): Türk futbol tarihinin en büyük kalecisi bence. Artık iyice yaşlandı. Gerek sakatlıklar, gerekse de Hakan ve Cenk gibi iki iyi kaleciyle aynı takımda olması nedeniyle bu sezon sadece 4 maç forma giyebildi.

2-Ali Turan (Galatasaray):
Nasıl "en iyiler" listesini yaparken aklıma hemen Burak ve Emenike geldiyse, bu listenin bir numaralı adamı da Ali Turan'dır! İğrenç bir ilk yarı geçirdi. Sadece eski takımı Kayserispor karşısında vasatın üzerinde bir performans sergiledi, diğer tüm maçlarda en hafif tabirle berbattı. Stoper asıllı olması nedeniyle sağ bekte çok sırıttı, inanılmaz pas hataları yaptı.

3-Gökhan Zan (Galatasaray):
Aslında onun adını yazmak konusunda biraz tereddüt yaşadım. Rahatlıkla takım arkadaşı Servet'te yazılabilirdi ama Gökhan aldığı astronomik yıllık ücrete rağmen yıllardır sürdürdüğü "futbol oynamadan futbolculuk" imajına bu sezon da devam edince onu yazmak istedim. Sadece 6 maç forma giydi. Özellikle Karabük maçında Emenike karşısında düştüğü haller trajikomikti.

4-Fabio Bilica (Fenerbahçe):
Kirli Bilica'nın iyice gözden düştüğü sezon oldu. Yobo'nun gelişiyle düştüğü yedek kulübesinden çıkamadı. Nadiren bulduğu şanslarda da sakarlığını konuşturdu. Sezon sonunda yakışmadığı Fenerbahçe'den ayrılacaktır.

5-Andre D. Santos (Fenerbahçe):
Futbolculuk potansiyeli olarak probemsiz bir adam, hatta "top tekniği" olarak bence dünyanın en iyi sol beklerinden biri ama devasa mental sorunları var. GS 'ın Lincoln veya Jo ile yaşadığına benzer, bitmek bilmeyen kafayı sahaya verememe (belki de vermeme) sendromu onu bitirdi. Absürd Caner'in bile yedeğine düştü. O da Bilica gibi en geç sezon sonu takımdan ayrılacaktır.

6-Serdar Özkan (Galatasaray):
Transferi gerçekleştiğinde büyük beklentim vardı ama iyi oynamayı bırak, forma yüzü göremedi. Hatta futbolculuğu unutup menajerliğe kalkıştı! Bu arakadaşın zeka seviyesini son vukuatıyla çok daha net olarak anladık. "SOZ" olan plakasındaki "O" harfinin üzerine iki nokta koyarak "Ö" yaptı ve "resmi belgede sahtecilik" suçundan yargılanıp 1 yıl 8 ay hapis cezası aldı. Ne desem bilmiyorum. Soyadlarımızın aynı olmasına bile üzülüyorum.

7-Vitor Pele (Eskişehirspor):
23 yaşında olmasına rağmen kariyerinde Inter ve Porto gibi takımlar yazan bir adamdan doğal olarak herkes müthiş işler bekliyordu. Eskişehirspor'un lige yaptığı aşırı kötü başlangıcın da etkisiyle olsa gerek maçlarda çok laubaliydi. Bir ön libero için muhteşem bir fiziği, iyi bir tekniği var ama iyi oynadığı bir maç izlemedik. Taraftar ondan çok daha fazlasını bekliyor. Takım da toparlamaya başladı bakalım 2. yarı kendini affetirebilecek mi?

8-Mustafa Sarp (Galatasaray):
Bu kadrodan bir kişiyi çıkarabilirsin deseler hiç düşünmeden onu çıkarırım. Dökülen Galatasaray'ın en zayıf halkası orta sahasıydı. O orta sahanın en zayıf halkası da oydu. Haliyle listeye pek istemesem de aldım. Ayhan yararsızı bile hemen hemen tüm maçlarda oynadığı, attığı golle bir de üç puan kazandırdığı için Mustafa'yı onun yerine aldım. Allah vergisi olarak futbola yeteneği olmayabilir, çalışkanlığıyla buralara kadar gelmiş ona bir sözüm yok. Ama bu tip bir oyuncunun kaçamak dövüşmeye hakkı da yok.
Forma giydiği maçlarda varlığıyla yokluğu birdi. Geçen sene bıraktığı güzel izlerin hepsini sildi. Sakatlığıyla birlikte kaptırdığı formayı bir daha zor görür diyorum seneye bir Anadolu takımında sürdüreceği kariyerinde başarılar diliyorum.

9-Zvjezdan Misimoviç (Galatasaray):
Kötü giden takıma kurtarıcı diye geldi. 10 maçta tek gol atamadı, tek bir asist yapabildi (o da kornerden). Kötü performansının önemli bir nedeni, alışık olmadığı sol kanatta oynaması olduğu için bende onu kadronun soluna yazdım. Sakız çiğnediği için kadro dışı bırakıldı diyenlerin sakız kadar aklı yok. İddia ediyorum Lorik Cana veya Lucas Neill 10 maç sol açık oynasın onlar bile en az bir iki tane gol/asist yaparlar. Olay sakız değil diyorum, olay ruh diyorum, kime diyorum??

10-Nihat Kahveci (Beşiktaş):
Harika İspanya kariyerinin ardından çokta geç sayılmayacak bir yaşta yuvasına döndü. İspanya'daki seviyede bir performans beklemiyorduk tabi ama bu kadarını da tahmin edemezdik. Kaçırdığı gollerle Beşiktaş'lılara saç baş yoldurdu. Çoğu maçta adeta futbola yeni başlamış bir alt yapı oyuncusu gibiydi. Pozisyonlar da daha önce hiç gol atmamışçasına panik davrandı. Tam Avrupa'da güzel bir gol atmıştı ki bu kez de sakatlık kabusu başladı. Kadroyu kurarken adını ilk yazdıklarımdan...

11-Daniel Guiza (Fenerbahçe):
Aslında daha sezon başından hiç süre alamayacağı belliydi ama verim/ödenen para oranına bakılınca o da bu kadroya girmekten kurtulamadı. İspanya gol kralını alıp Gökhan Ünal'ın arkasında oturtan zihniyet ne derece suçluysa, kale önünde hayal edilemeyecek beceriksizlikler segileyen kendisi iki kat suçlu. Futbol tarihimizin en büyük transfer hezimeti kendileri.

25 Aralık 2010 Cumartesi

LUCAS EDWARD NEILL

Devre arası malum... Hakkında kafa yormaya değecek pek vukuat yok. Bende bu fırsattan istifade, blog arşivinde yer alması adına çok sevdiğim futbolcumuz Neill ile ilgili bir kaç satır karalamak istedim.

Bilindiği gibi 32 yaşındaki "İrlanda asıllı" Avustralyalı futbolcumuzun sözleşmesi sezon sonunda bitiyor. Kalıp kalmayacağı belli değil. Futboldan anlayıp "yaşlı" veya "ağırlaştı" diyen çıkabiliyor ama, futboldan anlamayıp "Servet daha iyi" diyen çıktığında sinirleniyorum ben asıl. Neill'i gönderip yerine onun kalitesinde bir adam bulabilmek çok zor. Dünyanın bonservisini vereceksin, sonra da uyum sorunu yaşamasın diye dua edeceksin. Frank De Boer, Xavier veya Meira kötü futbolcular mıydı? Ben Neill'in futbolundan da, imajından da, özverisinden de, hırsından da, liderliğinden de... kısacası herşeyinden çok memnunum. En az 2 sene daha rahatlıkla bu takımda oynayabilir bence. İnşallah sözleşmesi yenilenir.
Ronaldo'nun yeni yetme günlerinde ayarı verirken :) Konuşmalar biraz Türk işi olmuş ama İngilizin f.ck you 'su, mother f.cker 'ı falan kesmez bizi :)


Nerede olduğunu hatırlamıyorum ama bir arkadaş şöyle demişti:

"Bir tane adam gibi kaleci, bir de biraz bitirici bir santrafor, yanlarına da 9 tane Lucas Neill ile mükemmel bir takım kurulabileceğini düşünüyorum"


Beşiktaş maçında Nobre'nin sarı kart görmemesi için verdiği uğraş ile, alıştığımız "hakemi aldatmaya yönelik" değil "adalet dağıtmaya yönelik" hareket yapan bir futbolcu o.


Dünya kupası sürerken verdiği bir röportajdan;
"Galatasaray öyle büyük bir camia ki Avusturalya nüfusundan daha çok taraftarı var. Milli takımda hem ülkem için hem de onlar için oynuyorum."


Fenerbahçe derbisinden sonra ise Niang ile mücadeleleri çok konuşuldu. Özellikle de maçtan sonra sertliğinden şikayet eden Niang 'a verdiği şu cevap:
"Futbol sert bir oyun.. oyununuzu oynarsınız, sakatlanırsanız sakatlanırsınız!"

22 Aralık 2010 Çarşamba

HAYATIMIN FİLMLERİ #42.Unforgiven#

42. Unforgiven (1992)
Yönetmen: Clint Eastwood
Oyuncular: Clint Eastwood, Morgan Freeman, Gene Hackman
Imdb notu: 8.3

Eskiden acımasız, çılgın bir katil olan William Munny, eşinin vefatından sonra artık tüm zamanını küçük barakasında çocuklarına bakarak geçirmektedir. Taa ki bir genç onu ziyarete gelene kadar... Bu gençten, Big Whiskey kasabasındaki fahişelerin koyduğu ödülün haberini alan Munny, ilk başta bu teklifi kabul etmez ama daha sonra fikrini değiştirecektir...

60-70 'lerin en iyi westernlerinde oynamış ve bu filmlerle sinema tarihine adını unutulmayacak bir efsane olan kazımış Eastwood'un yıllar sonra hem çekip hem oynadığı, o günlere bir selam niteliği taşıyan son westerni olan "Unforgiven" ironik bir şekilde bence gelmiş geçmiş en iyi western filmi!

For a Few Dollars More (1965) ve The Good, the Bad and the Ugly (1966) gibi iki unutulmaz western filminde başrol oynayan Eastwood, bu filmlerin yönetmeni Sergio Leone üstaddan çok şey öğrendiğini bizlere bu filmiyle gösteriyor. Oyunculuğuyla milyonların aklını aldıktan sonra, 1971'de yönetmenliği denemeye karar veren Eastwood, bu filme kadar pekte başarı kazanamamış ama ismine hörmeten, yönettiği filmler hevesli birer deneme olarak görülmüş biraz da yalandan alkışlanmıştı. Unforgiven gibi bir film çekerek rüştünü ispatladıktan sonra arka arkaya A Perfect World, Absolute Power, True Crime, Mystic River, Million Dollar Baby, Changeling, Gran Torino gibi mükemmel filmler yönetti ve büyük oyunculuktan büyük oyuncu/yönetmenliğe sonuna kadar hakederek terfi etti.

Tekrar filmimize dönersek, western filmlerinden nefret eden biri dahi olsanız bu filmi sevmemek elde değil. Biraz garip gelebilir ama yarattığı hava ve kahramanımızın durumu bana her daim Eşkiya filmini hatırlatmıştır.

Film, 4 Oscar Ödülü kazanmıştır. Bunlar; en iyi yardımcı erkek oyuncu (Gene Hackman), en iyi film, en iyi yönetmen ve en iyi kurgu oscar'larıdır.

Filmimizde ayrıca sadece westernlerde olabilecek, müthiş dialoglardan bolca mevcut:

-Şimdi dışarı çıkıyorum! Aklı olan bana ateş etmeye kalkmasın yoksa onu vururum!.. Karısını, dostlarını ve çocuklarını vururum! ve evini de yakarım!

Bir diğeri:

-Böyle ölmeyi haketmedim.
-Bunun haketmekle bir ilgisi yok.

-Silahsız bir adamı vurdunuz!
-Dükkanını benim en iyi arkadaşımın cesediyle dekore ediyorsa silah taşımalıydı!

Önceki Filmlerim:

20 Aralık 2010 Pazartesi

STSL İLK YARININ EN İYİ ONBİRİ

Blog yazmaya başlamadan önce böyle, haftanın onbiri, ilkyarının en bilmem nesi, sezonun şusu busu gibi istatistiki şeylere bayılırdım. Hazır ilk yarıyı tamamlamışken bende sizlere kendi keyfime göre ilk yarının en başarılı onbirini hazırladım.



1-Onur Kıvrak (Trabzonspor): İlk yarıyı sadece 10 gol yiyerek kapatan liderin başarılı kalecisini seçerken pek zorlanmadım. Henüz 22 yaşında olmasına rağmen 35 yaşındaymış gibi soğukkanlı ve kalesinde güven veriyor. Maç kurtaran büyük bir kaleci o.

2-Roberto Hilbert (Beşiktaş): Sağ bek pozisyonu için karar vermekte çok zorlandım. Diğer adayım Serkan Balcı idi. Ben yinede kötü giden Beşiktaş'ın en istikrarlı adamlarından Hilbert'i seçmeye karar verdim. İlk transfer olduğunda farklı pozisyonlarda denenip burun kıvrıldığı maçlar olmuştu ama daha sonra sağ koridoru adeta tapuladı. 90 dakika boyunca bitmek bilmeyen enerjisi, sürekli gidip-gelmesi, hücuma verdiği destekle beğenimi kazandı. Son topları biraz daha olumlu kullanabilse çok daha değerli bir oyuncu olacak.

3-Serdar Kesimal (Kayserispor): Bu seneki performansıyla çok dikkat çekti ve milli takıma kadar yükseldi. Kulübünde daha ziyade sağ bekte izledik ama stoper olarakta çok iyi maçlar çıkardı. Defans oyuncusu için çok iyi bir top tekniği var. Birkaç sene içinde büyüklerden birinde izleriz.

4-Hasan Ali Kaldırım (Kayserispor): Yine kuvvetli Kayserispor defansından bir genç yıldız adayı daha. İlk yarının tartışmasız en öne çıkan sol beki idi. Hilbert için yazdıklarımızı aynen tekrarlayabiliriz. Çok hırslı bir oyuncu. Sürati ve driblingleriyle gün geçtikçe daha iyi olacak.

5-Egemen Korkmaz (Trabzonspor): Mükemmel bir ilk yarı geçirdi. Ligimizin en beğendiğim stoperlerinin başında geliyor. Hatasız sayısız maç oynadı, ağır Giray'ın açıklarını kapattı, üstüne üstlük hayati bir golle takımına üç puan getirdi. Gerçek bir lider gibi davrandı.

6-Emre Belözoğlu (Fenerbahçe): Çok daha iyi sezonları olmuştur ama sırf yokluğunda Fenerbahçe nin ne kadar zorlandığını görmek bile yeter değerini anlamak için. Karakterini zerre beğenmem ama orta sahada çift yönlü oyunu, onun yarısı kadar bile oynayabilenini son 20 yılda Türkiye'de izlemedim.

7-Selçuk İnan (Trabzonspor): Liderin anahtar adamı. Onun için Trabzonspor'un Xavi'si diyebiliriz. Collman ile beraber orta sahanın tüm yükünü sırtlandı ama kaptığı topları dan dun kullanmadı, geri pas yapa yapa taraftarını baymadı. En önemli özelliklerinden biri olan etkili şutlarından ikinci yarıda daha fazla izlemeyi bekliyorum.

8-Burak Yılmaz (Trabzonspor): Bence ilk yarının en değerli oyuncusuydu. Kanatta oynamasına rağmen 9 gol attı. Ona yakın da asist yaptı. Hepsinden önemlisi ise oynadığı her maç sadece hücumu düşünmedi, bekine yardım etti, çok koştu, çok mücadele etti ve bu kadronun en tepesine adını hakkıyla yazdırdı.

9-Alex (Fenerbahçe): Efsane yine işbaşında. Tam bitti denirken yeniden doğdu ve adeta 2. baharını yaşıyor. 12 golle kralıkta Emenike ile beraber zirveyi paylaşıyor. Hepsi çok kıymetli goller attı ve bu takım onsuz düşünülemezdi.

10-Jaja (Trabzonspor): Pekçokları onu bu takımda düşünmeyecektir ama ben adını yazarken hiç düşünmedim. İzlediğim her Trabzonspor maçının en etkili adamıydı. Tek başına tüm takımın kurgusunu değiştirdi. Bazı problemler yaşayıp ülkesine döndüğünü biliyoruz, eğer dönmez ise Trabzonspor'un ikinci yarıda ne kadar çok zorlanacağını hep birlikte göreceğiz.

11-Emenike (Karabükspor): Ligimizin süperstarı. Ne kadar beğendiğimi defalarca yazdım. Ligimizin en iyi santraforu ikinci yarıda, attığından çok daha fazlasını atacaktır.

19 Aralık 2010 Pazar

GENÇLERİMİZİN KADERİ KONYA İLE Mİ YAZILMIŞ?


KONYASPOR:0 - GALATASARAY:1 (Anıl Dilaver)

Yıl 2006: Altyapıdaki futboluyla dikkatleri çeken genç Aydın Yılmaz, A takımdaki ilk maçına, ligin son haftalarındaki Konyaspor deplasmanında çıkıyor. Son dakikalarda onun attığı golle GS 0-1 kazanıyor ve şampiyon oluyor.
Yıl 2008: O sezon ligin en iyi sağ bek performansını sergileyen genç Uğur Uçar, buzla kaplı zeminde Batista ayısı ile çarpışıyor ve diz kapağı kırılıyor! Bir daha da eski günlere dönemiyor..
Yıl 2010: Tarihimizin en kötü sezonlarından birini geçirirken, ilk yarının son maçında, A takımla ilk maçına çıkan Anıl'ın golüyle 1-0 kazanıyoruz.

İnşallah ne Aydın'ınki gibi tek maçlık kalır, nede Uğur'un ki gibi bir sakatlık yaşar futbol hayatında bu yakışıklı genç.

Bu berbat sene aslında bir yandan da gençlerimiz için büyük bir fırsat. Önümüzde 17 adet daha hedefsiz lig maçı var. Sadece Anıl değil, çok yetenekli gençler var altyapıda: Musa, Cumhur, Cem Sultan, Ahmet Kesim ve Caner Öztel ligin ikinci yarısında bol bol forma bulmalılar. Barcelona ilk 11'inin 8'i altyapıdan diyoruz, bin yaşındaki Sarp'ı, Ayhan'ı, Ali Turan'ı falan oynatmanın ne anlamı var bu saatten sonra.

Maça gelirsek (çokta gerek yok aslında ama...)


Bu sezon hiç alışık olmadığımız bir onbir vardı sahada. Kalede Aykut, sağ bekte Neill, orta sahada Hakan filan. Gökhan ve Serdar kifayetsizleri de sahadaydı. Çağlar ilk kez 90 dk. oynadı. Kewell sahanın en iyilerindendi. Cana yine bildiğimiz gibiydi :)

18 Aralık 2010 Cumartesi

BARCELONA'NIN SIRRI NE?

Tarihin en meşhur seri katili Ted Bundy'nin hayatını anlatan bir film aldım geldim az önce. Filmi takmadan hızlı hızlı kanalları tarıyordum. Barcelona'nın Espanyol maçına denk geldim. Dakika 10 civarıydı. Eşime "bir beş-on dakika bakalım, zaten kesin gol olur, golü görünce filme geçeriz" dedim. "Bu adamlar çok acayip, şu an dünyanın en iyi takımı bunlar ve pek çoklarına göre tarihin en iyi takımı" diye anlatıyordum ki lafımı bitiremeden Pedro golü attı :)

Böyle olunca onun da ilgisini çekti. Filme geçmeden biraz daha izlemek adına, Barcelona hakkında kısa kısa bilgiler geçiyordum. "Bak bu futbolcu kendi altyapılarından yetişme, sonra bu da, aaa bu da öyle sanırım" filan derken olaya uyandım!

Şu an sahadaki 11'den; Valdes, Puyol, Pique, Busquets, Xavi, Iniesta, Messi ve Pedro Barcelona'nın alt yapısından yetişmiş futbolcular! İlk onbirin sekizi altyapıdan yani !!!

Filme geçme işi biraz daha uzadı tabi böyle olunca, hemen klavyenin başına oturdum bunları yazıyorum işte. Bu arada Xavi attı 2-0 oldu :)

Ondan sonra biz "Barcelona uzay topu oynuyor, bunlar insan değil" deyince, "eee deli paralar dönüyor aga çok zengin bunlar, bizde de o para olsa bilmem ne..." diye ağlananlar çıkıyor.
Ağla tabi ağla sen. Senin altyapından Aydın Yılmaz çıkıyor ancak, onunda sırf "top ayağındayken, fazla açmadan hızlıca koşabiliyor" diye 5 sene ağzının içine bakıyorsun!

Ağla sen ağlamaya devam et ben filmime geçiyorum...

17 Aralık 2010 Cuma

Bunlar mı Galatasaray'ı kurtaracak?

İş bilmez yönetimimizin son bombası! Ezeli rakiplerden birer transfer, hoop en büyük başkan bizim başkan.. Yok yaa!

Fatih Tekke, Beşiktaş' geldiğinde yazdıklarım burada. Evet bence çok büyük futbolcu ama artık lig bitti diyoruz, önümüzdeki senenin takımını düşünerek transfer yapalım veya yapmayalım diyoruz, siz bana Fatih Tekke diyorsunuz! Seneye 34 yaşındaki Fatih mi oynayacak Galatasaray'da? Amaç ne? Günü kurtarmak mı? Yoksa akıllı mantıklı bir iş mi bu?

Teee 3 ay önce Kazım'ın adı GS ile ilk anıldığında yazdıklarım da burada. Tekrar tekrar aynı şeyleri söylemeyeceğim. Özellikleri itibariyle en komple futbolculardan biri ama mental olarak tam bir "rahatsız" Kazım. Rijkaard zamanında bir ihtimal olabilirdi ama Hagi'nin takımında Kazım Kazım OLMAZ! Hagi bu çocuğu sopayla döver!

16 Aralık 2010 Perşembe

Hay ayağına sağlık be Barış!

Baktı bizim beceriksiz yönetimin yapacağı yok, basmış Serdar'ın ..ıçına tekmeyi :)
Adamsın Barış:)

Şaka bir yana, neresinden tutsan elinde kalan takımımızın bence en zayıf yanı, Cana'nın yanında ayağı biraz olsun top yapan savaşçı bir ön liberomuz olmaması! Ayhan ve Sarp'ı direk çöpe atabilirsin. Devre arasında bu takıma çok fazla transfer yapılmasına, göz boyamak için lüzümsuz masraf yapılmasına karşıyım ama Cana'nın yanına mutlaka bir adam alınmalı! Rotasyonda da Barış Özbek kullanılabilir.

Paniktir, savruktur, delidir, ne yapacağı belli olmaz filan ama her maç kanının son damlasına kadar savaşır Barış. Sarp gibi kaçak dövüşmez, nerede mücadele varsa ordadır. 90 dakika koşar, Ayhan gibi üfleyince yıkılmaz. Kaldı ki Ayhan daha teknik, daha yaratıcı geçinir ama Galatasaray formasıyla 10 yılda attığı gol sayısı, Barış'ın 3 yılda attığı ile hemen hemen aynı! Ne yapayım tekniğini o zaman ben, adamın yüzünü rakip kaleye döndüğü yok ki al gülüm ver gülüm stoperlerin az önünde bitiriyor zaten her maçı...

Barış'ın top tekniği ideal GS 11'i için tabiiki yetersiz, bende isterim Cana'nın yanında Ernst olsun, olmadı Selçuk İnan olsun, ya da en güzeli Emre Belözoğlu'nun çirkef olmayanı varsa o olsun ama şartlar ortada! Mayısta Barış'ın sözleşmesi bitiyor ve henüz sözleşmesi yenilenmedi. Eğer saçma sapan rakamlar istemiyorsa şahsen ben takımda kalmasını isterim.

Son olarak; konuyu biraz dağıtmış olacağız ama bugün Milliyet'te "Hagi, Emenike'yi istemiyor" diye bir haber gördüm. Ya haber gerçek değil, yada (gerçek ise) Hagi Galatasaray ile oynadıkları maç dışında Karabük'ü hiç izlememiş demek! Gazete, Hagi'nin "Anadolu takımı topçusu, büyük takımda oynayamaz" dediğini yazıyor.

Bu blogta elimden geldiğince büyük laflar etmemeye çalışıyorum, hakkında çok emin olmadığım, çok fazla izlemediğim futbolcular ile ilgili fikirlerimi yazmıyorum ama Emenike'yi geçen sezon 3-4 kez, bu sezon da 4 kez 90'ar dakika izledim. Geçen sene ve bu sene attığı tüm golleri de ayrıca izledim. Benim fikrim Niang, Bobo ve Baros'tan daha iyi bir forvet olduğu yönünde. Stil olarak Porto'daki Hulk'a benzetiyorum. Şuan ligimizden istediğin 1 adamı seç al serbest deseler, sadece Q7 mi o mu diye düşünürüm ama onu seçerim.

Geçen sene de herkesin dilinde Makukula vardı, bu sene Emenike olur, seneye bir başkası olur abartma diyenler çıkabilir ama bu öyle birşey değil. Neyse buralardayız kısmet olursa 2.yarı ve daha sonra da gideceği büyük takımda (belki Avrupa) izlemeye devam ederiz ve görürüz.

12 Aralık 2010 Pazar

ÜÇ BÜYÜKLER ÇOK ŞEKERLER - 2


Ligin 2. haftasında gerçekleşmişti, bu hafta tekrarladı.
Yine üç büyükler, Anadolu takımlarının önünden boynu bükük ayrıldılar.
2. yarıda da bu serinin devamını yazacağız gibi görünüyor. 3-4 diye sürer bu gidişle...

Bursaspor yarın sonuncu Kasımpaşa'yı yenerse, zirvedeki ikili Trabzon-Bursa arayı biraz daha açacaklar. Ligin en iyi futbol oynayan iki ekibi hakettiği şekilde yoluna devam ediyor.

OOOOOO CİMBOMBOMMMM !

GALATASARAY:0 - GENÇLERBİRLİĞİ:2

Bugün siz oynarsınız yarın başkası..
Biz yıllar sonra arkadaş arasında, ne rezil adamlardı onlar ne hale getirdiler takımı deriz 10 saniye.. Geçeriz Monaco maçını, Prekazi'yi, Neuchatel Xamax'ı, Real Madrid'i, Arsenal'i, Taffarel'i konuşuruz saatlerce..
Siz Galatasaray'lı değilsiniz. Bana kalsa futbolcu da değilsiniz ya!
Bugün futboldan para kazanıyorsunuz diye futbolcu diyorlar.
Yarın yorum yaparsınız yorumcu derler.
Ama hiçbir zaman kimse size Galatasaray'lı demeyecek.

11 Aralık 2010 Cumartesi

Beşiktaş abarttı!

Son yıllarda başı sakatlık belasından bir türlü kurtulamayan Galatasaray'lılar, bu sene Beşiktaş'ın başına gelenleri gördükçe bizimki hiçbir şey değilmiş diyorlardır sanırım. Saymakla bitmeyen sakatlar iyileşmeden her geçen gün bir yenisi ekleniyor. Nasıl başlarsa öyle gider derler ya aynen öyle oldu bu sene durumları.

İlk olarak henüz sezon bile açılmadan, Rıdvan ve Sivok çok ciddi sakatlandılar ve sezonun ilk yarısını açmadan kapadılar. Hemen ardından Ekrem ve Ferrari sezona başladıkları gibi sakatlanıp, yaklaşık 16'şar maçı kaçırdılar.

Tam toparlanıyorlarken bu sefer Quaresma bir gitti, takım tepetaklak! 2 ay sonra tam döndü derken ilk maç hoop tekrar yok.

En büyük gol silahları Bobo sakatlanalı 2 ay oldu, o da hala yok. Nihat desen aynı şekilde. (Gerçi bu iyi mi kötü mü orası tartışılır) İrili ufaklı daha onlarca sakatlık.. Aurelio, Hakan, Onur, Guti, Cenk ...

Müzmin sakat, yaşlı kurtlar Nobre, Rüştü ve Yusuf'u zaten hiç saymıyorum ama onlar da sakatlık nedeniyle 10 'ar maç kaçırmışlar.

Bugün gelen yeni haberler de hiç parlak değil: Şuan takımın en formda ismi, Filip Holosko'nun sağ ayak tarak kemiği kırıldı ve 3 ay kadar yok. Genç Necip'in ise sol diz iç yan bağlarında ikinci derecede yırtık tespit edildi o da 1 ay yok!

Hızını alamayan takımın amigosu bile yaralandı... Ne şanssızlıkmış arkadaş anlamadım ki. Hepsi üçer beşer ay takımı yalnız bırakırken üç adet adam Rambovari bir şekilde hiç sakatlanmadılar... İbo, Ernst ve Hilbert, bu sezon oynadıkları maç sayısı şimdiden, Gökhan Zan'ın kariyer toplamını geçmiştir herhalde. Helal olsun!

9 Aralık 2010 Perşembe

HAYATIMIN FİLMLERİ #43.Issız Adam#

43. Issız Adam (2008)
Yönetmen: Çağan Irmak
Oyuncular: Cemal Hünal , Melis Birkan
Imdb notu: 7.1

Listeyi takip edenler için ilk büyük sürpriz bu film ile gelmiş oldu sanırım :) Evet... 43. sıradaki filmim Issız Adam! Bir de ipucu vereyim yeri gelmişken, bundan başka 3 adet daha Türk filmi var listemde!

Neyse, ilk olarak filmin benim adıma en büyük özelliğini yazarak başlayayım: Uzak ara hayatımda en fazla ağladığım film bu!:) ki öyle ota b.ka ağlayan, bol bol aşk filmi izleyen falan bir adam da değilimdir ama bu filmin final sahnesinde, sinema salonunda olmama rağmen ağlamaktan imanım gevremişti!

"Şrakk!" diye ışıklar yandığında, rezil olduk diye kafa önde çaktırmadan çıkmaya çalışırken, yan gözle şöyle bir etrafa bakınmıştım. Tüm kızların salya sümük gittiğini, erkeklerinde aynen benim pozisyonumda, kafalar önde, gözler kıpkırmızı, yarım g.t yarım g.t bir an önce salondan çıkmaya çalıştıklarını görmüştüm de ancak öyle rahatlamıştım :)

Çağan Irmak'ın yönetmenliğini ne kadar çok beğendiğime, birkaç gün önce "Prensesin Uykusu" ile ilgili fikirlerimi yazdığım yazıda da değinmiştim. Yeteneklerini en iyi sergilediği filmin de bu film olduğunu düşünüyorum! Hatta biraz daha abartarak söylersem, hiçbir yönetmenin, müzik-yemek-aşk üçlüsü hakkında bundan daha iyi bir film çekebileceğini sanmıyorum.

Çağan Irmak 'ın önceki filmlerinde en büyük yardımcısı olan harika senaryolardan eser yok bu filmde, o yüzden de işi daha zor. Fakat tam da bu sayede içindeki muhteşem anlatıcı ortaya çıkıyor ve bizlere hepimizin zamanında yaşadığı şeyleri hatırlatıyor..

Filmin konusu ne desek, cevap aynen şöyle: çok çapkın bir aşçıyla, son sevgilisinin aşk hikayesi.. bu kadar yani.. Zaten yönetmenlik de bu değil mi? Adam milyarlarca kez filme çekilmiş sade bir aşkı bize her saniyesini kendimiz yaşıyormuş gibi izletiyor.

Bu filme kadar adını hiç duymadığım Cemal Hünal'ın oyunculuğu inanılmaz sahici. Aynı rolü çok yakışıklı bir adam oynasa kesinlikle filmden alınan tat aynı olmayacaktı. Zaten Çağan Irmak'ın en büyük özelliklerinden biri oyuncu seçimindeki muhteşem başarısı..

Issız Adam, modern hayatların kişileri yalnızlığa sürüklemesinin hikayesini, yemekler, anneler, eski şarkılar ve aşkla süslüyor. Yeni neslin hayatına 70'lerin Türkçe pop şarkılarını sokmayı başarması da cabası tabi..

7 Aralık 2010 Salı

Kabahat soranda :)


-Sunucu: Sergen, 18 yaşından küçüklerin de iddia oynadığı görülüyor, onlara ne söylemek istersin ?

-Sergen Yalçın: Almanya ligi'nden uzak dursunlar çok sürpriz oluyor.

6 Aralık 2010 Pazartesi

Yeni Malatyaspor'un muhteşem ikilisi!

Kartalspor futbol takımının başındaki zıt ikiliyi daha önce yazmıştık.
Yeni Malatyaspor ise, takımı emanet etmek için çok daha uyumlu bir ikili bulmuş.
Vedat İnceefe ve Cafer Aydın :)

Türk futbolunun bu iki renkli futbolcusu artık Yeni Malatyaspor'un başındalar. Cafer, Vedat'ın yardımcılığını yapacak. İkisi de kalburüstü futbolculardı ama daha ziyade delilikleri, psikopatlıkları ile hafızalarımıza kazındılar.

Özellikle Vedat ile ilgili her Galatasaraylı'nın bol bol anısı vardır. Ben şahsen hala ara ara sahadaki ruhsuz futbolcuları gördükçe, rakip futbolcularla itiş kakış olduğunda vs. "Ah ulan şimdi Vedat olacaktı orada" diyorum. (Bir diğeri için bkz. Emre Aşık). 7 sene kadar Galatasaray forması giyen namı diğer "Reis"'in ilk akla gelen hadisesi ise 1999-2000 yılında Ankaragücü futbolcusu Faruk'u önce saha içinde sırtından ısırması, ardından da hırsını alamayarak, aynı futbolcuya soyunma odasında kafa atarak, 6 ay müsabakalardan men cezası almasıdır. Hee birde google'da ismini arattığınızda kendi resminden çok manken resmi çıkıyor:)

Cafer 'de, Vedat'tan çok geri kalır bir psikopat değildi tabi:) Santrafor olmasına rağmen kariyeri boyunca 93 sarı, 6 kırmızı kart görebilmeyi başarmıştır! Rakip futbolcu ve hocalarla dalaşmaları, hatta kendi tribünlerine yaptığı el hareketlerini iyi hatırlarım ama kendi ağzından anlattığı şu anısıyla bitirirsek sanırım neden bahsettiğimizi anlatmak için daha uygun olacak:

"Bir gün yine deplasmana gidiyoruz işte aabi, benim kafam da hafif iyi, tesisteyiz hazırlanıyoruz otobüse bineceğiz, çıktım dedim ki "arka beşli benim, oraya oturanın anasını avradını s...rim!" tabi kimse oturmadı, vurdum kafayı yattım arka beşlide"!!!

Yeni Malatyaspor'a muhteşem hocalarıyla yeni sezonda başarılar diliyorum!
Futbolcuların Allah yardımcısı olsun...

2010'UN EN İYİ 11'İ


Uefa.com tarafından düzenlenen 2010 yılının en iyi 11'i anketinde, oylarımı görüldüğü üzere bu isimlerden yana kullandım. Adaylar aşağıda.. Siz ne dersiniz?

KALECİ: iker casillas, julio cesar, david de gea, maarten stekelenburg, eduardo
SAĞ BEK: maicon, sergio ramos, philipp lahm, branislav ivanovic, gregory van der wiel
STOPER: gerard pique, carlos puyol, lucio, walter samuel, diego lugano, david luiz, lenoardo bonucci, brede hangelard, souleymane diawara, douglas
SOL BEK: fabio coentrao, giovanni van bronckhorst, ashley cole, john arne riise, michael bastos
SAĞ AÇIK: arjen robben, dirk kuyt, cristiano ronaldo, javier zanetti, adam johnson
ORTA SAHA: bastian schweinsteiger, xavi hernandez, mark van bommel, sami khedira, esteban cambiasso
AMC: wesley sneijder, mesut özil, cesc fabregas, thomas müller, keisuke honda
SOL AÇIK: andres iniesta, florent malouda, antonio cassano, gareth bale, angel di maria
FORVET: lionel messi, diego milito, diego forlan, david villa, luis suarez, didier drogba, gonzalo higuain, samuel eto, romelu lukaku, carlos tevez
TEKNİK DİREKTÖR: jose mourinho, vicente del bosque, quique sanchez flores, bert van marwijklouis, van gaal

5 Aralık 2010 Pazar

KÜMEDE KALMA YOLUNDA ÇOK DEĞERLİ BİR 3 PUAN!

KASIMPAŞA:0 - GALATASARAY:3 (Kewell,Pino,Hakan)

* Pino dünyaları kaçırmaya devam ediyor ama koca takımda onun kadar istekli, onun yarısı kadar süratli ve onun dörtte biri kadar atletik başka kimse olmadığına göre PİNO forever..
* Elimizde Insua varken, sol bek Hakan oynuyorsa, Galatasaray devre arasında transfer falan yapmasın boşu boşuna!
* Bank Asya'da 30 tane Cana varsa, yerel kanallarda 300 tane Melih Şendil var...
* Harry Kewellllll , Harry Kewellllllll ...

4 Aralık 2010 Cumartesi

TÜRK SİNEMASI 2010'U UĞURLARKEN... (Av mevsimi-NY'ta 5minare-Prensesin uykusu)

Henüz eve yeni döndüm ve hemen bilgisayarımın başına oturup yazmak istedim.
"Av Mevsimi"nden geliyorum... "Hayatımın Filmleri" serisine başladığımdan beri, sinemada izlediğim filmleri yazmayı bırakmıştım ama son bir ayda arka arkaya 3 tane çok kaliteli Türk filmi birden izleyince, en azından kısacada olsa fikirlerimi sizlerle paylaşmak istedim. Şuan çoğu sinemamızda üç film de aynı anda gösterimde. Bu aralar sinemaya gidecek olan ve aralarında seçim yapacak arkadaşlar için, konu/sahne vs.. değinip tadını kaçırmadan kendimce bir karşılaştırma yapmak istedim.

New York'ta Beş Minare, Prensesin Uykusu ve bugünde Av Mevsimi. Üç filmde uzun süredir merak ettiğim ve çok şey beklediğim filmlerdi.

Aralarında kıyaslama yapmam gerekirse, ben açık farkla en çok Prensesin Uykusu'nu beğendim. Asmalı Konak'la uzaktan yakından ilgilenmediğimden, Çağan Irmak ismiyle tanışmam Mustafa Hakkında Herşey'le olmuştu. Ardından "Babam ve Oğlum" ve "Issız Adam" gibi bence modern Türk sinemasının en iyi filmlerinden ikisini daha çekince, artık Çağan Irmak benim için, her çalışmasını merakla beklediğim özel bir yönetmen oldu.

Düşünce tarzı, hayal dünyası, anlatmak istedikleri ve onları anlatırken kullandığı dil, diyaloglara verdiği değer.. Prensesin Uykusu herşeyiyle tam bir Çağan Irmak filmi. Açıkçası vasat bulduğum Karanlıktakiler'den ardından, birde oyuncu kadrosunu görünce, yukarıda saydığım diğer filmleri kadar kaliteli bir film beklemiyordum sinemaya girerken ama karşılaştıracağımız diğer iki filme oranla çok daha etkileyici çok daha sıcak geldi bana.

New York'ta Beş Minare'ye gelirsek... Yönetmen koltuğunda hemen hepimizin burun kıvırdığı lov lov Mahsun oturduğundan, ön yargılarımı olabildiğince törpülemeye çalışarak girdiğim filmden oldukça memnun çıktım diyebilirim. Filmi izlemeden önce, Mustafa Sandal'ın sinemaya uygun, ifadeli bir yüzü olduğunu düşünüyordum ama oyunculuğu tek kelimeyle berbattı.

Haluk Bilginer, altından kalkması çok zor olan, en ufak bir ayar kaçıklığında gülünç duruma düşebileceği rolünü, her zamanki gibi harika oynamış yine. Büyük bir para harcanmış ve filmde bir miktar para bol bulunup orasına burasına sürülmüş havası var maalesef. Yine de çatışma sahneleri, hücre evlere baskın ve toplu ibadet sahneleri insanı ister istemez avucunun içine alıyor.

Mahsun Kırmızıgül
için artık rahatlıkla "kızlar kızlar gelem mi?" aşamasını çoook gerilerde bırakmış, sinemayı anlamaya başlayan ve öğrenme konusunda yetenekli bir "iyi yönetmen adayı" diyebiliriz!

Bahsedeceğimiz üçüncü ve son filmimiz ise henüz birkaç saat önce izlediğim "Av Mevsimi". Düşünsenize size, yönetmeni Yavuz Turgul, başrollerinde de Şener Şen ve Cem Yılmaz olan bir film vaadetseler ne beklersiniz? Bende aynen öyle, ağzım açık bir şekilde gittim sinemaya ama maalesef hayal kırıklığıyla ayrıldım. Şener Şen her zamanki gibi yine kusursuz (bkz.Haluk Bilginer) ayrıca Çetin Tekindor'un oyunculuğunu da çok beğendim. Fakat film nedense yavanlığını bir türlü atamıyor. İnandırıcılık çok düşük, sahneler arası geçişler çok belirgin, diyaloglar basit, karakterlerin olaylar karşısındaki tepkileri eğreti!

Sadece 90 sonrasını bile konuşsak, Eşkıya, Gönül Yarası, Kabadayı gibi çok başarılı filmleri olan Yavuz Turgul'un böyle bir kadroyla çok daha büyük işler başarabileceğine eminim. Polisiye çekme ısrarı sanırım olayları buraya sürükledi. Cem Yılmaz'ı nasıl kullanacağına karar vermek çok önemli. Bu film için, hiçbir komedi unsuru katılmadan, salt oyuncu Cem Yılmaz'dan faydalanılmak istenmiş ve bunu kesinlikle eleştiremem. GORA ve AROG'da oyunculuk namına hiçbir şey yapmasına gerek kalmayan, Herşey Çok Güzel Olacak'ta kendini oynayan, sadece Hokkabaz'da az da olsa aslında iyi bir oyuncu olabileceğinin işaretini veren Cem Yılmaz için bu film çok büyük bir kırılma noktasıydı. Kendi adıma gördüğüm en büyük sıkıntısı ise, şivesiz ve düzgün konuşmaya çalışan bir Cem'in ses tonunun, sinema için eksik kalmasıydı. İzlerken şöyle düşündüm, aynı Cem'in, aynı oyununu, başka biri seslendirse aslında fena bir performans sergilemiyordu. İki sahne de özellikle çok başarısızdı ama izleyecekler olduğu için hangileri olduğunu söylemeyeceğim.

Beğenime göre sıralarsam:
1. Prensesin uykusu (7.4)
2. New York'ta beş minare (7.1)
3. Av mevsimi (6.8)

2 Aralık 2010 Perşembe

2. bilet de Elano'ya..

Ben yazacağımı 2 ay önce buraya yazmıştım zaten...

İstese yattığı yerden 2.5 yıl daha yıllık 3.5m€ 'umuzu cebine koyabilirdi ama adam birkaç sene de vatanında mutlu mesut futbol oynayabilmek için, yıllık 1.3m€ 'ya Santos'a imzaladı.
Herşey para değilmiş demekki..
Keita'ya selam..

Bizim formanın içinde yüzünün güldüğünü pek göremedik, bari ayrılırken gülen bir fotoğrafını koyayım istedim.

1 Aralık 2010 Çarşamba

HAYATIMIN FİLMLERİ #44.Dead Man Walking#

44. Dead Man Walking (1995)
Yönetmen: Tim Robbins
Oyuncular: Sean Penn , Susan Sarandon
Imdb notu: 7.7

Şevkatli bir rahibe, ölüm sırasını bekleyen bir idam mahkumundan, çaresizlikle yazılmış bir mektup alır. Mahkumun idam edilmesine kadar geçen süre boyunca rahibe, sadece mahkumla değil onun kurbanlarıyla da yakınlaşarak empati kurar. En sonunda rahibe, idam mahkumuna duyduğu empati ile işlediği suçların ağırlığının kavrayışı arasındaki paradoksu yaşamak zorunda kalacaktır.

Ortada bir sır perdesi var, perde yavaş yavaş açılıyor ve çıplak gerçekliği ancak filmin sonunda görebiliyoruz. İdam cezasının doğru mu, yanlış mı olduğu konusundaki fikrinizi bol bol gözden geçirecek ve belkide film boyunca defalarca fikrinizi değiştireceksiniz..

Film; rahibe Helen Prejean'ın 1993 tarihli aynı adlı otobiyografik kitabından uyarlanmış. Filmde Susan Sarandon rahibeyi canlandırırken, Sean Penn ise idam mahkumu Robert Lee Willie rolünde. Filmimiz bazı yönleriyle meşhur "Yeşil Yol" 'u andırıyor ama onda yer yer ön plana çıkan mizah öğelerinin tek zerresi bile bu filmde yok. Oldukça yoğun bir dram duygusu ve gerçekçilik var.

İnsanoğlu ne kadar hata yaparsa yapsın, her şeye rağmen kendisini her zaman "iyi" görmek zorundadır. Hatalarımıza rağmen hep şunu kabul ettiririz kendimize: "Ben iyi bir insanım, sadece hata yaptım". Böyle der ve devam ederiz yaşamımıza.. ki böyle yapmak zorundayızdır da. Hatalarımızı, yanlışlarımızı bastırıp, unutup, kendi içimizde doğruları değiştirip, hayata devam etmek zorundayızdır. Taa ki öleceğimiz tarih kesinleşene kadar!
O zaman itiraf eder insanoğlu.. "Evet ben iğrenç şeyler yaptım. Evet, hatalarım oldukça fazlaydı. Pişmanım ve ölmeden Allah'ın huzurunda hesap vermeden önce yalvarıyorum."Ve insanoğlu bağışlanır mı; yoksa cezasını çeker mi?... Bilemiyoruz...

İnsan psikolojisini çok iyi irdeleyen; oyunculukların üst seviyede olduğu bir film. Dikkatli izlerseniz belki bu hesaplaşmayı size de yaşatabilir. Bunun dışında pekçok şey anlatan ve herkesin farklı sonuçlar çıkartabileceği bir film...


gardiyan: Bana şunu söyleyin hemşire, sizin gibi bir rahibe burada ne yapar? Çocuklara öğretmenlik yapmaniz gerekmiyor mu? Bu adamın ne suç işlediğini bilmiyor musunuz?
O çocukları nasıl öldürdüğünü?

rahibe: Karıştığı şey kötüydü, bunu hoşgörmüyorum sadece insanları öldürmenin yanliş olduğunu söylemek için insan öldürmeyi anlamıyorum...


Önceki Filmlerim:
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...