29 Eylül 2010 Çarşamba

SİFTAH PEŞİNDE



Tek maçın tecrübesinden ne olacak diyebilirsiniz belki ama ben bugün sahaya çıkacak takımın, Valencia maçındaki "ne yaptığını bilmez, ayakları yere basmayan" futbolu, bugün tekrarlamayacağını düşünüyorum.

O maç, ilk kez şampiyonlar ligi gibi bir organizasyonda yer alan futbolcular; seyircilerinin bayram yeri gibi süslediği stadda düzenlenmiş güzel bir partide gibiydiler. Ömürlerinde belkide sadece 6 kez yaşayabilecekleri bir rüyadaymışçasına gevşek başladılar maça. En iyi bildikleri şeyi, "futbolun sert yanını, takımca kora kor mücadele" 'yi unutup, daha çok, maçın tadını çıkarmaya çalışır gibiydiler. Hal böyle olunca en büyük özelliğini yitirimiş sıradan bir takımla, İspanya liderinin maçını izledik ve sonuçta bu eşleşmeye uygun oldu.

Bugün ise olay tamamen farklı. Futbolcularımız sıcak evlerinden çıkacak, kendilerini ilk kez gördükleri bir şehirde, hiç bilmedikleri bir stadda, fanatik Rangers taraftarının önünde bulacak ve içgüdüsel olarak genlerindeki savaşçı da ortaya çıkacak!

İnşallah :)

Haydi Bursaspor siftah zamanı...

27 Eylül 2010 Pazartesi

Güle Güle Elano



"Ailevi nedenlerden dolayı teknik heyetten izin alarak ülkesine gitti", Portekizce "kulüpten ayrıldı" demektir.

Galatasaray'da Elano Blumer defteri kapanmıştır. İki taraf içinde hayırlı uğurlu olsun...

Son üç maçtır yedek kulübesindeki surat ifadeleri herşeyi anlatıyordu zaten. CSKA Moskova ile anlaştı falan deniyor, inşallah doğrudur. Zarar etmeden şöyle 7-8 m€ gibi bir paraya satabilsek daha ne isterim.

Misimoviç ve Insua transferleriyle bir şeye benzeyen kadronun ilk 11'inde ona yer yoktu. Daha doğrusu Elano'dan 4-2-3-1 'de maksimum verimin alınabileceği bir pozisyon yok ki! Defansif ikilide olmaz fazla yumuşak, ofansif üçlünün solunda hayatta olmaz! Sağda oynar ama hem süratli değil, hem güçsüz. Koca maçı sıfır kanat bindirmesiyle bitirir hiçbir şey diyemezsin..
Bekle ki bir tane isabetli uzun pas atacak da pozisyon olacak..

Bu tip kanat oyunculuğunda bir numara Beckham! Ama onun "göreceli" başarısında da harika frikikleri ve Elano'da hiç olmayan fiziği ön plana çıkmış! Elano'yu sırtında taşır diyorum yani. Tiptende kurtaramıyor bizim oğlan bide :) Böylece oynayabileceği tek yer üçlünün ortası kalıyor ama orada da Misimoviç'i kesmesi imkansız.

Hoşçakal Elano maalesef olmadı.. Brezilya milli takımında oynayan adam burda olmadı..
Hocamız Dunga olmadığı için olmamış olabilir mi? Bilmem...

Umarım yıllar sonra dönüp baktığımda, ilk maçında Kayseri'ye attığın o anormal golle hatırlarım seni, aldığın yıllık 3.5 m€ ile değil...

Bazıları kadar nefretimi kazanmadın hiç, hiç küfür etmedim sana..

Hoşçakal...


(Küfür ettiklerim için ise bkz. http://hagininkosani.blogspot.com/2010/08/lincoln-vs-felipe.html )

26 Eylül 2010 Pazar

MİLAN BAROS'TAN UYGULAMALI GOLCÜLÜK DERSLERİ


GALATASARAY:3 - iSTANBUL B.B.:1 (Baros (3))
Galibiyet serisi sürüyor, futbol çok ağırda olsa iyileşiyor, Misimoviç kıpırdanıyor, Cana ilk 11 başlıyor, Baros yine atıyor yine atıyor yine atıyor... Benim için maçın özeti böyle...

Baros'tan sonra sahanın en iyisi tartışmasız Serkan'dı. GS formasıyla en iyi futbolunu oynadı. Az yalvarmadık Rijkaard'a burda oynat artık şu çocuğu diye ama sonunda değdi çok şükür. İlk golün ve ikinci golü getiren penaltının ortaları onundu. Bu arada hakkını yemeyelim Rijkaard'ın, Serkan gibi Cana içinde "oynat artık, yeter hoca" diyorduk ama bugün neden oynatmadığı ortaya çıktı. Çok üzücü ama Cana hala hazır değil.. Fazla kilolar aynen yerinde duruyor, topla sıcaklığını kaybetmiş, 90 dk. çıkaracak durumda değil. Maçın hemen başında, hızlı düşünmesi sayesinde, Baros'a alda atlık mükemmel bir pas attı ama o pastan sonra attığı, yerini bulan tek pası yok.

Rijkaard hafta içi, Cana'yı oynatmayı kafaya koyduğunda, Pino veya Kewell'dan hangisini keseceğine kolay karar verememiştir herhalde. Pino'yu kesse Aydın asıl yerinde oynayacaktı ama Kewell'ı kesip Aydın'ı solda denemeye karar verdi. Demekki Pino'dan meyve almaya başlayacağı zamanın geldiğine inanıyor.

Aydın'ın yıllardır bir türlü olmamasının en önemli nedeni, temel bir fundamental eksikliği olması. Oda şu; topla hızlandığında kontrolünü yitiriyor! Çok güzel hızlanıyor, rakibinden sıyrılıyor ama asıl işi yapacağı alana geldiğinde topu ayağına dolaştırıyor. Bu 22-23 yaşından sonra geliştirilebilecek bir şey değil. Yani Aydın'ı bu haliyle seviyorsanız desteklemeye devam edebilirsiniz ama hala kendini geliştirecek, büyük topçu olacak falan diye bekleyenler varsa onlar için çok üzülüyorum ben! Aydın dedikte aklıma geldi, Serdar Özkan'ı gören var mı? Geçen hafta tribünde çekirdek yiyordu bu hafta maça da gelmedi sanırım zibidi..


Neill'i çok seviyoruz, kalpten oynuyor, topu oyuna harika sokuyor falan ama gözardı etmeyelim artık, sezon başından beri SOS veriyor adam. Geçen sezon hiç yapmadığı işler yapmaya başladı bu sene. Adamını kaçırıyor, müdahalelerde zamanlama hatası yapıyor. Bugün yediğimiz golde de Tum onun adamıydı. Ölüsü bile Zan'la Ali Turan'ı top diye oynar o ayrı... Insua, Buca maçının aksine bu kez defansif açıdan oldukça zorlandı. Misimoviç'te de ilk kıpırdanmalar başladı.

Baros ilk golü attığında içimden "hayır" dedim "bugün başlığa kesinlikle Baros resmi koymayacağım, bu ne yaa Baros her gol attığında onun resmini koyarsak başka kimsenin resmini koyamam ki.."Ama şimdi bu maçtan sonra Baros'u koymayayım da Rızvan'ı mı koyayım? Alın hadi onuda koydum, gözleriniz bayram etsin :) Recep Çetin ve Ali Eren'den sonra bu derece yakışıklı bir futbolcu daha gelmemişti ligimize! Erkek güzeli maşallah! Bu adamın adı Rıdvan olsaydı böyle olmazdı abi, yamukluk isimden başlamış.

Bazı özel sempati duyulan oyuncular vardır ya. Benim için İbrahim Akın o futbolcuların başında gelir. Ligimizden Avrupa'ya en çok yakıştırdığım oyunculardan biri odur. Raket gibi denir ya, aynen öyle bir sol ayağı var, topla harika hızlanıyor, zınkk diye duruyor, mükemmel bir şut çıkarıyor vs.. Vücudunu çok iyi kullanıyor, ayağına çok hakim, şutları harika... Belkide tek problemi sürekliliğinin olmaması ama böyle klas bir adam nasıl olur da hala Belediye'de senede 3-5 maç kurtararak kariyerine devam eder aklım almıyor. Henüz 26 yaşında, umarım futbolu bırakmadan bir kaç sezon GS formasıyla izleyebilirim onu.

Galatasaray'lı bloglarda kolay kolay okuyamayacağınız üç cümleyi tekrarlayarak bitirelim:

1) Cana çok kötüydü.
2) Servet kusursuz oynadı.
3) Geçen maçın adamı Ayhan, bugün de iyiydi.


Gol ne arar la Mehmet Topal'da?

Vay arkadaş yaa... Bu adam bizde 4 senede 80 küsür maç oynadı, iki tane falan golü vardır anca ama gitti Valencia formasıyla La Liga'daki ikinci maçında, Sporting Gijon'a golünü çaktı. Havasından mıdır suyundan mıdır anlamadım ki...

ERNST & BOBO A.Ş.

BEŞİKTAŞ:2 - M.P. ANTALYASPOR:1

Garip bir maçtı. Ben sahada Antalyaspor diye bir takım görmedim. Beşiktaş rahat rahat top çevirdi, bir ortadan, bir soldan denedi ama rakip ceza sahası çevresinde bir türlü becerikli olamadı. Devre arasında topla oynama yüzdeleri %68 - %32 Beşiktaş lehineydi. Antalya'nın son saniyeye kadar attığı gol dahil pozisyonu yok ama son dakika golü yemese veya o dakikanın son saniyesinde Deniz önünden geçen topa dokunabilse yere göre sığdıramadığımız Beşiktaş, varlığıyla yokluğu bir Antalya'yı yenemeyecekti!

Bobo 2 tane "temiz golcü" golü attı ama bence maçın adamı, golleri hazırlayan Ernst! Ben Ernst'e bayılıyorum. Bir blogta resminin üstünde "saçsız kral" yazıyordu çok hoşuma gitmişti:) Bazı yorumcular, "çok abartmayın, düz, vasat bir futbolcu işte" falan diyorlar ya, o arkadaşlar bana ligimizden Ernst kadar oyunun iki yönünüde oynayabilen, sahanın her yerinde rakibe basan, oyunu 10 metrekarede değil tüm sahada oynayan bir kaç oyuncu ismi daha saysalarda bizde öğrensek..

Bugün Guti'nin yokluğunda işi Ernst&Bobo AŞ bitirdi. Quaresma yine çok etkiliydi ama gollerde bu ikiliden rol çalamadı. Bobo gollere devam ediyor. Her zaman gol sayısı olarak kalitesinin çok altında kalmıştır, bu sene kariyer rekorunu kırabilir.

Schuster'in en takdir ettiğim yanlarından biride oldukça kısa bir zamanda futbolcularını çok iyi tanıyıp notlarını vermesi. Bu Erhan'ı sağ bek oynatacağıma İbrahim Üzülmez'i orda oynatırım dedi adam:) Bugünde Hilbert'i orda denedi ama bence Hakan'la beraber Beşiktaş'ın en kötülerindendi.

Bu sene Nihat'la beraber taraftarın en fazla canını sıkan adamlardan biride Hilbert.

Hakan kötü bir kaleci değil. Hatta rakiple karşı karşıya pozisyonlarda, refleks olarak Volkan'la beraber ligimizin en iyi iki kalecisinden biridir bence. Ama bugün çok net görüldü ki kendine güvenini tamamen kaybetmiş. Kendine güvenmeyen bir kaleciye takımı nasıl güvenecek?.. Stoper korkudan duran topa çıkamayacak, ön liberolar 5 atağa katılacaksa aman diyecek 2 atağa katılacak, bütün takımın dengeleri alt üst olacak. Önümüzdeki maçlarda Cenk'in oynayacağını tahmin ediyorum. 22 yaşındaki Cenk, sadece duran toplarda değil, oyunun her aşamasında Hakan'dan daha fazla güven veriyor. Hakan maçta bir aut degajı kullanacak, yanımdaki arkadaş "Aman Hakan" diyordu! Hakan'ın seyirciye verdiği güvende bu seviyede yani.

Bu sezon izlediğim hiçbir anadolu takımı Antalyaspor kadar kötü değildi. En büyük silahları, beli dönmesede ligimiz için büyük yetenek Necati! Bugün olduğu gibi ikinci ve son silahları Djehoua'ya veya Necati'ye birşey olsa kurtarıcı kim? Çaycı Veysel! Bence en iyi futbolcularından biri Zitouni! Ama nerde? Kulübede! Bugün Antalya, İnönü'den puanı alsaydı, kesinlikle haketti diyemezdik! Son dakikada gol gelince kameralar bir an Mehmet Özdilek'i gösterdi. Yıkılmış sanki.. Niye üzülüyosun? Ne oynadın ki neye üzülüyosun..
Küme düşebilirler ama Necati izin vemezse de sezon sonu en iyi 14.lük veriyorum Antalya'ya.

Antalya'da stoper Radeljiç'i beğendim. Dengeli, müdahale zamanlamaları falan iyi bir futbolcu. Dan dun çıkmak istemiyor ama naapsın adam? Deniz bildiğimiz Deniz. Sol bek Yenal'ı Bursa'dan yakından tanıyoruz. Çok yetenekli bir isim ama çok gevşek bir adamdır. Bekte başarılı olması çok zor. Keşke fiziğini biraz geliştirip, sürekliliğini arttırabilse de sol açıkta yeni bir Ozan İpek daha kazansak.

25 Eylül 2010 Cumartesi

BU NE YAA :)


İlk gördüğüm an gülerken bilgisayarı düşürüyordum. Hala ara ara bakıp gülümsüyorum..
Liglerimizin en nevi şahsına münhasır iki futbolcusu Sabri Sarıoğlu ve İbrahim Üzülmez tek bünyede toplansa ne olurdu??

Sağda mı, solda mı oynardı bilmem ama insan gibi koşmazdı eminim :)

Resmi hazırlayan arkadaş Beşiktaş formasını uygun görmüş ama ben onu; Real'de Ronaldo'yla "frikiği ben atçam" diye tartışırken , Barça antremanında Messi'nin formaya asılmış taç çizgisine paralel koştururken veya San Siro'da tribünlere giden bir şutun ardından bağrınıp el kol yaparken hayal ediyorum..

22 Eylül 2010 Çarşamba

ERTUĞRUL SAĞLAM SÖYLEŞİSİ



Bursaspor teknik direktörü Ertuğrul Sağlam, dün çalıştığım şirkette söyleşi için konuğumuz oldu.

Çalışanların, "Adam gibi adam, Bursa seninle gurur duyuyor" sloganlarıyla karşılanan Sağlam, 1 saat süren söyleşiye klişeleşmiş "futbolu düşünen gençlere yada çocuklarını futbolcu yapmak isteyen işçilere, mutlaka eğitimlerinden taviz vermemeleri gerektiğini" anlatarak başladı ama daha sonra çok ilginç bazı açıklamalar yaptı. Söyleşinin önemli kısmını sizin için aşağıda derledim:


* Baktığınız zaman Gaziantep, Eskişehir, Gençlerbirliği, Kayseri, Ankaragücü bizim şampiyonluğumuzdan cesaret alarak çok iyi paralarla iyi takım oluşturdular. Bunların önüne tekrar geçmek istiyorsak, geçtiğimiz sezondan daha fazlasını ortaya koyup üretmemiz lazım. Geçen sezona güvenip, bu üretkenlik içinde kendimizi sınırlarsak sonumuz hüsran olur.

* Anadolu takımlarından bile bizden çok bütçeli, iyi oyuncusu fazla olan en az 8-9 takım sayarım. (Aslında tam bu anda sayar mısınız hocam lütfen? demeyi çok istedim ama... Bence sayamazdı hoca, Bursaspor'un kadrosu gerçekten çok iyi ve 4 büyüklerden sonra en iyi kadro bence.)

* Gaziantepspor bu sene, bizim çok istediğimiz ama bütçemizi aşmamak için alamadığımız bir oyuncuyu 4 milyon dolar verip aldı! (Sanırım Popov'dan bahsediyor. Galatasaray-Gaziantepspor maçında benim de en çok dikkatimi çeken futbolcuydu.)

* Kulüplerin başarı yakalaması için 3-5 senelik ciddi planlamalarla yol alması gerekir. Bursa'da bu işin olacağına inanıyorum. Bu şehir bu işe gönül vermiş. Böyle bir planlama olursa uzun yıllar Bursaspor'da çalışmayı isterim...

* En büyük hayalim Türk Hoca olarak bir Anadolu Kulubü'nde şampiyonluk sevinci yaşamaktı. Allah'a şükür bunu yaşadım. Bursaspor'un şampiyonluğunda futbol anlayışıyla beraber fair play ruhuda çok önemliydi. Bu sezon bence en önemli 3 deplasmana gittik ve hepsinde mağlup olmalarına rağmen taraftarlar bizi alkışladı. (Galatasaray, Sivas ve Gaziantep deplasmanlarından bahsediyor.)

* Ligimizde 450 tane oyuncu var. Bunların önüne geçmek için, oyuncularımdan bu sezon geçtiğimiz sezondan daha fazla üretkenlik, daha fazla fedakarlık ve çalışma azmi ortaya koymalarını istedim. (Konuşmaya, "25 çarpı 18 desek hımm, ligimizde 450 tane...." diye başladı, herkes 1sn.de kafadan 25 le 18 i çarpamaz, hocanın matematiğide kuvvetliymiş:))

* Antep'te çok güzel karşılandık. Olaylı maç sonunda bile en ufak kötü söz duymadan, yoğun sempati ve samimiyetle uğurlandık.

* Bilimden, tıptan, teknolojiden sonuna kadar faydalanmamız lazım. (En güzel sözlerinden biriydi.)

* Kulübümüz ekonomik anlamda inşallah kısa zamanda borçsuz bir kulüp hale gelecek. Bundan sonraki senelerle alakalı daha büyük hedefleri yakalayacak yapılanmayı gerçekleştirmemiz lazım.

* Takımdaki bir çok oyuncu ilk kez Şampiyonlar Ligi'ni yaşadı. Maça kötü başladık. Tecrübesizlik bence. Valencia maçı çok önemli bir ders oldu. Bundan sonraki maçları bu tecrübeler ışığında çok daha iyi olacağına inanıyorum.

Soru-Cevap kısmından dikkate değer kısımlar ise şöyleydi:

- Basında sizi Morinho'ya benzeten haberler çıkıyor, ne düşünüyorsunuz? Kendinizi kıyaslıyor musunuz? (Ben içimden herhalde gülümseyerek henüz çok erken bu kıyaslama için falan diyeceğini düşünürken hoca tüm ciddiyetiyle cevapladı.)
- Tabiki gurur verici bir benzetme ama biz zaten onlarla aynı kulvarda mücadele ediyoruz! (Yüzlerce çalışan ayağa kalkarak dakikalarca alkışladı.)


-"Geçenlerde bireysel yetenekleriyle maç kazandıracak oyuncularımız yok" diye bir açıklama yapmıştınız. Insua'yı bu yüzden mi aldınız?
-Bursaspor'un bazı gerçekleri var, bu gerçekleri ön plana çıkararak şampiyon olduk. Bireysel yeteneklere güvenen takım olursak, takım oyunundan taviz veririz. Insua yetenekli bir oyuncu. Kariyeri büyük oyuncu. Ama Insua takım oyunundan uzaklaşıp, kendi başına oynayan bir oyuncu değil. Öyle birini alırsak, bizim anlayışımıza uymak zorunda. Bu konuda kesinlikle taviz vermeyiz. Aldığımız oyuncularda da buna dikkat ediyoruz. Öyle bir hatanın içinde olursak, ya kendisinden bizim anlayışımıza uymasını isteriz. Olmazsa da gereği yapılır. Insua öyle bir oyuncu değil. Bireysel anlamda maç kazandırması için aldığımız bir oyuncu değil!


-Sezon öncesi Volkan ve Sercan'ın transferiyle ilgili pekçok spekülasyon oldu ama takımda kaldılar. Kendilerimi gitmek istemedi, siz mi bırakmadınız?
-Biz yeni sezonun planlamasını yaparken oyuncularımızın hiç biri gitmek istiyoruz talebiyle bize gelmediler. Sonuçta hiç bir oyuncu şampiyon takımdan bir yere ayrılmak istemez. Dünyanın en önemli organizasyonu içinde bulunmak ister. Oyuncularımız bu gerçekler doğrultusunda seve seve devam etmeye karar verdiler. Bir taraftan biz isterken, diğer yandan oyuncularımızın ayrılmak gibi bir isteği olmadı.


-Bu sezon şampiyonlukta aradaki farkı 8-10 puan yapın da sevinelim be hocam!

-Ehe ehe İnşallah bunu yapmaya çalışacağız! (Deli herhalde yazık, suyuna gidiyim modunda...)

-Valencia maçında ne oldu da başarısız olduk?
-Oralara girmeden sorarsak lütfen! :) (Bu ana kadar aşırı ciddi görünen hoca, burada hepimizi gülmekten kırdı geçirdi.)

Söyleşinin video görüntüleri için:

http://www.bursasportv.com/index/video/vid/5203/Saglam_Panelde_(1.Bolum)

http://www.bursasportv.com/index/video/vid/5204/Saglam_Panelde_(2.Bolum)

19 Eylül 2010 Pazar

FENERBAHÇE:1 - BEŞİKTAŞ:1


Maç öncesi yazısı okumayanlar için aşağıda:
http://hagininkosani.blogspot.com/2010/09/fb-bjk-dev-derbi-oncesi.html

Kısaca, maç öncesi yazdıklarımızın, maç sonu itibariyle kontrolünü yaparsak;

Gerçekleşenler:
*İlk olarak en önemlisiyle başlayalım, maç sonucu berabere tahminimiz tuttu.
*Sol bek İsmail ilk 11 başlar, yorgun İbrahim yedek oturur dedik, gerçekleşti.
*"Ernst'in yanında Aurelio oynar" tahminimiz de tuttu.
*Sakat Gökhan Gönül mutlaka maça yetiştirilir'i bilmek için de müneccim olmak gerekmiyordu:)

Gerçekleşmeyenler:
*Beşiktaş'ta tahmini 11'imizden iki fire verdik. Bobo'nun yerine Nobre, Holosko'nun yerine Nihat oynadı.
*Fenerbahçe'de yabancı sınırı nedeniyle Andre Santos'u oturtup Caner'le başlar demiştik, Aykut hoca Cristian'ı oturtup Selçuk'la başlamayı tercih etti.
*Solda Stoch yerine Dia başladı.



Fenerbahçe hızlı başladığı maçta, ilk yarı erken sayılabilecek bir dakikada, gole en yakın ismi Niang'la gole ulaştıktan sonra bastırmaya devam etti ama bir türlü ikinciyi bulamayınca, Beşiktaş maçı dengeledi ve beraberliği sağlamayı başardı.

Stoch yerine Dia tercihi bence maçın kaderini belirledi. Stoch olsa ikinci golü bulma ihtimali artardı. Dia pek golcü bir futbolcu değil. Daha çok gidip-gelen, rakiplerini yoran, aralara iyi koşular yapan ama son vuruşlardan ziyade pas tercihlerinde daha başarılı olan bir futbolcu. Stoch ise onun tersine kendi kendine şut şansı yaratıp rakibi sürpriz şutlarla yoklayan, kontra-ataklarda kaleye gitme açısından çok daha tehlikeli olabilecek bir futbolcuydu.

Schuster'in de Nobre tercihi ilginçti. Uzun yıllardır ilk kez bu kadar iyi form tutan Nobre'nin hava toplarında Bobo'dan çok daha etkili olabileceğini düşünerek formayı ona vermeyi tercih etti. Mantıksız değil tabi ama ben olsam her an şahsi çabasıyla gol bulabilme ihtimali olan Bobo ile başlamayı tercih ederdim.

Şükrü Saraçoğlu'dan Beşiktaş'lılar memnun, Fenerbahçe'liler üzgün ayrıldı. Beşiktaş'ta işler iyi gitmeye devam ediyor. Fenerbahçe'nin bu maça onlardan daha fazla ihtiyacı vardı ama oyunu tutmayı beceremediler. Daha ligin çok başlarındayız ama bu sene teknik direktörler takımlarının kaderine hiç olmadığı kadar çok etki edecek gibi gözüküyorlar. İki takımında alternatifi bol, oldukça geniş kadroları var. Doğru dizilişi, doğru oyuncuları daha iyi belirleyen bir adım öne geçecek.

18 Eylül 2010 Cumartesi

AYHAN AKMAN "man of the match"

BUCASPOR:0 - GALATASARAY:1 (Ayhan)

"3 maç üstüste kazanmak" çok ihtiyacımız olan, kendine güveni geri getirecek. Yine kötü bir futbol oynadık ama zemin hakikaten berbattı. Barcelona gelse kendi topunu oynayamazdı bu sahada. Misimoviç iki adım yanına yerden bir pas atıyor, top o mesafeyi gidene kadar bile 3 ayrı yerde takılıp sekiyor.

Uzun zamandır iyi oynadığımızda şanslıysak kazanan, kötü oynadığımız zaman ise kesin kaybeden bir takım olup çıkmıştık. Üst üste kazandığımız bu üç maçta, sadece Eskişehir maçının 2. yarısı iyi futbol oynadık. Kötü oynarken de kazanmaya başlamamız çok önemli bir gelişme.

Ayhan o mükemmel golü atmasada maçın adamı olmayı çoktan haketmişti. Çok koştu, çok top kazandı, en güzeli, kazandığı topları da olumlu kullandı. Hep böyle oynayacağını bilsem Galatasaray'ın dertlerinin çoğu hallolmuştur diyebilirim ama yok öyle bişey tabi. Ayhan'ın golünden sonra kahkahalara boğulan Rijkaard'ı, geldiği günden beri ilk kez bu kadar içten, bu kadar coşkuyla gülerken gördüm.

Maçla ilgili önemli bir diğer notta, Kewell'ın bu maç iyice gün yüzüne çıkan, son zamanlarda her geçen gün artan sinirli hali. Bugün mesela, suçsuz yere Orhan Ak'ın üzerine yürüdüğü pozisyondaki agresifliği gereksizdi. Hadi biz zaten adamın hastasıyız da, hakemlerde mi sempatikliğinden, karizmasından etkileniyor bilmem. Her ikili mücadelesinden sonra "Fuck off"lar, itiş kakışlar gırla gidiyor, benimde atılacak diye ödüm kopuyor.

Bu arada çok şükür sonunda sağ bekte Ali Turan yerine Serkan'ı izleyebildik. Çok mu iyi oynadı, hayır, ama Ali'de hiç göremediğimiz, önündeki açıkla paslaşabilme, kanattan bindirmelere destek verme gibi fiks bek görevlerini yerine getirmeye çalıştı. Üç silahşörler Baros, Kewell ve Misimoviç gününde değildi. Özellikle Misimoviç çok etkisizdi. Kimse dillendirmek istemiyor farkındayım ama doğruları söylemek gerekirse eğer son iki maçtır gol yemiyorsak, bunda Servet'in eski günlerine dönmesinin çok büyük payı var.

Pino
tam bir kontra-atak futbolcusu. İdeal 11'de düşünülmez ama öne geçtiğimiz, rakibin saldırırken arkada boşluk bırakacağı maçlarda, çok etkili olabilecek özellikleri var. Dos Santos gibi çok süratli ama ondan daha iyi şutları var. Bir pozisyonda sol ayağıyla çıkardığı mermi gibi bir şut Orhan Ak'ın alnında patladı. Yere düşerken gözlerinin döndüğünü gördüm. Bu bayıltan şutlarından her maç izletmeli. Son on dakika, süratini kullanarak iki net gol poziyonuna girdi. Yanlış seçimleri nedeniyle golü bulamadık.

Rıdvan Dilmen
maç sonu yorumlarında Insua için, kesinlikle hücumcu bir bek değil falan dedi. Kulaklarıma inanamadım! Yaa hoca tamam geçen sene, koca sezon Liverpool'un tek maçını izlememişsin ama Insua'nın GS formasıyla oynadığı son iki maçı izlerken aklın başka yerde miydi? Yada en kötüsü, öyle olmasını istediğin şeyleri, öyleymiş gibi anlatıyorsun. Cana içinde Mustafa ve Ayhan'dan daha iyi değil, kötü transfer dedi. Ah be Rijkaard, oynat artık şu adamı da Rıdvan da izlesin biraz. Bugün sadece 10 dk. oynamasına rağmen, Mustafa'nın tüm maç göründüğünden daha fazla pozisyonun içindeydi. Rıdvan, zamanında Baros içinde benzer şekilde atıp tutmuş sonra nasıl çevireceğini şaşırmıştı. Cana konusunda da aynısı olacak!

Bülent Uygun
, Buca'dan yeni bir Sivasspor yaratmış. Mehmet Yıldız'ın ilerde topu saklama görevi, daha güçsüz ama daha teknik Manucho'da. Solda Kamanan'ın görevi, stili ona çok benzeyen Mendy'de. Sağ açık Musa ve ön libero İbrahim zaten aynen Sivas'tan buraya taşınma. En zayıf yanları sağbekleri Koray; stoper orjinli aşırı ağır bir oyuncu, hücumda hiç yok, savunmada da aksıyor. İbrahim'in önünde oyunun iki yönünü de oynayan Ragıp ve Leko var. Leko, Ergiç'ten sonra ligimizin en iyi çift yönlü yabancı orta saha oyuncusu. Ayrıca Ekrem gibi takip edilesi enteresan bir adam ve kulübede de Dahmene gibi kariyerli bir silahları var. Ligi 9-13 arası bir yerlerde bitireceklerini tahmin ediyorum.

MANYAK MISIN GÜZEL KARDEŞİM?

Videoyu görmüşsünüzdür. Milan tesislerinde antrenman öncesi toplantısı var. Oyuncular teknik direktör Allegri'nin etrafında çember oluşturmuşlar. Tam bu esnada tuhaf bir şey oluyor. Çemberin dışından sallana sallana gelen Zlatan, çemberdeki arkası dönük siyahi futbolcu Rodney'in arkasına dikiliyor. Bir kaç saniye iğrenir gibi süzdükten sonra ansızın genç adamın sırtına, çocukluğunda uzun süre uğraştığı Karate sporundan örnekleme bir tekme yapıştırıyor!


Tekme çok sert değil ama şakalaşma amaçlı dokunup çektiklerimizden de değil. Gözdağı vermek için atılmış, yeterli şiddete sahip. Neye uğradığını şaşıran Rodney dönüp baktığında tekmeyi atan İbrahimovic'in pis pis kendisine bakarak hiçbir şey olmamışçasına uzaklaştığını görüyor.

Futbolunun altın çağını geride bırakan şımarıklığıyla ünlü adamlar böyle garip hareketlere başlar. İbrahimoviç henüz bu aşamaya gelmiş değil ama bu saçma sapan hareketinin bir izahı olmalı.

Dünya üzerindeki tüm futbolcuların birbiriyle teke tek maçlar yaptığı bir turnuva düzenlense herhalde turnuvayı İbrahimovic kazanırdı. Bireysel olarak ideal bir futbolcu ve akrobatik golleriyle hepimizin hayranlığını kazanmış bir süperstar.

İlk kez Inter formasıyla yüzüstüne çıkmaya başlayan ego problemi, kötü geçmeyen bir sezonun arkadından bile Barcelona'da tutunmasını engelledi. Milan'da Ronaldinho ve Robinho ile çok büyük başarılar kazanacaklarına kesinlikle inanmıyorum. Burda geçireceği büyük başarılardan uzak maksimum 2 yılın ardından, son şansını da İngiltere liginde deneyip arkadaş arası "bir Ibra vardı o neydi olmm öyle yaa" muhabbetleri eşliğinde futbolu orada bırakır.

Rodney'in "Jodan" bölgesine attığı "Yoko-geri Keage" tekniği tekmeden bolca izlemek isteyenler için geliyor:)


17 Eylül 2010 Cuma

ARİZA GERİ DÖNDÜ!


Trabzonspor:1 - Manisaspor:3

Arkadaşlarla lig maçlarımızın sonuçlarını tahmin ettiğimiz bir yarışmamız var. Bu haftaki maçları, tahmin edilmesi çok zor bulup sadece Trabzon ve Galatasaray maçlarında herkes ortak cevap vermişti. Daha ilk maçtan herkes sıfırı çekti oturdu :)

Trabzon'un müthiş lig başlangıcı, geçen hafta attığı yarım düzine gol ve Manisa'nın ligin dibindeki çaresiz görünümünü gözönünde bulundurunca çokta düşünmeden hepimiz Trabzon zorlanmadan alır demiştik ama 2 çok önemli faktörü atlayarak büyük hata yaptık. "Makukula faktörü" ve "Hikmet Karaman'ın başına geçtiği Anadolu takımının ilk maç insan gibi oynamama sendromu!"

"Fatih Terim" modeli hocalığın gem vurulamaz temsilcisi Hikmet Karaman yine en iyi bildiği şeyi yapmış. "Gazla çalışan futbolculardan maksimum verim alma" diye bir kitap yazsın almazsam şerefsizim.

Hafta içi arka arkaya gelen istifa haberleri, Trabzonspor'lu futbolcular üzerinde çok olumsuz bir etki bırakmış. Şenol hocayla yakalanan istikrarlı hava umarım kolay dağılmaz. Yine Ersun Yanal dönemindeki gibi bir maç iyi, bir maç kötü, papatya falı başlamaz umarım.

Ariza Makukula
ligimizin tek başına maç çevirebilecek nadir futbolcularından. Manisa'nın Kayserispor kadar hücum gücü olmadığından bu seneki performansını merakla bekliyorduk ve ilk şovunu bugün seyrettik. Manisa formasıyla bu kez Cangele ve Mehmet Eren gibi topu tehlikeli bölgeye, önüne yuvarlayacak adamlarla oynamayacak ama Simpson'la muhteşem bir ikili olmalarını bekliyorum. Ligimizin en güzel renklerinden biri siftahı yaptı geliyor. Büyük arıza çıkarıcak yine belli..

Ali Turan değil hocam Serkan Kurtuluş lütfen !!!


Sabri döndü diye bir zil takıp oynamadığımız kalmışken hevesimiz yine kursağımızda kaldı.

Rijkaard'ın, artık tüm Galatasaray'lıların hemfikir olduğu inatçılığı malum. Örnekler çok...

# İlla 4-3-3 oynatacağım diye geçen sezon Mustafa Sarp'tan Xavi uydurdu! Bu sene Allah'tan Misimoviç geldi de inadı mecburen bıraktı. Aklın yolu birdir hemde dört-iki-üç-birdir.
# Kaleci tercihinde "Aykut değil, Ufuk" diye yazmaktan bilgisayarımdaki "U" tuşu eskidi. Sonunda Ufuk formayı aldı.
# Şimdi de Serkan olayıyla birlikte tekrarlaya tekrarlaya tekerlemeye çevirdiğimiz, Cana'yı formasına kavuşturma mevzusu var.

Yani demem o ki yarınki Buca maçında Serkan oy-na-malı! Israrla denediği Ali tepeden tırnağa stoper! Önyargılı olmadığımı anlatmak adına şunu da söyliyim ki Ali'nin Mehmet Yıldız ve Batuhan gibi "yarı hayvan" iki forvet karşısındaki bir kaç pozisyonda yaptıklarıyla Hakan Ünsal/Mustafa Doğan'ı hatırlatan acı bir kuvveti olduğunu bile düşündüm ve bu hoşuma gitti. Yani ben Ali Turan düşmanı değilim. Ama sado-mazoşist de hiç değilim.

Ali Turan bek oynayamaz, Neill oynar, Barış oynar, Kewell oynar çok kasarsan Arda bile oynar ama Ali oynayamaz! (Bu arada Arda örneği teşbih değil 2006'da Manisaspor'da 10 maç civarı sağ bek oynadığını çok net hatırlıyorum.)

Serkan Kurtuluş'un daha zamanı var geyiği nedir abi? Bu çocuk bu kadar kötüydü de 17 yaşındaki çocuk, Bursa'dan kavga gürültü 1m€ verilip neden alındı? Şimdi mesela Ali Turan'da sakatlandı atıyorum, onun yerine de Gökhan Zan oynayacak Serkan yine mi oturacak?

Sabri'nin de bundan sonra Sabri Zan veya Sabri Sarılinderothoğlu olarak anılmasını öneriyorum..

16 Eylül 2010 Perşembe

FB - BJK : Dev Derbi Öncesi


Sezonun ilk derbisi geldi çattı. Beşiktaş daha formda ve hazır gözüküyor. Fenerbahçe ise lige istediği gibi başlayamadığı için bu maçı çıkış maçı olarak görecek. Seyircisinin de desteğiyle kazanmak için ellerinden ne geliyorsa yapacaklardır. Bol kartlı ama az gollü bir maç bizi bekliyor.

Fenerbahçe ilk yarı bir gol bulabilirse maçı kazanma ihtimali çok artar. Ama ikinci yarıya eşitlikle başlanırsa, risk alacak Fenerbahçe'nin arkasında çok boş alan bulabilecek olan Q7 ve Holosko etkili kontra-ataklarla maçı Kara kartallara getirebilir.

Beşiktaş üzerinde CSKA maçının yorgunluğuyla çıkacak bu maça. Orada golü son dakikada bulabildikleri için özellikle son yarım saat şuursuzca saldırırken, çok fazla efor harcadılar.

Gökhan Gönül'ün sakatlığı sürüyor ama ne yapıp edip bu maça yetiştirilecektir. Quaresma'nın karşısına genç Okan'la çıkmak büyük risk olur. Benzer bir tek yönlü rekabette diğer kanatta Stoch-Ekrem arasında yaşanacak. Ekrem özellikle bu sene hücuma iyi katkılar yapabilen bir bek performansı ortaya koyuyor ama bu maç için önceliği, Stoch'un soldan içerlere doğru dalıp ani şutlar çıkarmasını önlemek olacağından, Holosko hücumlarda daha çok yalnız kalacak.

Maçın kilit adamı Alex'in Beşiktaş maçlarında ayrı bir motivasyonla oynadığını düşünüyorum. Tam adam adama oynamasalarda ona yakın oynayıp ilk toplarda basacak kişi Ernst olacak.

36'lık İbo'nun CSKA önünde çıkardığı 90 dakikanın ardından, Fener maçına İsmail ilk 11 başlayacaktır. Bu maç Q7 'nin arkasını rahatlıkla toplar, çünkü karşılarında çok fazla zorlanacakları rakipler yok. Ne Mehmet, ne Özer, ne de Dia kanadı çok etkili kullanmayan daha ziyade maç içine yayabildikleri süreklilikleriyle ön plana çıkan futbolcular. Gökhan'ın da sakatlığını tam atlatamadığı göz önüne alınınca iki takımında ana hücum fikirleri kendi sol kanatlarından doğacak!


Tahmini FB 11'i: Volkan-Gökhan-Lugano-Bilica-Caner-Emre-Cristian-Stoch-Alex- M.Topuz-Niang

Tahmini BJK 11'i: Hakan-Ekrem-Zapo-Toraman-İsmail-Ernst-Aurelio-Quaresma-Guti-Holosko-Bobo

Tahmini sonuç: Berabere

Fazlasıyla niyet okuduğumuz bir yazı oldu ama hayırlısı:) Bakalım hangilerinde konuştuklarımızın yaşandığını görüp, hangilerinde yanılacağız..

15 Eylül 2010 Çarşamba

KAZIM KAZIM & GALATASARAY

Son zamanlarda bu iki isim sık sık beraber anılmaya başladı. Lakin Kazım'ın K'sini duyan Galatasaray'lı arkadaşlar çok sert tepkiler veriyor. Evet, Kazım sorunlu ve antipatik bir futbolcu buna hiçbir itirazım yok ama ben olaya bu kadar sert bakmıyorum. Yani Kazım'ı takımımda görmek isteyip istemediğim konusunda kararsızım.

Temel futbolculuk özelliklerini teknik - güç -hız olarak sınıflandırsak, Kazım'da bunların hangisi ne kadar eksik? Kazım çok yetenekli bir futbolcu ve kafasını sahaya verdiğinde çok etkili maçlarına hepimiz defalarca şahit olduk. En büyük problemi; laubali bir kişiliği var, çok rahat bir futbolcu, takımı kazanmış veya kaybetmiş umrunda değilmiş gibi bir izlenim veriyor ve buda ben dahil her taraftarın en nefret ettiği şeydir.

Peki bu en nefret ettiğimiz futbolcu karakterinin, bir numaralı örneği olan bu adamın adı, takımımızla anıldığında neden direk olarak "Hayır!" diyemiyorum..

Mevcut kurallara göre ilk 11'de en az 5 tane Türk oyuncu oynatmanız gerekiyor bu biiir!
Solda Arda-Kewell, göbekte Elano-Misimoviç gibi alternatiflerin varken sağ açık oyanayabilecek futbolcuların ne yapacaklarını kimsenin tahmin edemediği Serdar ve Pino bu ikiiii!
Sonuçta biz sorunlu futbolculara alışık takımız :) buda üç!

O SAKATLIĞI İYİ BİLİYORUM

Bursaspor'un grubundaki diğer maç olan Manchester United-Glasgow Rangers maçında büyük bir şanssızlık yaşandı. Pozisyonu görmüşsünüzdür, faul bile olmayan bir pozisyonda Valencia'nın ayak bileği kırıldı.

Askerdeyken benimde ayak bileğim dönmüş, küçük bir çatlak oluşmuş ve bilekteki talofibuler bağlarım kopmuştu. 6 ay sonra ancak normal yürümeye başladım. Valencia sedyeyle kenara alınırken ağrılarını az hissetmesi için oksijen maskesi takıldığını görünce o günlerim aklıma geldi.

Ben 1 saat kadar ambulansta kıvranarak bizi hastaneye giderken koruyacak zırhlı aracın gelmesini beklemiştim:) Hastaneden dönüş yoluna kadar buz koymak bile aklına gelmemişti sağlıkçı asker arkadaşların. Hemen her hafta halı saha maçı yapan ben, olaydan sonraki 4 yılda toplam 3 kez oynamayı denedim. Valencia da öyle olur demiyorum tabi:) ama genç futbolcu bu sezonu kapatır ve muhtemelen de futbolu bırakana kadar bir daha eski performansına ulaşamaz.

Aynı saatlerde adaşı olan takımın da bizim futbolcuları o şekilde kıvrandırması kötü bir tesadüf oldu maalesef.

Tekrar geçmiş olsun diyelim.

İLK MAÇIN GÜNAHI OLMAZ


BURSASPOR:0 - VALENCİA:4

Avrupanın üst düzey ligleri ile bizim ligimiz arasındaki kalite farkının en net kanıtıdır bu maç. Ligimizde geçen sezonun şampiyonu, bu sezonun nağmağlup lideri olan takım sahasında hiçbir varlık gösteremeden 0-4 yeniliyor. Tamam Valencia hala Avrupa'nın kalburüstü takımlarından biri olabilir ama kabul edelim ki 10 yıl önceki Valencia efsanesinin yerinde yeller esiyor. "Yok canım Bursaspor zayıf, Valencia'nın karşısında Fenerbahçe, Beşiktaş veya Galatasaray olsa kesin kazanırdı" diyen delikanlı varsa uzatsın alnını öpeyim.

Maça gelirsek sahada Bursasporlu futbolcuların adeta heyecandan ayakları birbirine dolaştı. Ivankov'un zaten en iyi yanı olmayan reflekslerinin, bu sene yaşlılığının etkisiyle iyice SOS vermeye başlayacağını tahmin ediyorduk ama daha ilk Avrupa maçında bu derece kriz çıkarması fazla oldu. İlk gol tek kelimeyle mükemmeldi. Toptan hiç gerilmeden uzak köşeye bu kadar düzgün bir şut çıkaran adam kötü futbolcu olamaz, kalan şam.ligi maçlarında da benzer gollerini izleyebiliriz.

Ozan ve Volkan ligimizde en beğendiğim futbolcuların başında geliyorlar ama ikisininde ciddi mental problemleri var. Hem kendini gösterme hevesi, hem güvensizlik bir arada olunca böyle tatsız bir karışım çıkıyor ortaya.

Hüseyin bu seviyede bir futbol için çok ağır kaldı. Artık Ergiç'in yanına,bir an önce Svensson'un hazırlanması şart. Bursaspor büyük takım olacağım, maçlarımı kazanmak için oynayacağım diyorsa kesinlikle artık Hüseyin tipi adamlardan kurtulmalı. Bekir Ozan bile Hüseyin'den on kat değerlidir bu tarz futbol oynayan bir takım için.

İspanya ligindeki maçlarda pek forma şansı bulamayan Mehmet Topal dün sahadaydı. Henüz 3-5 ayda futboluna çok şey katmasını beklemiyordum tabi ama sanki biraz daha soğukkanlılık kazanmış paslarda daha sakin düşünebiliyor gibime geldi. Tabiki fiziksel olarakta her zamanki gibi çok güçlüydü ve tüm ikili mücadelelerde ayakta kaldı. Aurelio son demlerini yaşarken Necip iyice olgunlaşana kadar Nuri ve Mehmet en önemli alternatiflerimiz olacak.

Valencia'nın hocası maç sonu röportajında, gazetecilerin "Bursaspor'dan kimi beğendiniz?" sorusuna "Sercan'ı beğendim.. çok hızlı..." diye cevap verdi. Hatta iltifat olsun diyede 5m€ eder dedi. Adam ne bilsin bizim açgözlü transfer medyamızı, gazeteciler acı gerçeği açıklayıpta "sezon başı büyük takımlarımızla adı çok anıldı 10m€'lar konuşuldu" diyince adamcağız hafifçe gülüp başını önüne eğdi. "Akıllı olun benim Joaquin o kadar etmiyor, önce iki pas yapmayı öğrenin" diyemedi tabi.

Mağlubiyet dünyanın sonu değil. Artık ilk hesapta olmayan Rangers veya Valencia deplasmanlarından birinde kazanmak gerekecek. Bursaspor bunu başarması imkansız bir takım değil.

14 Eylül 2010 Salı

NEFESLER TUTULDU


Maça yarım saatten az kaldı. Tüm kent nefesini tuttu bekliyor.

Tahmini 11'im şöyle: Ivankov, Ali, Ömer, Stepanov, Vederson, Volkan, Hüseyin, Ergiç, Ozan, Insua, Nunez.

Valencia'da en çok korktuğum futbolcu Joaquin! Betis'teki gençlik yıllarında benim için dünyanın en iyi bir kaç futbolcusundan biriydi. Bugünde Ali ve Vederson'un onun karşısında çok dikkatli olması gerekiyor. İki kanadı da sıklıkla zorlayacaktır. Bir de hocası bizim Mehmet'e şans verir umarım.

Bugün Insua'dan bir gol bekliyorum.. Şampiyonlar liginin meşhur müziği başladı :)
Haydi Bursaspor!


HALA KÖTÜ AMA GELİŞİYOR...

GALATASARAY:1 - GAZİANTEPSPOR:0 (Kewell)

ilk yarı oynadığımız futbol, henüz çok uzaklaşamadığımız o ızdıraplı günlerimizdekinden pekte farklı değildi. İkinci yarının ilk 25 dakikası oynadığımız iyi futbolun süresini her geçen gün arttırıp, 4-5 hafta sonra bu takımın formunun zirvesine ulaşacağını düşünüyorum.

Insua'yı Galatasaray formasıyla ilk kez izledik. Ben şahsen performansından çok memnun kaldım, pozisyon bilgisi kendini hemen belli ediyor. Özellikle pozisyonlarda çabuk düşünmesi çok hoşuma gitti, yaşı çok genç ama soğukkanlı bir futbolcu, bu sene oynayacağımız sistemde çok önemli bir yeri var. Misimoviç'inde ilk maçıydı ama o, Insua'ya oranla hakkında daha az done verdi bugün. Top ayağına geldiğinde "ben farklıyım"ı hissettiriyor ama lige ağırlığını koyması için takıma alışması lazım.

Son yıllardaki en büyük problemimiz, "takımın, öne geçtiğinde hiçbir şey yapmadan maçı öylece bitirebileceğini sanması" bugünde devam etti. Maç rahatlıkla 1-1 bitebilirdi. Yine de üstüste kazanmaya alışmak adına çok önemli bir maçtı ve zorda olsa kazandık.

Kewell ve Pino 'nun aynı anda sağlıklı olduğu şanslı günlerimizdeyiz. Öyle olunca da Arda'nın yokluğu bile hücum yönünden kadro kurmakta sıkıntı yaratmadı. Arda döndüğünde Kewell-Elano'dan birini kesecek ve bu sayede Cana'da orta sahadaki yerini alacak. Ben dahil tüm taraftarlar onu sahada görmek için sabırsızlanıyor.

Bu cümleyi artık hiç yazamayacağımı sanıyordum ama Servet bugün harika oynadı!

13 Eylül 2010 Pazartesi

ELLERİNİZE SAĞLIK !


Herşey için çok teşekkürler 12 Dev Adam...

12 Eylül 2010 Pazar

Fenerbahçe teknik direktörü olmak


Aykut Kocaman Türk futbol aleminde nadir rastladığımız "dürüst" ve çok daha nadir rastladığımız "zeki" adamlardan biri olduğu için onu çok severim.

PAOK rövanşı öncesi, ilk maçtan bahsederken 1-0 için, mağlubiyet skorları içinde en avantajlısı dediğinde çok şaşırmıştım. Sahada çok fazla etken olabilir ama maç sonuçlarından tur hesabı yaparken yorum yapılacak bir durum yok, salt matematik bu! Hoca bu derece sapıttığına göre şu meşhur "Fenerbahçe hocalığının dayanılmaz ağırlığı" hakikaten garip bir şey, neler söyletiyor adama demiştim.

Kayseri maçı kadrosuna İlhan veya Bekir'den birini almayıp, hem Gökhan hem Semih'i yedek kulübesinde oturtması ilk büyük "net" antrenör yanlışıdır. Niang sahada, Semih'te yanında ise Gökhan Ünal 18'te fazlalıktır. Hee gün gelir hem Bekir, hem İlhan, hem de Bilica sakattır, maç esnasında da Lugano veya Yobo sakatlanır, o zaman Selçuk'u stoperde denersin kimse de birşey diyemez. Ama böyle bir durum yokken Aykut'un bu yanlışı ile Mustafa Denizli'nin zamanında sahaya 6 yabancı sürmesinin benim için hiçbir farkı yok!

Hatırlarsınız Galatasaray'da da 2 sene önce tüm stoperlerin sakat olduğu bir maç mecburiyetten Kewell stoper oynamış ve iyi de oynamıştı. Bizim "büyük kaptan", "acemi hoca" Bülent, sonraki maça, stoperleri iyileştiği halde Kewell'ı yine stoper başlatmıştı. Ben sinir krizinin eşiğindeyken bazı yazarlar bunu destekliyordu. O zaman o kararı destekleyen küçük dimağlı insanların şimdi Aykut'u eleştirmeye hakkı yok.

Kayserispor'u bu sene ilk kez izledim. Yine Cangele liderliğinde, ama bu sefer çok daha fazla çift yönlü oyuncu barındıran sağlam bir takım olmuşlar. Bursa'nın açtığı yoldan gidecek takımların içinde öncü Kayserispor'dur. Yeter ki uyuşuk taraftarı Bursaspor taraftarının yarısı kadar takımına sahip çıksın.

BASKEEET KAZANDIKKK FİNALDEYİZZ


KEREM TUNÇERİ KEREM TUNÇERİ KEREM TUNÇERİ KEREM TUNÇERİ KEREM TUNÇERİ KEREM TUNÇERİ KEREM TUNÇERİ KEREM TUNÇERİ KEREM TUNÇERİ KEREM TUNÇERİ KEREM TUNÇERİ KEREM TUNÇERİ KEREM TUNÇ........................


Böyle bağırıyordu yılların Murat Murathanoğlu'su:) Ne desin adam Dünya Şampiyonasında finaldeyizz! Binlerce maç anlatmış adama ablak gibi böyle arka arkaya 20 kere adını bağırttın ya Kerem Tunçeri ben ne diyebilirim ki daha bunun üzerine.



Semih sana da maç esnadında sinirlenip Asım Parss! diye küfrettiğim için özür dilerim :)

11 Eylül 2010 Cumartesi

Aha vallahi aynısı!




Matrix film de Ibra gerçek mi yani!

Los Galacticos derken amirim?

Kaka, Ronaldo(sahtesi), Benzema, Di Maria falan varmış, Mesut'ta gelmiş ya artık kimse tutamazmışmış... Arkadaş Benzema kim yaa, Di Maria'yla mı oluyor Los Galacticos? Yukardaki resme baksana sen bi hele!


Hee bi de aşağıdaki resme de bakmakta fayda var tabi...

TENDERNESS # DVD Saati #


Son söyleneceği en baştan söyleyeyim; Filmi Russell Crowe için izleyecekseniz sakın izlemeyin! Gidin onun başka bir filmini izleyin, hatta gidin onun oynamadığı başka bir filmi izleyin, emin olun o filmde bile bundakinden daha fazla Russell Crowe oyunculuğu göreceksiniz!..

Ayrıca aksiyon istiyenler, merakla izleyeceği heyecanlı bir film arayanlar veya "seri katil filmiymiş aga salla bayılırım ben" diyenler, üzgünüm ama sizin aradığınız da kesinlikle bu film değil.

İnsan psikolojisinin gel-gitlerini anlatan, derin bir üzüntü/acıma hissi bırakan bir filmle karşı karşıyayız. Film hiçbir yerinde 1 sn . olsun hızlanmıyor veya şaşırtmıyor. Nadir güzel yanlarından biri olarak, filmi izleyenlerin kendini rahatlıkla üç ayrı karakterin (Lori, polis, katil) yerine koyabilmesi söylenebilir. Ana hikayemiz "saplantılı kızımız ile katilin adı konulamayan garip ilişkisi olsada", polisin olaya yaklaşımı açısından filmi, Sean Penn'in yönettiği, Jack Nicholson'ın başrolünü oynadığı "The Pledge" filmine çok benzettim. Tabiki o, çok daha derin, özgün fikrinin işleyişi bakımından da çok daha güzel bir filmdi. Aslında bu filmdeki hikaye de (çok beğenilmiş bir romandan uyarlanmış) orjinal sayılabilir. En azından hiç bir şey anlatmayan bomboş Hollywood saçmalıklarından değil. Fakat filmin pek çok eksik yanı var.

Lori rolündeki Sophie Traub'un oyunculuğunu beğendim. Zaten filmi sürükleyen başlıca unsur bu. Özellikle katil gencimizin ortaokul müsamerelerini andıran performansının yanında kızımız iyice bir parlıyor. Hala "eee Russell nasıldı?" diyenler varsa, lütfen ilk paragrafı tekrar okur musunuz?

Filmin imdb notu 5.6. Beraber izlediğim arkadaşta bittiğinde ağır küfürler etmekteydi ama bende o kadar büyük bir tiksinti uyandırmadı:) İzlediğim için pişman olmadığım, aşırı ağır ilerleyen, çoğu insanın sıkılacağı, vasat bir film. Hatta insan psikolojisine ilgi duyanlar için tavsiye bile edebilirim.

Benim notum : 6.4

9 Eylül 2010 Perşembe

SAKATLIK VE PROFESYONELLİK


Malum, Galatasaray hiçbir şeyden çekmemiştir sakatlıktan çektiği kadar...
Geçen sene sakatlanmayan futbolcusu yok! Üstelik sakatlanan da 2-3 aydan önce geri dönmemiş! Baros'un ayak bileği kırılmasa, geçen sezon herşeyin çok daha farklı olmayacağını kim iddaa edebilir? Linderoth'un kariyerinde 2 haftayı geçen sakatlığı yok, adam bize bir geldi futbol hayatı bitti! Tabi herşey şanssızlık da değil, namımız yürüsün diye bu işin piri Gökhan Zan'da hemen boşuna alınmadı:)

Bu sene radikal bir kararla Ankaragücü'nden sağlık ekibi transferi yapıldı ama yine aynı tas aynı hamam. Cana ve Pino diye iki tane adam alındı, daha adamları yarımşar devre izleyebildik. Yine yenilerden Çağlar zaten sakat gelmiş yüzünü göremedik. İlk yarıyı kapadı falan diyorlar sinirleniyorum, ne zaman açtı da kapadı arkadaş!
Milli maç oynuyoruz, kimsede birşey yok bizim kadroda dört adamımız var , ikisi sakat en az 2-3 hafta yoklar! Arda bileğine o darbeyi aldığı an hemen çıksa, belki dönüşü bu kadar uzamayacaktı ama milli maçta zora girecekti.

İşin bir başka boyutu da sakatlanan adamın, olayı tatil gibi görüp, g.tü göbeği sermesi durumu. Bu adam tamamen iyileşip döndüğünde bile eski formuna dönmesi 2-3 haftayı buluyor. Maalesef klasik Türk ve güney Amerikalı futbolcu modeli bu! Gerçekten profesyonel adamlar ise böyle yapmıyor. Misal Kewell'ın bilinen kronik sakatlığı ve hastalığı var, belli periyodlarla takımdan uzak kalıyor ama döndüğü ilk maç sahanın en fazla koşanı, mücadele edeni o! Misal Baros, geçen sene neredeyse hiç oynamadı ama döndüğü gibi golleri sıralamaya başladı. Sahada da sanki hiç sakatlanmamış gibi ikili mücadelere balıklama dalıyor. Bu bir mucize falan değil tabiki adam bu işten ekmek parasını kazandığı için, formasına, taraftarına saygı duyduğu için alçılı ayakla ağırlık çalışıyor. Galatasaray taraftarı da bu iki adamı boşuna bu kadar sevmiyor!

Bu, uzun süren sakatlıktan dönen adamın korkaklaşması konusunda en güzel iki örnek Baliç ve Uğur Uçar'dır.

Baliç; Bursaspor'da ve Fenerbahçe'deki ilk yıllarında acayip süratli, fiziğini kullanan tabanca gibi bir adamdı. Real Madrid'e gitti işte daha ne olsun. Ordaki büyük sakatlığı sonrası Türkiye'ye döndüğünde, sol kanatta topu aldığında dribling yapmak zorunda kalıcam korkusundan orta sahadan orta yapan, uzaklardan haldır huldur şut atan vasat ve basit bir topçudan fazlası değildi.

Uğur; hepimizin çok şeyler beklediği, görerek orta yapabilen, çabuk, mücadeleci bir gençti. O uğursuz Konya maçında, buzla kaplı sahada, Batista ayısı ile çarpışıp diz kapağını kırdığında, bir daha hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını hepimiz biliyorduk. Artık ikili mücadeleye girdiğinde gözünü kapayan, rakip sert girerse diye top sürmekten korkan bu çocuk Galatasaray'a maalesef sağ bek olamazdı.

RAMAZAN BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN


8 Eylül 2010 Çarşamba

12 DEV ADAM YARI FİNALDE !


# Çeyrek finalde Slovenya'yıda adeta sinek gibi ezdik! Henüz 15. dakikada 25 sayı fark vardı ve tüm maç öyle devam edip bitti. Çok acayip şeyler oluyor. İnanılmaz bir takım olduk ve bu çocuklar Sırbistan'ıda aynı tarifeyle geçerler, finalde Amerika'nın karşısına dikilip dayılanırız.

# Yok efendim Arjantin'in Ginobili'si gelmemiş, İspanyol Pau Gasol gelse böyle olmazmış.. Gelselermiş efendim, geldiler de biz mi sınırdan sokmadık, bizde de Mehmet Okur yok! Kimse mıymıntılık yapmasın canavar gibi takımımız var, yarım saattir evin içinde Semih Erden Semi.. Semih Erden diye dolanıyorum.


# Daha önceki takımlarımız da ya İbrahim'in şutlarına bel bağlar ya Hüseyin gününde olsun diye dua eder yada Harun veya Orhun'un eline bakardık. Bu sefer öyle değil. Hidayet ve Ersan gibi iki tane süperstarımız var ama yeri geldiğinde Sinan sorumluluk alıyor, Ömer Aşık zaten pota altını karartmış, Ömer Onan savunma yaptığı adamı can düşmanı gibi hırpalıyor. Ömer,Semih ve Oğuz gibi Hüseyin Beşok'tan daha iyi 3 tane uzunumuz var. Kerem Avrupa'nın en iyi guard'larından biri ama bugün sakat yarı finalde yok deseler kimse eyvah demez Ender var! Kerem Gönlüm sanki Joker gibi ilk beş değil ama her girdiğinde hatasız oynuyor.


# Hidayet yaşlanıyor 3-4 sene sonra ne yaparız diyorduk, Ersan 23 yaşında ve onun 23 yaşındaki halinden çok daha ilerde bir basketbol oynuyor. Bu jenerasyon ilerde aynı başarıları defalarca tekrarlayacak.

# Sinan Güler! Çocukların hepsi inanılmaz oynuyor adeta makina gibiler, hiçbirini birbirinden ayırmak mümkün değil ama bu çocuk sanki streetball turnuvasında gibi turnikeye giriyor, şakır şakır üçlük atıyor, acayip rahat ve kendine güveni tam. Sen bugüne kadar nerelerdeydin be Sinan?!

#
Bu arada maçtan sonra Arda salondan canlı yayına bağlandı. Ayağında yarım alçı vardı, sakatlığı maalesef ciddi en az 2 hafta yok. Ama ağzı kulaklarındaydı "Bacağım kopsada önemli değil yeterki onlar şampiyon olsun" dedi :) Futbol milli takımımız Fransa maçını salonda benchin hemen yanından izlemişti hatırlarsınız. Bu çocuklar futbolcularımıza da ilham verdi. Milli duygularının paylaştıkça arttığını ve performanslarına olumlu yansıdığını düşünüyorum!

# Kerem Tunçeri'de artık Arda'nın telefonlarını açıyordur herhalde :)

7 Eylül 2010 Salı

İŞTE BU MÜKEMMEL OLDU

TÜRKİYE:3 - BELÇİKA:2

Hiddink, sağda Kazım'ın tahmin edilemez futboluna güvenemediği için, risk almamak adına Hamit'i sağa çekip, göbeği Aurelio, Selçuk İnan ve Emre üçlüsü ile kalabalık tutmak istedi. Bu plan hiç işe yaramadı ve ilk yarı çok kötü bir futbol oynadık. Bu dizilişte Hamit'in göbekten delip geçen pas ve şutlarını sağ kulvarda oynadığı için göremedik. Tuncay'da tek forvet olarak çok etkisiz kaldı. Ofansta Arda'nın bireysel çabası dışında hiç alternatif geliştiremedik.

İkinci yarı herkesin rahatlıkla tahmin ettiği gibi Selçuk-Semih değişikliği geldi ve 2008 Avrupa Şampiyonas'ını hatırlatan boğucu baskımız başladı. İsmail'de ikinci yarı hücumu çok iyi destekledi. Kazakistan maçında da değindiğimiz gibi bu maç eğer solda Hakan oynasaydı rakibi bu derece baskı altına alamazdık. İsmail, Arda'yla iyi bir ikili oluşturdu. Çok güvendiğim Onur'un kornerlerdeki hatalı çıkışları bugün tavan yaptı. İki golde de çok hatalıydı. (İlkinde Servet'in de büyük payı var tabi)

Arda, Hamit ve Emre mükemmel oynadılar! Zaten bu üç adamın da iyi oynadığı bir maçı kaybetmek neredeyse imkansız! Hamit'in büyük hayranıyım. Onun stilinde futbolcu sadece Türkiye'de değil tüm dünyada pek fazla yetişmiyor. Çok güçlü, çok iyi bir şutör, savaşçı aynı zamanda oyun zekası da üst düzeyde. Ağır gibi görünüyor ama depara kalktığında uzun adımlarıyla kısa sürede çok uzun mesafe katediyor. Böyle bir futbolcumuz olduğu için çok şanslıyız, 28 yaşındaki bu adamın yokluğu kolay doldurulabilecek cinsten değil.

Arda'da milli maçlardaki iyi futbolunu yine sürdürdü. Kulüp formasıyla da sezonu Eskişehir maçının ikinci yarısında açmıştı. Çok efor sarfetti ve üstüne üstlük sağ ayak bileğine çok sert bir darbe aldı. Umarım Antep önünde takımdaki yerini alabilir.

Bir takımınız olsa ve gerideki ikiliniz Ömer ve Servet olsa, herhalde hızlı ataklarda ağır kalacakları ve topu oyuna sokamayacakları gibi problemler öngörürsünüz. Kendinizi en güvende hissedeceğiniz yerde, hava topları olur. Ama beklentilerin tersine bu ikili, ilk müdahalelerde hep başarılıydı, Aurelio çok içlerinde oynadığından topu oyuna sokma problemide yaşamadılar ama ikiside 1.91 boyundaki stoperlerimizle duran toptan iki kafa golü yedik! Ömer Üründül'ün de dediği gibi, futbol enteresan! :)

Çok önemli bir galibiyet aldık. Takım olgumuz yavaş yavaş oturmaya başladı. Hiddink'te elinde ne tip adamlar olduğunu daha iyi tanımaya başladı ve hangi durumlarda ne gibi planlar deneyebileceğini etüd ediyor şuan. Gittikçe daha iyi oynayacağımızı düşünüyorum. Almanya maçı çok daha zevkli olacak:)
Mesut-Arda
Müller-Hamit
Lahm-Sabri
Khedira-Emre
Podolski-Tuncay

Eşleşmelere bak:)

6 Eylül 2010 Pazartesi

SOUL KITCHEN # DVD Saati #

En beğendiğim Türk yönetmen olan Fatih Akın'ın kendi deyimiyle ilk komedi denemesini neden bu kadar geç izleyebildim bilmiyorum. Çok şey bekleyerek izlediğim için olabilir ama Fatih Akın filmlerine has o tadı yine almama rağmen filmi çok beğendiğimi söyleyemeyeceğim.

Fatih Akın, filmin temelini oluşturan hikayeyi henüz Duvara Karşı'yı çekmeden çok önce yazmış fakat Duvara Karşı bu şekilde patlayınca bu hikayenin onun arkasından çok basit kaçacağını düşünerek hikayeyi rafa kaldırmış. Bir diğer büyük projesi Yaşamın Kıyısında'yı çektikten sonra, artık rüştünü ispatlamış ve çokta paraya ihtiyacı olmayan bir adamın rahatlığıyla, yıllar sonra, zevk için bu filmi çekti ve yine pek çok ödül aldı. Tam da bu sebeple filmi anlatırken özellikle "küçük" diye bahsediyor. Film, yönetmenin önceki filmlerinden en fazla Im Juli'ye (Temmuzda) benziyor. Ama maalesef onun kadar iyi değil bence.

Her Fatih Akın filmindeki gibi müzikler yine özenle seçilmiş ve harikalar. İlk kez filmine (hamsiler hariç) Türkiye'den bir şeyler serpiştirmemiş diye düşünürken, Uğur Yücel'li bel çekme sahnesi gelince "hah şimdi tamam" dedim:)

Fatih Akın'ın filmlerinde belirgin özellik olan, senaryo ve kurgunun herhangi bir kaygı/amaç taşımaması, filmin sanki kendi kendine akıyormuş hissi vermesi, "film izlemiyor da camdan dışarısını seyrediyormuşsunuz" duygusu, bu filmde de kendini gösteriyor. Bu film için her türlü olumsuz eleştiri yapılabilir ama sıkıcı olduğunu kesinlikle söyleyemem.

Filmlerdeki rahat tipler aslında biraz da Fatih Akın'ın yansıması. İnanılmaz derecede rahat bir adam, çok doğal biri ve sanki sinema dışında hiçbirşey umrunda değilmiş gibi bir hali var. Hiç unutmuyorum "Im Juli"'yi yeni çektiği zamanlardı. Herhalde "sırf Almanya yetmez, git Türkiye'de de bir kaç programa çıkta filmin reklamını yap" falan diye zorla Zaga'ya çıkarmışlardı. Okan buna "filmini biraz anlatır mısın?" dedi. Gelen cevap aynen şöyle: "Bir aşk hikayesi, güzel hatunlar var, arabalar falan, yol hikayesi işte, bir Alman herif bir Türk kızına aşık oluyor, Türkiye'ye geliyorlar falan öle bişey yaa" !!:) Aynı programda birde Lara diye bir hatun var, yeni kaset çıkarmış, çıkış şarkısını söyledi, bitirdi oturdu Fatih'in yanına. Okan'da laf olsun diye Fatih'e "nasıl buldun Lara'yı?" diye sordu. Cevaba bak:"Üff bomba gibi hatun çok beğendim":)) "Şarkıyı soruyoruz lan ahahah" diye millet kopunca, "haa şarkıda iyiydi yaa" falan demişti. Bir keresinde de Nurgül Yeşilçay anlatıyordu. Yaşamın Kıyısında filminin çekimlerinde bir gece onu bir diskoya götürüp, orda kavga çıkarıp, Nurgül'ü kavganın ortasında bırakıp kaçmışlığı da varmış arkadaşın.

Biz yine filme dönersek, Birol Ünel'in varlığına rağmen ben en çok Moritz Bleibtreu'un oyunculuğunu beğendim. Fatih'in "kadrolu oyuncusu" yine çok doğal. Her rolü kendisine yakıştırmayı başarıyor ve izleyiciyide o olduğuna inandırıyor. Im Juli'deki pısırık hocada o, Chiko'daki psikopat mafya babasıda, Run Lola Run'daki beceriksiz sevgilide o, Solino'daki kompleksli abide! (Bu arada Alman filmlerini seviyorsanız Fatih Akın'ın sadece yapımcılığını üstlendiği 2008 yapımı Chiko filmini tavsiye ederim) Birol Ünel'in oyunculuğu ise nedense bana abartılı geldi.

Hatırlarsanız Issız Adam'daki esas oğlanda restaurant işletiyordu ve müzikler yine çok ön plandaydı. Sanırım yönetmenler, "dostlarla keyifli yemeklerin yendiği, sevdiği müziklerin çaldığı, duvarların sevdiği resimlerle kaplı olduğu kendi mekanının" hayalini kuran benim gibi erkeklerin kalbini çalan bu fikri kullanmaya devam edecekler.. (Koca Rocky bile boksörlüğü bıraktıktan sonra aynısını yapmamış mıydı?:)

Soul kitchen, yerken zevk aldığınız, midenize oturmayan basit ama lezzetli, hafif bir yemeğe benziyor.
Benim notum : 7.0

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...