28 Şubat 2011 Pazartesi

Galatasaray'ın sağ bek sorunsalı

Hiçbir şeyden çekmedi sağ bekinden çektiği kadar...

Altın çağlarını yaşadığı 1996-2001 yılları arasında Fatih Akyel, Ümit Davala ve Capone ile ne kadar da güzeldi herşey oysa. Capone'nin gidişi ile kabus başladı...

Bir 5 senemizi Cihan Haspolatlı çürüttü. Çürüttü diyorum çünkü hücumu sıfırdı, orta yapamıyordu. Defansif açıdan çok kötü diyemem ama bak. Hava toplarında iyiydi, kolay çalım yemezdi. Yerini kaybedip gol yedirdiğini veya bu haftaki Serkan gibi, bir sol açık tarafından maymun edildiğini hatırlamam hiç. Ağırdı ama sağlamdı, sertti. Sonuçta hücumu hiç olmayan büyük takım beki olmazdı, olmadı. Hala taraftarın adı anılınca en çok küfür ettiği adamlardan biridir. Ben ise vasat olarak hatırlarım.

Cesar Prates diye bir tip geldi bir ara. Süratliydi, atletikti ve üstelik frikik atıyordu! Daha ne olsundu ve hemen tavlandı gariban taraftar! Oysa savunma yapmayı hiç bilmiyordu bu arkadaş. Takım sahaya çıkarken sağ bekte Prates var sanıyordu ama adam rakip yarı sahada bitiriyordu maçı. Daha da kötüsü top sürüşü berbattı. Topu ayağından açardı, koşardı koşardı, topa yaklaşınca tekrar vururdu ve yine koşardı... 1 sene koştu böyle...

Bu arada Sebastian Perez'i unutmayalım! 1 seneliğine de olsa tüm sıkıntıları unutturdu. Benim için (altın dönemde saydığım isimler dahil) Galatasaray'ın gördüğü en iyi sağ bekti. Sağ açık kökenliydi ve hücumu mükemmeldi ama savunması da kötü değildi. Çok akıllıydı teknikti. Dizindeki müzmin sakatlık belası oynatmadı adamı. Tadı damağımızda kaldı ve gitti.

Uğur Uçar; her daim geleceğin umut vaadeden genç yeteneği olarak kaldı. Pozisyon almayı öğrenmesi yıllarca sürdü. Tam kendini geliştirmeye başlamıştı ve harika bir yarım sezon oynamıştı ki Konya'da buzun üzerinde verdiler dizini eline. Profesyonel futbola devam edebilmesi bile sevindirici. Bize fayda gelmedi ama bir daha tabi.

Ali Turan: Benim ömrü hayatımda gördüğüm en kötü bireysel futbolcu performansının sahibidir kendisi. Bir insan 15 maç üstüste çok kötü oynar mı? Hatırladığınız başka böyle bir örnek var mı? 15 maç kötü oyna sonra tek maçlığına (Kayserispor maçı) vasatın az üzerine çık ve hemen ertesi maç Holosko tarafından rezil edilip sopayla kovalan. Zor kurtulduk.

Sabri Sarıoğlu ile 2000 sonrası dönem de ilk kez istikrar sağlanmıştı. Orta saha kökenli bir adamdan sağ bek yontulmasına şahit olduk yıllar içinde. Hücuma destek veren modern sağ bek profiline en uygun beklerden biri oldu, milli takıma kadar yükseldi. Dağlara taşlara giden şutları, kale arkasına giden ortaları çok düzelmedi ama 90 dakika koşması, hırsı ve mücadelesiyle kendini kabul ettirdi sonunda veee mutlu son!.. mu?.. acaba!

Tüm bunları neden mi anlattım? Anlattım çünkü hikaye mutlu sonla mı bitiyor belli değil hala.

İdeal sağ bek anlayışına uyumu için yıllarımızı verdiğimiz Sabri'yi tekrar orta sahada oynatıyor Hagi ve bizleri Serkan Kurtuluş'a mahkum ediyor haftalardır. Yekta varken Sabri'yi orta sahada oynatma ısrarını anlayamıyorum ve Serkan'ın yetersizliklerini izlemek zorunda kalmak üzüyor beni!

26 Şubat 2011 Cumartesi

HAGİ'NİN SOS VERMEYE BAŞLADIĞI MAÇ!

İSTANBUL B.B.:3 - GALATASARAY:1 (Baros)

Hagi ile ilgili kafamda ciddi soru işaretlerinin oluşmaya başladığı ilk maç budur!

Hagi'nin oynatmak istediği sistemi biliyoruz; tek ön liberolu, önünde iki çift yönlü adamın olduğu, iki kanat hücumcusu ve tek santraforla oynanan 4-3-3. Sistemin en kritik yeri olan ve köprü vazifesi görecek ön libero pozisiyonu için Cana'nın tekniğini yetersiz buldu ve Neill ile yer değiştirdi. Mantıklı bir fikir olarak gördük ve destekledik.

Önündeki oyunu çift yönlü oynayacak ikili için de Culio ve Yekta'yı aldırdı. Culio tam isabet çıktı. Yekta ise oynadığı ilk iki maç (doğal olarak) tam performansını gösteremedi. Çat diye kesti ve yine radikal bir kararla Sabri'yi oraya monte etti. Ben hiçbir zaman "Sabri orada oynamaz!" cılardan olmadım. Çabukluğu ve temposuyla, Mustafa-Ayhan-Barış üçlüsünden de bin kat daha iyi oynar fakaaaat...

Fakaaaat hep birlikte gördük ki (Eskişehirspor maçı dışındaki tüm maçlarda) olmadı!
Sabri ortada idare ediyor ama Serkan bekte rezalet! Takım sağdan tek atak geliştiremiyor. Sol bek zaten kangrenken sağda duruyor! Üstüne üstlük her maç rakip sağımızı felç ediyor. Gökhan Ünal bile çizgide teke tek kaldığında Serkan'ı rahatlıkla rezil edebiliyor! Yekta'yı da kulübede unuttu. Benim en güvendiğim adamın kendine güveni kalmadı!

Sabri'nin orta sahaya getirdiklerindense bekte olmamasının götürdükleri çoook daha fazla değil mi? Yani çok basit değil mi bunu görmek? Artılarla eksileri yan yana yazmak bu kadar zor mu?

MAÇTAN KISA KISA...

*Anormal bir rüzgar vardı, ilk yarı rüzgarı arkamıza almışken işi bitirmeliydik.
*Kazım geldiği günden beri en kötü maçını oynadı.
*Sabri, Baros'un golünde hayatının asistini yaptı, Baros'un kontrolü ve vuruşu mükemmeldi.
*2. goldeki Cana-Sarp komedisi sadece bizim takımda görülebilecek bir şeydi.
*1-0 iken Stancu'nun kaçırdığı pozisyon maçın kader anıydı.
*İbrahim Akın ilk yarı berbattı, ikinci yarı maça damgasını vurdu. Çok üzgünüm bunu söylerken ama onun kadar bile kaliteli bir isim yok kadromuzda.


KEWELL VE NEİLL SEZON SONU AYRILACAK

Yeterince kötü bir gün geçiriyoruz farkındayım ama bu gerçekle de yüzleşsin okuyacak arkadaşlar. Sezon sonunda Kewell ve Neill ile yollar ayrılacak! Bir yerden duyduğum kesin bir bilgi değil bu ama adım gibi eminim! Seneye bu iki güzel insan da bizimle olmayacak. Benden söylemesi. Şimdiden kendimizi hazırlamaya başlayalım.

25 Şubat 2011 Cuma

Türkiye Satranç Şampiyonası Sonuçlandı

Biraz gecikmeli de olsa yazmak istedim. 4-14 Şubat tarihleri arasında oynanan Türkiye Satranç Şampiyonası 'nı İstanbul'lu genç büyükustamız Emre Can kazandı.

Şehirlerde düzenlenen il birinciliklerinde derece alan toplam 262 sporcunun katılımıyla Antalya'da düzenlenen turnuvada, 2-5 arası derecelerde Adana'lı sporcuların sıralanması dikkat çekti. Ayrıca ilk 3 sıradaki oyuncularımızın üçünün de 20 yaşının altında olması çok güzeldi ve Türk satrancının geleceği adına hepimize büyük umut verdi.


SIRALAMA:
1- GM EMRE CAN - İstanbul
2- IM MUSTAFA YILMAZ - Adana
3- ENGİN TOPAK - Adana
4- GM BARIŞ ESEN - Adana
5- IM ERDOĞDU AZİZ MERT - Adana

(GM:Büyükusta , IM:Uluslararası usta)


Bu arada Türkiye 4.sü olan, büyükusta ünvanlı Barış Esen ile 2007 yılında o Beşiktaş, ben Pamukkale Üni. takımlarında oynarken, Türkiye süper liginde oynadığımız ve berabere sonuçlanan oyunun notasyonunu da merak edenler için buraya taşıdım.




4

23 Şubat 2011 Çarşamba

EFSANE GERİ ALDI 71 ! (to be continued...)

"Avrupa kupalarının en çok gol atan futbolcusu" Sanki daha en başından Raul için yazılmış gibi duran bu ünvanı, Valencia maçında attığı golle hakettiği şekilde, Inzaghi vitaminsizinden geri aldı. 80 'i bulmadan bırakırsan gücenirim.

1. Raul (Schalke 04) 71 gol
2. Filippo Inzaghi (AC Milan) 70 gol
3. Gerd Müller 69 gol
4. Andriy Shevchenko (Dinamo Kiev) 64 gol
5. Ruud van Nistelrooy (Hamburg) 62 gol
6. Thierry Henry (Red Bulls New York) 59 gol
7. Henrik Larsson 59 gol
8. Eusebio 54 gol
9. Alessandro Del Piero (Juventus) 54 gol
10. Alfredo Di Stefano 50 gol

22 Şubat 2011 Salı

ALEX'TEN ŞAMPİYONLUK ADIMI

* Bazı boşboğaz aynı oranda da şanssız arkadaşlar, devre arasında Portekizli yeni transferler geldiğinde; "Demirören başkan Alex'i de al takıma top toplayıcı lazım" şeklinde takılıyorlardı ya ee nooldu şimdi yani... :)

*Alex De Souza... 34 yaşına geldi adam, her sene bu sene bitti artık yeaa diyoruz, 22 maçta 16 golü buldu yine şimdiden. Helal olsun walla. Bir şey değil de Fener'li arkadaşlardan da "Alex'in koşanı" diye blog açan çıkacak o olacak huylanıyorum yeter yahu.

* Schuster'e, ne var bu Aurelio'da neden Necip'i oynatmıyorsun dedik, Necip'i oynattı çocuk kendi kalesine gol attı. Ferrari'yi neden kenarda unuttun hoca Sivok çok mu matah dedik, Ferrari'yi oynattı, herif maçı dirseğinin tersiyle verdi. Ernst'i ne ettin, oynatsana adamı dedik oynattı, sahanın en kötüsüydü bence. Demek ki neymiş 2 kere 2 her zaman 4 etmezmiş. (veya sen çatır çatır oynayan adamı çaat diye kesip 10 maç hiç oynatmadıktan sonra en kritik maçta sahaya ittirirsen olmazmışş!)

16 Şubat 2011 Çarşamba

ZAPATA VE ANTEP'LE KUPADAKİ RÖVANŞ ÜZERİNE

Aslında Antep maçı hakkında birşeyler karalamak hiç içimden gelmiyordu. Zapata öyle bir gol yedi ki, birbirine bağlanmış 3 top olsa yine o bacak arasından geçer gol olurdu. Eski takımında yediği şu golün resmini görünce aklıma geldi yine. Dayanamadım karalayayım bir şeyler dedim. Baktıkça sinirden gülüyorum hala. Photoshop gibi yahu...

Ben Gaziantepspor maçını kupada oynayacağımız rövanşın deneme sınavı gibi görüyordum ve bu nedenle çok önemsiyordum. Eskişehir maçındaki iyi futbolun da gazıyla oldukça umutluydum ama şu an o kadar karamsarım ki sanki bu takımla on kere daha oynasak hepsinde kaybedecek gibiyiz. Türkiye kupasında da umudumu çok azalttı bu maç. TT Arena'nın büyüsüyle bir mucize olur yenersek eleriz, yoksa işimiz çok zor.

KISA KISA GAZİANTEPSPOR:

GS maçındaki onbirleri aşağıda. Mükemmel bir takım kurdular bu sene gerçekten. Bu kadroya yakışır bir futbol oynamıyorlar hala ama Tolunay hoca en iyi bildiği şeyi yani mücadele etmeyi, yardımlaşmayı ve savunmayı gayet iyi oturtmuş. Kadroyu muhafaza edebilirlerse bu Gaziantepsor seneye ligin zirvesine oynar, şimdiden notumuzu düşelim bu satırlara...


Kalede ligin tartışmasız en iyi yabancı kalecisi Karcemarskas, stoperler benim çok beğendiğim Emre Güngör (Geçen sene Trabzon maçındaki o aptal hatayı yapmasa şu an bizim 11 de olabilirdi), yanında (kim bulup getirdiyse eline sağlık) mükemmel bir Danny Nounkeu. Adam inanılmaz çabuk, inanılmaz soğukkanlı, bir de teknik.. Solda yine ligin en iyi bir kaç sol bekinden biri Ivan De Souza.

Devre arası Lokomotif Moskova'dan gelen Brezilyalı Wagner biraz eski nesil 10 numaralardan ama her an maçın sonucunu değiştirebilecek bir yetenek. Sol yanında Ismael Sosa, sağ yanında bence ligimizin en iyi futbolcularından Ivelin Popov. İlerde de şimdiden ismini herkese ezberleten Cenk Tosun. Daha kulübede de Orhan Gülle, Olcan, Júlio César gibi adamlar var...

Bence en zayıf yerleri merkez orta sahaları. Murat Ceylan bu seneki performansıyla dikkat çekiyor, sinirlerini kontrol edebildiği müddetçe gerçekten faydalı bir oyuncu ama Hürriyet ile asla ideal bir ikili değiller. (Hürriyet'i pek fazla izlememiş olanlar varsa bizim Mustafa Sarp'ın biraz daha serti olarak düşünsünler.) Çok koşuyorlar ama topu hücuma taşımada yetersizler. Böyle olunca süratli Sosa-Popov ikilisine biraz fazlaca uzun top atılıyor. Savunmadaki mükemmel görüntüye (21 maçta yedikleri gol sayısı sadece 16, üstelik 3 gol de Bursaspor maçından hükmen) rağmen, hücumdaki bu kısırlığın (21 maçta 20 gol) başlıca nedeni de bu. Bakalım Wagner bu gidişatı ne derece değiştirebilecek!

15 Şubat 2011 Salı

"GERÇEK" RONALDO BIRAKTI

20 yıldır futbol izliyorum ve çok büyük futbolcular izledim...

Önceleri Van Basten, Baggio, Romario, Stoichkov vs.
Sonra Batistuta, Figo, Zidane, Raul, Henry, Ronaldinho vs.
Şimdilerde de Cristiano Ronaldo ve Messi...

Çok büyük futbolcular izledim evet ama ben onun gibisini hiç görmedim. Şu sıralar Messi için uzaylı deniyor ya, o laf ilk Ronaldo için söylendi. İltifat olarak falan değil haa, "gerçekten uzaylı olabilir mi acaba lan" diye düşünen çok arkadaşım vardı:) HBB diye bir kanal verirdi Barcelona'nın maçlarını. Sırf Ronaldo'yu izlemek için oturur izlerdik her maçını gözümüzü kırpmadan.

Güç-Hız-Teknik! Santrafor! R9!

16-17 yaşlarındaki genç arkadaşlar günümüzün kahramanı Cristiano Ronaldo'ya neden "çakma" Ronaldo dendiğini muhtemelen hiç bir zaman tam olarak anlayamayacaklar. Onlar Ronaldo'yu çocukluklarında izledikleri, bize 2002 'de attığı pis burun golle, salak saç modeliyle veya Brezilya'daki göbekli haliyle biliyorlar çünkü.. Çok yazık..

14 Şubat 2011 Pazartesi

ÜZÜLDÜM

"13 Şubat 2011 tarihinde oynanan MKE Ankaragücü - Beşiktaş müsabakasının devre arasında soyunma odasında futbolcumuz İbrahim Üzülmez'in sebebiyet verdiği sportmenliğe aykırı davranış neticesinde, teknik heyetimizin verdiği rapor ve durum Yönetim Kurulumuz'un bugün olağanüstü yaptığı toplantıda değerlendirilmiş ve İbrahim Üzülmez'in sözleşmesinin feshedilerek kulübümüz ile olan ilişkisinin kesilmesine oy birliği ile karar verilmiştir.
Kamuoyunun bilgilerine saygılarımızla sunarız."


Beşiktaş JK Yönetim Kurulu


Ankaragücü maçının devre arasında İbrahim Toraman'ı yumrukladığı söyleniyor ama henüz resmen açıklanmış bir bilgi yok hiçbir yerde. Deli İbo için böyle bir duygu hissedeceğim hayatta aklıma gelmezdi. Hem çok şaşırdım, hem de üzüldüm. 11 yıl emek verdikten sonra sonu kesinlikle böyle olmamalıydı. Benim jenerasyon için unutması zor bir futbolcu olacak.
Ulan Toraman doymadın dayağa...

EDİT:
Toraman'la yaşadıkları ilk terlik kavgasından sonra İbo ile yapılan röportaj burada. Adam "yine olsa yine aynı şeyi yaparım pişman değilim" diye açık açık söylemiş hem de defalarca.

10 Şubat 2011 Perşembe

HAYATIMIN FİLMLERİ #39.Duvara Karşı#


39.Duvara Karşı (2004)
Yönetmen: Fatih Akın
Oyuncular: Birol Ünel , Sibel Kekilli
Imdb notu: 8.0

Eveeeet... Listemde yukarılara doğru ilerlemeye devam ediyoruz. Otuzlu basamaklara ulaştık.

54. Berlin Film Festivali'nde altın ayı "en iyi film" ödülünü kazanan, Fatih Akın'ın müthiş filmi aşk filmi olarak algılandığında bile zaten yeterince enteresanken hikayeyi, farklı bir kültürle uzlaşma çabaları sırasında ırkçılıkla karşılaşan ve hor görülen Almanya'daki Türk göçmenlerin öyküsü haline getirerek, işleri daha da karmaşıklaştırıyor.

Katı bir tanımla "sosyal gerçekçi" bir film değil bu. Sinir bozucu, huzursuz, bazen de kederli bu iki yabancının dramı, aslında güncel Avrupa sinemasının kışkırtıcı, post-punk yaratıcılık akımının hayati bir parçası oldu. Hollywood'un hepsi birbirini andıran 'düzmece aşk' filmlerini sinek gibi ezdi!

Sapkınca ve beceriksizce yaşanan aşk, iki baş oyuncu tarafından hiç aksamayan ve inandırıcı bir yoğunlukla capcanlı bir şekilde sunuluyor. Yan rollerde Güven Kıraç ve Meltem Cumbul'unda gerçekten oldukça başarılı olduğunu belirtelim.

Bir sahnesi vardır ki, Türk kültürüyle batı kültürü arasındaki farkı tokat gibi insanın yüzüne çarpar. Cahit, formalite icabı yaptığı evlilik gereği Sibel'in evine gider. Sibel'in ailesi tipik bir Almancı evidir. Erkekler okeye oturur ve genelev maceraları anlatılmaya başlanır. Cahit gayet saf bir şekilde masadakilere sorar: "Neden kendi karılarınızı becermiyorsunuz?" Tahmin edileceği üzere büyük tantana yaşanır ve ailenin erkekleri Cahit enişteyi sert bir dille uyarır: "O kelimeyi sakın bir daha bizim karılarımızla aynı cümlede kullanma!". İşte bu Pascal Nouma'yı tombala çektiği için Türkiye'den kovan tipik Türk ikiyüzlülüğünün bir başka tezahürüdür.
Muhteşem birkaç sahnesini hatırlarsak;
#Cahit'in barda elleriyle vurarak kırdığı bardakların, kestiği bileklerinden kanlar akarken, dans ettiği sahne!
#Taksim 'de Fırtınalar şarkısı çalarken yanar dönerli ışıklar altındaki ifadeler...
#Sibel'in biber dolması hazırlarken fonda "yine mi çiçek" şarkısının çaldığı bölüm..
#Cahit'in evi darma duman ettikten sonra usul usul elinde çöp torbası ortalığı toplayışı.
#Düğün sahnesindeki"bitte Cahit elini ayağını öpeyim bitte" repliği :)
Çok enteresan gelebilir ama film bana finalinde meşhur "Selvi boylum al yazmalım" 'ın mesajini hatırlattı: "Sevgi nedir?.. Sevgi emektir..."
Güven Kıraç'ın canlandırdığı abi karakteri, Cahit'e aşkı anlatıyor:
"Aşk ne demek sen biliyor musun hee? Aşk, böyle lunaparktaki tahta ata benzer. Üzerinde hani bir ileri bir geri böyle gidiyormuş gibi bir his. Sanki bir yere gidiyorsun. Ayağın yerden kesiliyor. Bir coşku. Aslında bir si.ime gittiğin yok!"

7 Şubat 2011 Pazartesi

Beşiktaş neden olmuyor?

Dünya çapında yıldızlarla bezenmiş geniş bir kadro.. Kariyerli bir hoca.. ve 20. hafta itibariyle liderin 12 puan gerisinde bir Beşiktaş. Hatta sene başından beri itin gö.üne sokulup çıkarılan (haklı olarak) Galatasaray ile aralarında sadece 3 puan fark kaldı... Peki neden?... "Aha bundan" diye bir formül yok tabiki ama gözümüze gözümüze sokulan unsurları sıralamak istedim. Buyrun...

*En büyük handikap Ersan'ın sakatlığı oldu. Adeta tüm sistemi sarstı. Araya atılan tüm topları leblebi gibi toplayan adam yerini bu konuda sıkıntılı Sivok'a bırakmak zorunda kaldı. Ayrıca kritik yabancı kontenjanı düşünülünce Ersan-Toraman göbeği büyük nimetti.

*Almeida, Avrupa futbolunu takip etmeyen maymun iştahlı medya tarafından aşırı abartıldı
. Bobo adeta yok edildi. İlk geldiği gün Bobo'dan iyi olmadığını yazmıştım. Bobo ile beraber akıllıca yürütülecek bir rotasyonda hala çok verimli olabilir ama tam tahmin ettiğim gibi oldu ve Beşiktaş'ın ilk yarıdaki gol yükünü tek başına üstlenen Bobo hemen bir kenara itildi.

*Nobre akıl sır ermeyecek şekilde forvet arkası oynuyor. Buna zaten açıklama yazmaya gerek görmüyorum.

*Simao geldikten sonra Q7 'nin abartıya kaçan (nispeten verimsiz) futbolu iyice hissedilmeye başlandı. Takım içinde de tepki görmeye başladı.

*Bazı pozisyonlarında 2'şer kaliteli adamı olan bir takıma, aynı pozisyonlara 5 'er tane daha kaliteli adam alınınca, takımın sahadaki gücü doğru orantılı olarak artmaz! Kağıt üzerindeki geniş kadronun gerçek hayatta hiç bir faydası olmaz. Ernst-Aurelio-Necip-Fink varken Fernandes'i kiralayıp Fink'i yollamak lükstür, saçmadır. İlk yarının en iyi adamlarından Ernst'deki düşüşte etkendir. Almeida geldi diye Bobo'yu yok etmek rotasyonu kötü yönetmektir.

*İsmail tam da form tutmuşken ısrarla İbo'nun oynaması neden?

SEZONUN EN İYİ FUTBOLU

GALATASARAY:4 - ESKİŞEHİRSPOR:2 (Cana, Stancu, Kewell, Baros)

Sezonun en iyi futbolunu izledik bu akşam. Mücadele mükemmeldi ama asıl önemlisi bu kez hücumda da üretkendik. Bol bol şut çeken, ikili mücadelelerde ekstra istekli, enteresan pas üçgenleri kuran, pek alışık olmadığımız bir takım vardı sahada. Rakibin ligde 8 maçtır yenilmeyen, 4 maçtır gol yemeden kazanan, kısacası aşırı formda Eskişehirspor olduğunu düşününce insan bu tablo karşısında daha da mutlu oluyor.

Bu maçtan sonra sistem ve diziliş ile ilgili konuşulması gereken üç önemli nokta var bence.

İlki; Hagi'nin Cana-Neill yer değişikliğindeki ısrarıydı. Bugün bu konuda herhangi bir olumsuzluk yaşamadık. Cana defansta çok başarılıydı, Neill'de defansın önündeki görevinde fazla zorlanmadı. İlerleyen maçlarda da bol bol bu düzeni izleyeceğiz gibi görünüyor ama benim içim bu konuda hala rahat değil. Cana aşırı motive bir adam ve gördüğüm en hırslı futbolculardan biri. Fiziğinin de etkisiyle doğal olarak müdahalelerde zamanlama hatası yapabiliyor. Her an penaltı yaratma riskiyle oynuyor. Neill'in ayağı daha düzgün olduğundan, önlerinde o olduğunda savunmadan çok daha başarılı çıkıyoruz doğru ama kondüsyonu Cana kadar iyi olmadığı için, yaşının da etkisiyle, özellikle maçın sonlarına doğru oyundan düşüyor. Çok akıllı bir oyuncu olduğu için gücünü ekonomik kullanmaya çalışıyor. Rakip, sete hücum ederken defansa çok yakın oynuyor ve sıkıntı olmuyor ama ani kontra ataklarda gelen oyuncuya ilk basan adam durumunda kaldığında, yorgunluktan bu sefer de o çok sert müdahaleler yapabiliyor. Kısacası Hagi'nin bu denemesi ile ilgili kesin bir fikrim yok hala. Bir kaç maç daha izleyelim, umarım bu deneme başarıyla işlemeye devam eder ve bu iki oyuncudan birinin kritik bir anda kırmızı kart görmesiyle sonlanmaz.

İkincisi; Hagi, Yekta'dan ilk etapta beklediğini alamamış olacak ki, Sabri'yi onun yerine ortaya çekip, Serkan'ı sağ bek başlattı. Sabri oldukça başarılı bir maç çıkardı fakat bir önceki konunun aksine bunun geçici bir işlem olduğu konusunda eminim. İlerde Yekta'nın kendini göstererek mutlaka oraya yerleşeceğini düşünüyorum. Hem Serkan'a güvenmediğimden, hem de Culio'nun yanı için; Yekta'nın futbol aklına, Sabri'nin enerjisinden daha fazla ihtiyacımız olduğunu düşündüğümden bu konuda fikrim net.

Üçüncü ve son konu ise; İleri üçlü Kewell-Kazım-Stancu'nun sürekli yer değiştirerek oynaması. Stancu'yu ileri yazdım ama maçın genelinde Kewell'ı da orada gördük, zaman zaman Kazım'ı da. Barcelona'nın Villa-Messi-Pedro ile mükemmel uyguladığı bu anlayışı sahaya yansıtmaya kadrodaki en yakın üçlümüz bu. Yarın öbürgün Arda ve Baros tam anlamıyla döndüğünde bu derece dinamik bir yapı göremeyebiliriz orada.

Kazım güzel futbolunu iki asistle süsledi ve maçın yıldızıydı. O yüzden ayrı bir paragrafı hakediyor. Oynadığı her iyi oyunundan sonra Serdar Özkan'ın kulaklarını çınlatıyorum.
Stancu da gollerine devam ediyor. Gerçekten topa nasıl vuracağını iyi bilen bir adam ama son iki maç özellikle hoşuma giden yanı, ikili mücadelelere korkmadan girmesi oldu. Gerçekten takıma çok çabuk uyum sağladı. Baros'un golle dönüşü çok güzeldi artık ciddi bir rakibi olması onu da motive edecektir.
Hakan yavaş yavaş eski günlerine dönüyor, bu çok iyi bir haber. Ben de pekçokları gibi, bu seneki anormal formsuzluğu sonrası, onu takımın 3. sol beki olarak görüyordum. Çağlar'ın bitmek bilmeyen sakatlıkları ve Zapata'nın kaleyi devralmasından sonra iyice baş gösteren yabancı kontenjanı sıkıntısı nedeniyle Hakan'ın form tutmaya başlaması çok çok önemli.
Hagi maçtan sonra "ben bile bu kadar iyi bir futbol beklemiyordum" dedi. "En güzel doğum günü hediyesi oldu bana" dedi. Çok güzeldi...
Kapanışı Karan'la yapalım. Ümit Karan çok kötü oynadığı maçta nefis bir frikik golü attı. Golden sonra sevinmemesi çok hoştu. 20 yıldır izlediğim Galatasaray'ımın en güzel gollerinin çoğunu ondan seyrettim. Kalbimde yeri her zaman ayrı olacak.

5 Şubat 2011 Cumartesi

Her futbolcu, iyi insan olacak değil tabii ki ama...


Bu herif bildiğin Türk filmlerindeki kötü adamlar gibi..
Eskiden olurdu tabi böle kötü adamlar, şimdi filmlerde bile olmuyor böylesi.
Hatırlayalım eski Yeşilçam filmlerini... Filmin kötü adamı, en kötü benim wallaha benimmm nihahaha diye güler, esas oğlanı dövdürür, sonra esas kızı becerirdi falan..
Kötü adamım ben ulan diye ne yapacağını şaşırırdı.

Şu Bilica'yı görünce yeminle o adamlar geliyor aklıma. Ne pis bir adammışsın be arkadaş sen.

Kaptan Bilica ha. Vay ki vay hey ki hey...

2 Şubat 2011 Çarşamba

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...