28 Aralık 2011 Çarşamba

HAYATIMIN FİLMLERİ #32.Sleeping with the Enemy#


32. Sleeping with the Enemy (1991)
Yönetmen: Joseph Ruben
Oyuncular: Julia Roberts, Patrick Bergin, Kevin Anderson
Imdb notu: 5.8

Listemdeki imdb notu en düşük film! Aynı şekilde sanırım en az bilineni de budur. Gişe rekorları kırmadı, herhangi bir ödül de almadı ama ilk izlediğim zamanlarda yaşımın da etkisiyle olsa gerek beni çok etkilemişti. Yıllar sonra tekrar izlediğimde, çok basit bir senaryosu olmasına rağmen hikayenin işlenişi ve sahnelerin sadeliğinin güzelliği ile beni tekrar kendine hayran bırakmıştı.


Julia Roberts'in canlandırdığı, obsesif kocanın takıntılı hallerinden bıkan ve ondan asla vazgeçmeyeceğini bildiği için kaçmak için müthiş bir plan yapan ezik ama zeki kadın karakteri filmi adeta sırtlanıyor. Sadece bir sene önce "Pretty Woman" ile patlayan ve yine o tarz romantik komedilerin kaymağını yıllarca yiyebilecek durumdaki Julia Roberts, bu enteresan hikayeyi tercih ederek çok iyi bir iş başarmış. Sadece Roberts değil tabi, Patrick Bergin de müthiş bir kötü adam karakteri çiziyor.


İnsanı birden bire içine çeken müthiş bir başlangıcı var filmin. İlk yarının temposu çok iyi, ikinci yarı biraz düşüyor ama sürükleyiciliğinden hiç birşey kaybetmiyor. 80 'lerin sonu 90 'ların başında ortalık, mutlu ailenin kutsallığını anlatan sıkıcı filmlerden geçilmezken, o zamana kadar tüm anlatılanlara tezat hikayesiyle bile ayrı bir yeri hakediyor bence.



Filmi izledikten sonra nerede "Symphonie fantastique" veya "Runaround sue" duysanız aklınıza hemen bu filmden sahneler geleceğine emin olabilirsiniz. Üzerinden 20 yıl geçmiş olmasına ve sadece 2 kez izlemiş olmama rağmen hala tüm sahneleri aklımda.


25 Aralık 2011 Pazar

24 Aralık 2011 Cumartesi

İLK YARININ ALTIN ONBİRİ !


1-Muslera: Galatasaray'ın onu alabilmek için neden bu kadar çok uğraştığını herkese gösterdi. Asında lige pek de iyi başlamamıştı. Henüz ilk hafta İBB karşısında elinden kaçırdığı topla gelen gol ve hemen ardından 3.haftada Karabük önünde 10. dakikada kırmızı kart görerek takımının 2 puanına mal olması, acaba uyum sorunu uzun mu sürecek dedirtti ama sonraki 14 maçta neredeyse hatasız oynadı! Bir çok maçta durum 0-0 iken kurtardığı net pozisyonlarla Galatasaray'ın bu maçları kazanmasında başrol oynadı. Geçen sene aynı şekilde maç ortada giderken yenen saçma sapan gollerle Galatasaray dünyanın puanını kaybetmişti.

2-Dede: Transferini ilk duyduğumda, tüm kariyerini B.Dortmund gibi bir dünya devinde geçirmiş bir yıldızın Eskişehir'i pek sallamayacağını düşünmüştüm. Özellikle de bir bek oyuncusu olduğu için, ilerlemiş yaşın (33) sıkıntıları hissedilecektir dedim ama adeta dün futbola başlamış gibiydi,17 maçın tamamında 90 dakika oynadı! Sadece asli görevi savunmada değil, 2 gol ve 2 asistle hücumda da eski performansından bir şey kaybetmediğini ispatladı. Diego ile Eskişehirspor defansının çehresini değiştirdiler adeta. Umarım Skibbe'nin ayrılığı onu olumsuz etkilemez.

3-Egemen: Geçen sezonun ilk yarısının altın onbirindeki yerini koruyan iki futbolcudan biri Egemen oldu. Trabzonspor'daki formunu aynen devam ettirdi ve beni hiç yanıltmadı.

4-Eboue: Futbol'un "f" sinden haberi olmadan Sabri'yi aşağılayan cahillerden olmadım hiçbir zaman ama bu adam bana aslında yıllardır nasıl da aza tamah ettiğimizi öğretti.

5-Ujfalusi: Avrupa ve Türkiye ligleri arasındaki kalite farkını yüzümüze çarpan bir diğer performans örneği daha. Aynen Dede gibi yıllarını Avrupa devlerinde geçirmiş, 33 yaşında muhtemelen son transferini yaparak geldiği takımda büyük iş başardı. Top tekniğiyle sivrilmiş bir defans oyuncusu olmamasına rağmen, topu oyuna sokarkenki basitliğinin güzelliği dikkat çekti. Liderlik vasfı her maç kendini tekrar tekrar gösterdi. Tüm bunlar olmasa bile Semih'e geçen emeği yüzünden bile Galatasaray taraftarı onu başının üstünde taşımalı.

6-C.Baroni: Sanırım birisi bana sezon başında, ilk yarının altın onbirine onu alacağımı söylese, hayatta inanmazdım. Fakat lig ikincisi Fenerbahçe'nin tartışmasız en yararlı adamıydı. 4 kritik gol attı. Alıştığımızın aksine hücumda çok fazla sorumluluk aldı ve başarılı oldu. Her ne kadar 2. yarı eski silik haline döneceğini tahmin etsem de sezarın hakkını sezar'a veriyorum forma onun.

7-Melo: Selçuk ile ikisi arasında biraz kararsız kaldım ama Melo defansif yararı açısından bir adım önde olmasına rağmen, ofansta da Selçuk'tan aşağı kalmadı. Aynen C.Baroni gibi 4 önemli golle takımına kritik puanlar kazandırdı. Takımı müthiş sahiplendi. Zaman zaman anlık konsantrasyon hataları yapsa da, topun ayağına bu kadar çok yakıştığı bir ön libero daha görmedi bu tribünler. Yeni Galatasaray'ın takım halinde yansıttığı hırsın anahtar ismi o.

8-Amrabat: Sanırım bu kadronun en özel yetenekli adamı Amrabat. Özellikle Beşiktaş karşısındaki oyunu Quaresma'ya bile ilham verdi. Cangele'nin yokluğunda sazı eline aldı ve sonuç: 3 gol 6 asist. Bazen şahsi oyunu abartması göz tırmalasa da süper bir yetenek olduğu açık. Hemen Galatasaray ile adı anılmaya başladı ama gerçekleşeceğini sanmıyorum. Bu arada bu kadro için rakibi Grosicki idi ama onda karar verirken çok da zorlanmadım.

9-Burak: Vee assolist yine sahnede :) Geçen sene de ilk yarının en değerli oyuncusuydu 9 gol atmıştı, bu sene sayıyı 16'ya taşıdı. Seneye sanırım 25 'i filan deneyecek:) Düşüşe geçmesini dört gözle bekleyenler tam umutlanmıştı ki kapanışı hat-trickle yaparak kulakları çekti. Ben de Holosko ve Gökhan Ünal için bu adamın üzerine para verseydim bu performansı kolay hazmedemezdim sanırım. Devam Burak...

10-Elmander: Koşan santrafor modeline  olarak son yıllarda Umut'un, Nobre'nin filan beceriksizliklerini bile kabullenmişken, Hakan Şükür'ün gençlik yıllarındaki dinamizmi, 30 yaşındaki bu İsveç'lide tekrar seyretmek çok ilginç oldu! Her maç herkesten 1km. daha fazla koşuyor üstelik diğer ismi geçenlerin aksine kale önünde de ne yapması gerektiğini biliyor.

11-Webo: Flaş başlangıcın ardından aynen takımı gibi onun da kapanışı sessiz oldu. Yine de  bu kadroya girmeyi fazlasıyla hakettiğini düşünüyorum. Alıştığımız yırtıcı ama savruk siyahi forvetlerin tam tersine nadir bulunan "klas" forvet modelinin iki temsilcisinden biri (Herve Tum ile beraber). O ikinci yarı da gollerine devam edecektir ama takımının düşüşü sürecek bence.

22 Aralık 2011 Perşembe

İLK YARININ LİDERLİĞİNDE EBOUE FAKTÖRÜ "Galatasaray:1-Manisaspor:0"


Melo-Selçuk ikilisi tamam, Muslera müthiş, Ujfalusi süper, Elmander inanılmaz evet... Fakat benim için, Galatasaray'ın Beşiktaş maçından sonra başlayan müthiş yükselişinin ve galibiyet serisinin bir numaralı mimarı bu adamdır.

Bir insan evladı sağ bek pozisyonundan takımına bundan daha fazla katkı veremez! Yıllardır Sabri'yi sağ bek diye izledik, hatta Gökhan Gönül'den sonra ligin en iyisi olduğuna da herkes hemfikirdi ama abi... Gökhan Gönül ne ki? Fatih Akyel, Capone... Hatta Perez'i bile  unuttum ki nasıl sevdiğimi bilen bilir

Ben daha defansta Eboue'nin kaybettiği bir ikili mücadele izlemedim. Hücumda ise açık ara takımın en fazla kanat bindirmesi yapan adamı (iki açık oyuncusunun önünde)...
Fatih hocanın joker saçmalığıyla sol açık oynattığı maçlardan birinden sonra, bu adam Galatasaray'a yararlı olamayacak gibi bir laf etmiştim. Sanırım bu yaşıma dek futbolla ilgili yaptığım öngörüler içinde en rezili budur :) İkinci yarı Afrika kupası yüzünden 7-8 maç kaçırabilir deniyor ki takımın gücü yarı yarıya azalır, Allah göstermesin.. 

Gelelim gününün diğer adamına.


Pek çok yerde okuyorum, Selçuk Trabzonspor'daki Selçuk gibi değilmiş! 17 maçın tamamında 90 dakika oynadı. 5 gol 5 asist! Çok kötü Selçuk hakikaten, ne olacak bu hali böyle bilmem :) 

Selçuk henüz Trabzon maçındaki golü atmadan çok önce bile, hemen hemen her iki maçta bir direği yalayan frikikler yollayarak atacağı gollerinin sinyalini veriyordu. İkinci yarıda da frikik golleri devam edecektir.

Maça dönersek, daha ilk dakikada Simpson akılları aldı. Devre arası olduğunda Melo, Ujfalusi, Yiğit İncedemir ve  Simpson dörtlüsünden biri veya bir kaçı mutlaka atılır diye düşünmüştüm. Bence bizimkiler daha yakın görünmesine rağmen Terim risk alarak devam etti ama Kemal hoca çekindi ve en etkili silahı Simpson'ı yanına aldı. Oyunda kalsaydı işler nasıl olurdu bilmem. Yerine giren genç yetenek Ahmet İlhan da 10 kişi kalana kadar yeterince sıkıntı çıkardı gerçi ama Simpson değil de Yiğit Gökoğlan'ın yerine girmiş olsaydı iki kanatı birden kullanacakları için bu kadar mahkum oynamazlardı. Y.Gökoğlan ikinci yarı çok etkisizdi. İsmi sık sık büyüklerle anılsa da, bence tipik Anadolu takımı topçusu.

Diğer Yiğit, Yiğit İncedemir de geçen senenin flaş isimlerindendi. Onun için adaşı kadar karamsar değilim. Sertliğin ayarını tutturmayı öğrenebilse değerli bir adam olabilir. Fakat şimdi baktım 26 yaşındaymış, bu saatten sonra zor o işler. Dikkat eden oldu mu bilmem 2. sarı ile atılmadan 5 dakika önce Eboue'ye bodozlama girip ilk sarıyı aldığı pozisyondan sonra kendi kendine gülüyordu manyak. Bütün iyi ön liberolar arıza mı olmak zorunda :)

Rakibin on kişi kalmasının payı büyük tabi ama Engin'in oyunun gidişatına yaptığı olumlu etki de gözardı edilemez. Emre 'nin gençliği, dinamizmi filan güzel eyvallah ama isterse aralarında 20 yaş fark olsun, bu Engin Emre'den 1 gömlek daha iyi futbolcu ve devre arası sol kanada gelen giden olmayacaksa orada o oynamalı bence.

Manisaspor çok renkli bir takım. Geçen seneki İBB 'yi hatırlatıyor bana. Tüm defans hattında iyidir diyebileceğimiz tek adam dengesiz Ömer Aysan. Kalan hiçbiri vasatın bir tık bile üzerinde değil. Oyun kurucusu da, sezon başında futbolu bırakan sonra hadi be hacı diye 1 yıl daha oynamaya zar zor ikna edilen 36 yaşındaki Murat Erdoğan:)

Fakaat kanatlara ve forvetlere şöyle bir bakıyorsunuz Simpson, Yiğit Gökoğlan, Ahmet İlhan, I.Promise, Makukula, Kahe... Şaka gibi hakikaten hepsi tehlikeli adamlar. Misal bütün Samsun halkı bir umut oynar belki diye Bance'nin ağzının içine bakıyor, koskoca Kayserispor'un Amrabat ve Gökhan Ünal olmasa gol atması mucize gibi birşey. Karabükspor'da Cernat'tan başka tek silah yok, santrafor diye Shelton'ı kakalıyorlar millete. Manisaspor bu kadroyu muhafaza edip, devre arasında biraz da arkayı sağlama alırlarsa play-off'a mutlaka kalırlar. 

20 Aralık 2011 Salı

AMRABAT'IN EDERİ!


Kayserispor Amrabat için Eboue+ Elmander+ 5milyon € istediğini açıklamış. 
Benim daha gerçekçi bir teklifim var:

Küçük Melo ile takas edelim. Sonuçta onun da 1 golü var , mantıksız değil yani...

17 Aralık 2011 Cumartesi

DİKKATLİ VE DÜZENLİ "Orduspor:0-Galatasaray:2"


Bu hafta her gördüğüme bu maç Baros'un maçı olacak dedim durdum.

Leblebi gibi gol attığı çok formda zamanları da oldu ama son üç maçtır izlediğim Baros 'da iki yönden dikkat çekici, farklı bir durum var. İlki, futbol oynamaktan hiç almadığı kadar çok zevk alıyor. Elmander ile beraber oynamak onu inanılmaz rahatlattı. İkincisi ise ilk kez bu kadar uzun zamandır sakatlıktan uzak kaldığı için olsa gerek, çok güçlü. Hatırlayanlar olacaktır geçen hafta Glowacki bir hava topunda zamanlama hatası yaparak Baros'un üzerine düştü. Geçen seneki Baros olsa, Glowacki daha havadayken yerle yeksan olur, yarım saatte kalkmazdı. Şimdi ise sanki tepesinde Glowacki yokmuş gibi depara devam etti. Sanırım Elmander'in terminatörvari dayanıklılığından o da etkileniyor. :)

Galatasaray 2006 'dan beri ilk kez (2008'in şampiyon takımı dahil) takım oyunu oynuyor. Birbirini tamamlayan futbolculardan oluşan bir kadro var. Bir çırpıda sayılabilecek bir sürü eksiklik de var ama futbol oynamak istiyor ve oynamaktan zevk alıyorlar. Uyum en önemli etken.

Muslera müthiş, gelmeden önce ne yazdıysam bir bir çıkmaya başladı. Karabük maçından sonra hemen şakımaya başlayan sabır yoksunu kör cahillerin çenesi de erkenden kapandı.  

Stoperlerden biri 34, diğeri 20 yaşında :) Şu an uyumları gayet iyi fakat en büyük soru işareti seneye 35 olacak Ujfa'nın daha ne kadar böyle devam edebileceği! Semih beklenenden çok büyük iş gördü doğru fakat her pozisyonda topa balıklama atlama sevdası işler iyi gittiği için pek sırıtmıyor. Ujfa değil de Servet veya Gökhan ile oynuyor olsaydı şu an çoktan tekrar Paf takımın yolunu tutmuş olabilirdi ve yazık olurdu. Hani "tek hamleli" diye bir şey vardır ya stoperlere söylenir. Bülent Korkmaz, İbrahim Toraman tarzı adamlar için  kullanılır genelde ama sanırım bu kavram tamamen Semih için yaratılmış. Geri koşarken stoperi karşılamayı, takıma zaman kazandırmayı mutlaka öğrenmeli. Kumaşı cidden iyi, Semih'ten kendi Serdar Aziz'imizi yarattık adeta :) Haftaya kapanış maçında Semih yok. Hoca sanırım yerine Servet'i oynatacak ama ben olsam Gökhan'ı tercih ederdim. Servet'ten çok daha iyi durumda ve sezon başındaki iyi futbolundan sonra yedeğin yedeği olmayı kesinlikle haketmedi.

Beklerde de enteresan bir uyum var. Solda Hakan ağır, fizik olarak vasat ama çok akıllı ve çok soğukkanlı. Terste Eboue ise tam tersi bir canavar. Fiziği muazzam, ikili mücadelelerde teke tek kaldığında ligin tüm yıldızlarını (Amrabat, Quaresma, Stoch) birer birer ezdi. Deli deli hücuma çıktığında, Ujfa hemen o tarafa yanaşıyor ve Hakan hemen onun boşluğunu dolduruyor. Yani beklerinde uyumu harika!

Düzen açısından parmak ısırtan bir diğer ikili de orta sahada. Burada da kötü polis Melo, iyi polis Selçuk. Yine biri çılgın, diğeri dengeli. Biri hava toplarında etkili, diğeri duran topları kullanıyor. Biri ikili mücadelelerde adamı bezdiriyor, diğeri pas alışverişlerinde baş rolü oynuyor. 4-4-2 ye dönüldüğünden beri Selçuk'un defansif görevleri daha fazla arttığı için, hücumlarda etkinliği biraz azalmış görünüyor ama bu kez de Melo daha etkili olmaya başladı.

İleri ikili ise zaten tek kişi gibi oynuyor. Elmander'i her maç şaşkınlıkla izliyorum. Ben Hakan Şükür'ün gençliğinden beri bu kadar çok koşan,defansa yerdım eden bir santrafor daha görmedim. Partnerini de çok rahatlatıyor, tek forvet oynarken deli danalar gibi sağa sola koştururken görmeye alıştığımız Baros, Elmander sayesinde çok daha zinde kalıyor ve Kazım'a attırdığı goldeki gibi aklını da kullanabiliyor.  

Takımdaki en büyük sıkıntı kanatlarda. Aslına bakarsanız Fatih Terim'in Kazım'dan çok memnun olduğuna adım gibi eminim. Ozan İpek ile birlikte ligin bekine en çok yardım eden iki açık oyuncusundan birisi Kazım. Eboue'nin hücumlarda bu derece etkili olmasında Kazım'ın da çok büyük payı var ama ben sezon öncesinde Kazım'dan çok daha iyi bir futbol bekliyordum. Skora katkı olarak beklediğimin çok daha altında kaldı. Alternatifi de yok! (Aydın mı? Ne Aydın'ı!)

Sol açık için ise Riera, Engin ve Emre gibi üç alternatif var. Üçü de yarım. Riera ne yaptığını bilerek oynuyor ama dinamizmi kesinlikle bu takımda oynamaya yetmeyecek. Emre ise çok dinamik, çalışkan ama şuursuz. Maalesef benim hiç ümidim olmayan bir futbolcu. Son üç maçtır gerçekten iyi oynuyor ama futbol aklı sıfırın altında ve bu da çok gelişen bir şey değil maalesef. Kısacası benim ilk tercihim Engin. Psikopatta olsa diğer ikisinin daha düzgün bir karışımı Engin.


Biraz da Orduspordan bahsedecek olursak, benim adıma Fevzi'nin Fornezzi'yi kesmesi fıkradan farksız. Stancu'nun futbolu ise daha ziyade kötü bir şakaya benziyordu.  Galatasaray'da bile bu kadar kötü bir maçını hatırlamıyorum.

Culio ise "takımın 10 numarası" gazını biraz fazla almış. Sanırım Fatih Terim'e kendini göstermek için aşırı bir motivasyonla çıktı. Aşırı gereksiz şutlar attı, tüm topları o kullanmak istedi ve başarısız oldu. Maçtan sonra Fatih hocanın, "Arda'nın gideceğini bilsem Culio'yu yollamazdım" lafına en az galibiyet kadar sevindim. Bu seneyi kaçırdık belki ama seneye takımda önemli bir yeri olacak.

Sene başından beri sol bekte vasat üstü bir oyun oynayan Emre Özkan, dün adeta delirmiş gibiydi. Ben hayatımda 2 dakika içinde aynı iki kişinin kafa kafaya çarpıştığını hiç görmedim! Emre sanki futbol kurallarını pek bilmeyen ama oynamaya hevesli bir çocuk gibi saçma müdahaleler yaptı maç boyunca. Maçın sonlarına doğru 3. kez hava topunda Kazım'ın kafasına kafa atınca nirvanaya ulaştı.

Aynı Emre ve Culio gibi aşırı motive olduğu belli olan diğer bir isim de benim beğendiğim Gosso idi. Sarı kart gördükten sonra hakeme tripleri çok da aklı başında bir futbolcu olmadığını gösterdi. Böyle adamlar hırslarıyla güzeldir ama aptallıkla arada fark var.  

Son olarak, daha 20 dakika varken taraftarın da, takımın da maçı bırakmasını çok garipsedim. Kadro olarak sondaki 7-8 takımdan daha iyiler ama bu kadar kolay pes ederlerse 2. yarı işleri zor.

Uzun zamandır blogtan ayrı olmanın etkisiyle çok uzun bir yazı oldu :)
Bundan sonra eskisi gibi sık sık yazmaya çalışacağım söylenecek çok şey var...

13 Aralık 2011 Salı

DÖNÜYORUM!

Bazı mecburi sebepler yüzünden yaklaşık bir aydır yazamadığım bloguma bu cuma dönüyorum.

Görüşürüz...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...