29 Kasım 2010 Pazartesi

Jose Mourinho takla atsanaaa... :)



Sen aylarca bugünü bekle, "El Clasico" de, pis kavga var olm koşun koşun de, adamlardan biri çıksın diğerine iki tokat asılsın, diğeride annnneee diye ağlaya ağlaya kaçsın.. bu mu lan el clasico... :) Şaka bi yanada hakikaten "elin oğlu klas siko!" :)

Mourinho reis şu an, "Messi hiç atmadan biz nasıl 5 tane yedik aga" diye düşünmüyorsa neyim.

Futbol değil de bir boks maçı geldi aklıma bu maçın ardından..
Eskiden gece yarısı boks maçları yayınlanırdı Amerika'dan canlı, Mike Tyson'ın falan.. Bir gece saati 4'e mi ne kurmuştum, güç bela kalktım boks maçı izliycem diye, daha ilk raund nakavt etmişti rakibini Mike, küfür edip yatmıştım... Bugün de öyle oldu sanki biraz.

Benim için bir bomba da maçtan sonra geldi. Maçı beraber izlediğimiz arkadaşın eşi maç bitince; “Evde açık kanalda böyle güzel maçlar oluyorsa siz neden her hafta dışarıda para verip Galatasaray’ın maçlarını izliyorsunuz ki?” dedi. Arkadaşın verdiği cevaba bak abi...

"Arada para verip sinemaya gidiyorum ve Monica Belluci'yi izliyorum ya hani, heh işte sonra da yine eve dönüyorum ya, aynen öyle bir şey buda!" dedi.... :)))

Cevap bir yerleden arak mı bilmem ama eğer hakikaten o an aklına geldiyse helal olsun ne diyeyim:) Cevap felaket, öldük gülmekten ama.. maç bitti biz evimize döndük, sen şimdi ne anlatıyorsun yengeye bilmem! :)

ALİ SAMİ YEN'E VEDA EDERKEN ALİ TURAN'I İZLEMEK


GALATASARAY:1 - BEŞİKTAŞ:2 (Kewell)
Beşiktaş'lıların bile dalga geçtiği Casper Holosko'yu maçın adamı yapmayı başardın ya Ali Turan.. Aferin böyle devam et..

27 Kasım 2010 Cumartesi

SPARTACUS 2. SEZON BAŞLIYOR

13 bölümlük mükemmel ilk sezonuyla nefeslerimizi kesen "Spartacus: Blood and Sand", muhteşem sezon finaliyle tatile girdiğinden beri, hepimiz merakla "Spartacus karakterini canlandıran Andy Whitfield'in kansere yakalanmasından sonra dizi devam edecek mi? Andy abi iyileşir mi yoksa yerine yeni bir oyuncu mu geçecek? Bulunan oyuncu onun yerini doldurabilecek mi?" sorularının cevaplarını bekliyorduk. Soruların büyük bir kısmı, gelen ilk haberler ile birlikte yanıtlanmış oldu..

Andy'nin sağlığı şuan itibariyle diziye devam edebilecek durumda değil ve yerine yeni bir oyuncu arayışları hala devam ediyor. Bu arayı iyi değerlendirmek isteyen yapımcılar, güzel bir fikirle Batiatus'un okulunun, Spartacus'ten önceki dönemlerini konu alan bir geçiş sezonu çekmişler.

Spartacus: Gods of the Arena ismiyle yayınlanacak dizinin Amerika'da yayınlanmaya başlama tarihi 21 Ocak 2011. 6 bölümlük geçiş sezonunda, başrolde resimde gördüğünüz Dustin Clare, Gannicus rolüyle karşımıza çıkacak. Gannicus, Capua'nın Crixus'tan önceki şampiyonu!

Son olarak kesinleşmemiş olmakla beraber güncel bir bilgi daha vereyim. Geçis sezonunun ardından, Spartacus rolünü oynama ihtimali en yüksek oyuncu şu an itibariyle Aiden Turner.

GALATASARAY-BEŞİKTAŞ MAÇI ÖNCESİ

Dev derbi öncesi iki takımda ağır yaralı.. İkiside zirvenin çok çok uzağındalar..
Belki de ilk kez, ligin ilk yarısında oynanacak bir derbi, bu derece değersiz ve hedefsiz olacak..

Galatasaray cephesinde Hagi geldikten sonra Fenerbahçe ve Antalyaspor maçlarında oynanan futbolla yeşeren umutlar, Trabzon ve Manisa maçlarının ardından yerini hayal kırıklığına bırakmıştı. Takımın, aldığı başarısız neticeler itibariyle, Rijkaard zamanından pekte farklı bir ambiyans yaşatmadığı bir gerçek ama gerek oyuncu tercihleri, gerekse anlayış olarak takımda çok büyük değişiklikler var!

Galatasaray maça nasıl bir 11 'le çıkar?

4-3-3 ısrarı nedeniyle sık sık eleştirilen Rijkaard, genellikle orta üçlünün ikisini defansiflerden kullanıp, onların önünde Arda, Elano veya Misimoviç gibi hücumcu bir oyuncu tercih ediyordu. Bek tercihleri de mutlaka ofansif adamlardı. (Insua-Sabri)

Hagi de takımı 4-3-3 oynatıyor ama Rijkaard'dan çok daha defansif bir anlayışla! İlk iş olarak iki bekede defansif yönü kuvvetli adamları (Hakan-Ali) yerleştirdi. Daha sonra bu şekilde boşa çıkardığı Sabri'yi orta sahaya monte etti. Hagi orta üçlüyü Rijkaard'ın aksine, tek ön libero ve onun önünde iki defansif orta saha olarak kurdu. İki açıktan en az birinide Elano veya Misi olarak belirleyip oyunu o kanattan kurmaya çalıştı ve diğer açığı (Kewell veya Pino) tek santrafora daha yakın 2. bir forvet gibi kullandı. Bu bilgiler ışığında pazar günkü Beşiktaş maçına çıkacak takım ve oyun planı ile ilgili belirleyici olacak çok kritik iki soru var!

1 - İlk önemli soru, orta üçlünün kimlerden oluşacağı?

Cana yokken orta üçlüyü şu şekilde kuruyordu.

Barış------Sabri
-----Ayhan------

Şimdi Cana döndü ve şöyle bir üçlü ile başlayabilir:

Ayhan----Sabri
------Cana-----

Cana, ön liberoda Ayhan'la kıyaslanamayacak kadar fazla top çalıyor ve sertliğiyle rakip merkez hücumcularını daha iyi yıldırıyor. Fakat stoperlerinden aldığı topları, yüzünü rakip kaleye dönerek hücumculara aktarma konusunda Ayhan'dan daha başarısız. Oyunu Ayhan kadar yavaşlatmıyor, çok daha hızlı hücuma kalkma niyetinde ama teknik yetersizliği nedeniyle haddinden fazla pas hatası yapıyor. Üstüne üstlük sakatlık dönüşü ilk maçı! Cana 11 başladığında onun önünde yani Barış'ın yerine oynayacak kişi Ayhan ise kondüsyon itibariyle Barış'ın hemen hemen yarısı durumda. Son 2-3 yıldır futbolu, kendi ceza sahasının en fazla 5 metre kadar önüne çıkarak idare etmeye çalışıyor ama Cana ile beraber başladıklarında, Ayhan'dan beklenen çok daha fazla sorumluluk alması, hücumlara destek vermesi ve sahanın çok daha fazla bir alanını kullanması olacak. Ben bu işi Barış'ın çok daha iyi yapabileceğini düşünüyorum. Barış, Ayhan'a nazaran gol atmaya daha fazla aşina bir futbolcu, sahada basmadık yer bırakmıyor ve en önemlisi rakip ön liberolar top kullanırken yapılacak şok preslerde Sabri'ye eşlik edebilecek tek adam!

2 - İkinci kritik soru ise tek forvet kimin başlayacağı?
Tüm yayın organları bas bas Baros'ın başlayacağını bağrıyor. Bu durumda mutemelen solda Kewell, sağda ise Pino olacak. Ben önceki yazımda da belirttiğim gibi, henüz sakatlıktan yeni çıkan ve bu sene, tamamen düzelmeden oynatılması nedeniyle yaşadığı bitmek bilmeyen sakatlık tekrarları nedeniyle Baros'un yarın ilk 11 başlamasına karşıyım. Açık oynayan Pino ile serbest (forvet) oynayan Pino arasında 2 gömlek fark var. Benim tercihim tek forvet Pino, sağda Elano, solda Kewell başlayıp, ilerleyen dakikalarda olası geri düşme durumlarında illa riske edilecekse Baros'un yorgun rakip karşısında o zaman riske edilmesi.

Beşiktaş kanadında ise en merak ettiğim soru Nobre mi yoksa Fatih mi oynayacak? Nobre'nin Galatasaray karnesi muhteşem ama ben yarın futbolcular sahaya çıkarken, Beşiktaş formasının içinde Fatih Tekke'yi görürsem çok daha fazla çekinirim! Quaresma'nın yokluğunda takım hücuma kalkarken tüm gözler Guti'de olacak. Cana oynarsa, maçın hemen başlarında birkaç sert müdahale ile onu oyundan düşürmeye çalışacağına eminim. Bu maç kırmızı kart görecek oyuncu benim için haindir. Barış, Neill ve Cana akıllı olsun :) )


Bence 11'ler:
GS: Ufuk-Hakan-Servet-Neill-Ali-Ayhan-Barış(Cana)-Sabri-Kewell-Elano-Pino
BJK: Cenk-İbo-Ersan-Toraman-Hilbert-Ernst-Aurelio-Guti-Tabata-Holosko-Fatih(Nobre)

Bence sonuç:
Son haftalardaki futbolları itibariyle Galatasaray bir nebzede olsa daha iyi durumda. Önce golsüz veya birer gollü berabere, sonra tek farklı Galatasaray galibiyeti.

25 Kasım 2010 Perşembe

DÖNÜYORLAR !!!

Sanki onlarsız yıllar geçti...

Çok şükür Arda ve Baros, sonunda takımla birlikte çalışmalara başladılar. Hatta BJK maçının 18 kişilik kadrosuna alınmaları bile gündemde şimdilerde. Yokluklarında Pino'nun vasat üzeri performansıyla avunmaya çalışsakta, bu takımın son 5 maçının 4 'ünde golü yok!!!

Ben iyice iyileşmeden riske edilmelerine kesinlikle karşıyım! Değil BJK maçı, ilk yarı bitene kadar hiçbir maçta riske edilmemeliler! Sakatlığın etkisini tamamen attıktan sonra, yani ligin ikinci yarısında (takımda arada temizlendikten sonra) onlara çok ihtiyacımız olacak.

Özledik be..

23 Kasım 2010 Salı

İLHAN MANSIZ - BOBO FARKI

Geçen hafta sonu Beşiktaş'ın Konya maçını izledikten sonra, koyu Beşiktaş'lı olan arkadaşlarımla derin bir muhabbete daldık. "Bobo sakatken gol atacak adam yok, bu sezon 7 golü var, kendi kariyer rekoruna koşuyor, Bobo şöyle Bobo böyle..." falan diye gevelenirken elemanlardan biri "Bobo'yu bile mumla arar olduk, nerde İlhan Mansız'lı günlerimiz ahh ahh!.." dedi.

Bende İlhan'ı çok sevdiğimden "Şu golünü hatırlıyor musun?.. Bir de şöyle vardı.." vs. derken gaza gelmişiz, Youtube'dan yaklaşık 30 civarı İlhan Mansız golü seyrettik. Adamın her golü ayrı zevk... Sağ ayakla, sol ayakla, kafayla, gelişine enfes plaseyle, uzaktan füze gibi bir şutla, frikikten doksana, 3 kişiyi geçip falan.. anormal goller hepsi.. Samsunspor'dan beri kendisini hayranlıkla takip ettiğimden, gollerin hemen hepsini zaten zamanında izlemiş olsamda, arka arkaya izlendiğinde hakikaten insan etkileniyor.

"Başımızın üstünde taşıdığımız Bobo'nun bir tane böyle golü yok, hepsi birbirinin benzeri karambol golleri, bireysel yetenek yok" dedi hepsi. Hatta güzel golünü düşündüğümüzde üçümüzünde aklına sadece Fener'e aniden dönerek attığı golü geldi.. Hadi dedik, birde Bobo'nun gollerine bakalım. Beşiktaş formasıyla atılmış yaklaşık 30 tane de Bobo golü izledik.. Gollerin yarısından çoğu, uygun pozisyonda kafayla atılmıştı. Kalanlarda fırsatçılığın konuştuğu gollerdi ve gerçektende İlhan'ınkilerle uzaktan yakından alakası yoktu..

Bu sezon ligimizde gerçekten çok kaliteli golcüler var.. Baros, Niang, Emenike, Makukula, Zalayeta vs. Yinede ben sadece bu sene değil, son 10-15 yılın en özel yetenek gerektiren güzel gollerini İlhan'ın attığını düşünüyorum..

İlhan'ın gollerinden sonra yüzünden bile okunan hırsı takımı ateşlemeye yetiyordu bazen. Bobo'nun en büyük eksiklerinden biride bu zaten bence. Beşiktaş taraftarı Nouma gibi, İlhan gibi hırslı futbolculara özel ilgi duyuyor.. Bobo da çok kaliteli bir golcü tabiki ama ağzıyla kuşta tutsa onlar kadar sevilmesi imkansız sanırım.

İlhan Mansız gibi bir futbolcunun zaten geç keşfedildikten sonra, futboldan erken sayılabilecek bir yaşta bu derece ucuz kopması, aklıma geldikçe sinirleniyorum.

22 Kasım 2010 Pazartesi

EREN ALBAYRAK GALATASARAY'DA

Ara transferde neler yapacağı merakla beklenen Galatasaray'da ilk transfer haberi geldi. Bursaspor'un 19 yaşındaki sol kanat oyuncusu Eren Albayrak ile anlaşılmış.

2. yarı takıma direk girip, takımın doğrulmasında önemli rol oynayacak bir transfer olarak bakmamak lazım Eren'e. İlk kez 16 yaşında iken, hocası Bülent Korkmaz tarafından süper ligde forma verilen Eren, şimdiye dek sadece 7 maçta STSL'de şans bulabilmişti. Geçen sene Ertuğrul Sağlam ona ne kadar güvendiğini Ozan İpek'i sadece onunla yedekleyerek göstermişti fakat Ozan, Robocop gibi hiç sakatlanmadan insanüstü bir performansla (bence sezonun en iyi 2-3 adamından biriydi) sezonu tamamlayınca bizim Eren'de haliyle nadasta kaldı.

Bu sene tüm camia artık Eren'in patlama yapmasını beklerken, bir diğer gelecek vaadeden genç Muhammet Demir ile birlikte, Bursaspor'un kendisine önerdiği yeni sözleşmeyi kabul etmediği gerekçesiyle kadro dışı bırakıldı.

Yıllardır Bursaspor'u, antremanlarına kadar takip eden arkadaşlarımın söylediğine göre Eren çok süratli ve top tekniği çok yüksek bir genç yetenek. Umarız kariyer gelişimi, pek çok bakımdan benzediği Aydın'a benzemez :)

"Hocalarım beni Ryan Giggs'e benzetiyor ama ben daha çok Arjen Robben'i beğeniyorum. Onun gibi bir oyuncu olmak isterim."

21 Kasım 2010 Pazar

YİNE GOL YOK

KAYSERİSPOR:0 - GALATASARAY:0

Önce Trabzon-Eskişehir maçını izledim, 0-0 bitmesine rağmen çok zevkli bir maçtı. İçimden bizim maç şimdi ne kadar sıkıcı geçecek kimbilir diye geçirirken, bir o kadar heyecanlı bir maçta biz oynadık Kayserispor'la. İki maçta da gol izleyemedim ama futbola doydum.


Galatasaray, Hagi 'den sonraki en iyi futbolunu bugün oynadı. Elano ve Pino ile çok net gol pozisyonlarından faydalanamadık. Hiç hazzetmediğim Ali Turan bugün en iyi futbolunu oynadı. Demekki bu adamı 90 dakika boyunca ayağına her top geldiğinde ıslıklamak gerekiyormuş!

Devre arasında ayrılacağını düşündüğüm Elano, gider ayak iyi izlerle ayrılmak peşinde sanırım, ben bugünkü istekli futbolunu çok beğendim. İnsan bugünkü mücadelesini görünce iyice sinirleniyor, madem böyle oynayabiliyordun şimdiye kadar neredeydin?

Pino ve Kewell bugün oldukça iyi anlaştılar, Elano ve Sabri'den de destek gelince, bu sene hiç izlemediğimiz bol pas yaparak çıkılan organize ataklar izledik.

Hagi'nin takım gayet iyi oynarken Sabri-Emre değişikliğine akıl sır erdiremedim. Orta sahadaki üstünlüğün kaybedilmesine neden oldu. Hagi, Emre'ye biraz fazla güveniyor gibime geliyor, her maç mutlaka 30-40 dk. şans veriyor ama şimdilik hiçbir verim alamadı. Emre'nin kumaşı iyi ama bu fizikle başarılı olması imkansız. Uzaktan bol bol şut deniyor, top her seferinde yuvarlanarak kalecinin kucağında eriyor. Çok çalışması lazım çooook!

Bugüne dek Mehmet Batdal'la ilgili kesin ifadeler kullanmaktan hep kaçındım. Hala daha hakkında ahkam kesmek için yeteri kadar şans bulmadığını düşünüyorum ama çok dikkat çeken bir durum var ortada. Aşırı ağır bir futbolcu Mehmet! Ayaklarına hakim, top ayağına yakışıyor ama topu aldığında kaleye biraz uzaksa, dönüp kaleye yönelene dek mevsim değişiyor. Şimdilik sağdan soldan ortalar gelirken veya rakip baskı altındayken Mehmet'i hiç izlemedik. Bir kaç maç daha izlemek lazım ama bu derece ağır bir adam beklemiyordum üzüldüm... Hakan'la filan kıyaslayıp, top tekniği Hakan'dan iyi filan diyoruz ya, bu Mehmet topu alıp dönene kadar (çabuk olmadığı iyi bilinen) Hakan golünü atar gol sevincini yaşamak için tribüne doğru koşmaya başlar o kadar açık söylüyorum.

Meşhur "kiralık" açıklamalarından sonra bugün solda Hakan'la başlaması herşeyi özetledi. Diğer alternatif Çağlar'da iyileştine göre sanırım artık Insua'yı sahada izlememiz pek mümkün olmayacak. Kötü.. Galatasaray'a çok faydalı olabilecek bir oyuncuydu..

Çok büyük farkları olduğundan değil ama ben şahsen Mustafa Sarp'a göre Barış'ı daha çok beğeniyorum. Ayhan'la beraber oynamak için Barış çok daha uygun bir futbolcu. Umarım Hagi Sarp dönünce onu kesmez.

Kayserispor'da Selim Teber dikkat çekici, çift yönlü bir futbolcu. Takım oyunu oynuyorlar ama sanki takım onun üzerinden dönüyor. Güçlü, çok koşuyor. Hasan Ali Kaldırım, Serdar Kesimal ve o Kayseri'nin ligimize bu seneki en önemli armağanları...

Hagi ile 5. maçımızı tamamladık, 4'ünde golümüz yok!... Haftaya iki yaralı dev karşılaşacak, ligin henüz 14. haftasında bu kadar değersiz bir derbi daha önce oynanmamıştır herhalde..

QUARESMA YOKSA KARTAL DA YOK

BEŞİKTAŞ: 2 - KONYASPOR:2

Beşiktaş'ın geçen hafta çok kötü oynayarak kazandığı Gençlerbirliği maçının ardından, kağıt üzerinde kolay gözüken içerdeki Konya maçının çok daha zor geçeceği belliydi. Konyaspor kazanmak için çıktığı maçlarda defansında açık verip kolay gol yiyebilen ama defansı ön planda düşünüp kapandığında zor gol yiyen, iyi kapanan tipik bir Ziya Doğan takımı. En büyük özellikleri olarak bilinen sert futbolları namına bugün pekte birşey görmedik.

Beşiktaş sahaya kağıt üzerinde bu şekilde yayıldı:

Kağıt üzerinde diyorum çünkü sakatlanana dek Q7 rakip kaleye Nobre'den çok daha yakın oynadı. Holosko ise hemen hemen tüm maç sol çizgideydi. Maça iyi başlayan Q7 sakatlanıp çıkınca, alışıldığı şekilde tüm hücum varyasyonları bıçak gibi kesildi.

Quaresma sakatlandığında Erhan'ı sağ beke alıp, Hilbert'i ileri sürmek belki çok kötü bir fikir gibi durmuyor ama Erhan faktörü yine kendini gösterdi. Konya'nın ikinci golünde kademeye gelip tutması gereken adam bomboş bir şekilde topu göğsünü alıp antreman havasında, kaleye topla girmesi için arkadaşına bırakabildi.
Schuster, Erhan'ın yerine Zapo'yu oyuna alıp, İ.Toraman'ı beke çekse ve Hillbert'i ileri öyle sürseydi Beşiktaş bugün maçı galip bitirecekti. Erhan Güven için artık birşey yazmak istemiyorum. Hakkındaki fikrimi ligin henüz 2. haftasındaki şu yazımın sondan ikinci paragrafından okuyabilirsiniz.

Necip yerine Aurelio tercihinde bu derece ısrar edilmesine sinirlenmeye başladım. Aurelio geldiğinde, Necip'e çok yük binmez, üç maç Necip oynarsa bir maç dinlenir Aurelio oynar diye düşünüp olumlu karşılamıştık ama Schuster her maç ısrarla Aurelio'yu oynatıyor. Aurelio da doğal olarak, FB'deki Aurelio değil artık. Hücuma katkısı hemen hemen sıfır! Oyunu ceza sahasının önündeki 10 metrekarede oynuyor. Necip ise tüm sahaya hakim, atağa çıkarken aldığı toplarda direk rakip kaleye gitmeyi düşünüyor ve en az Aurelio kadar defansif görevinide yapıyor. Öyleyse bu Aurelio ısrarı niye?

Holosko bugün çok kötü oynamadı hatta golünüde attı ama Galatasaray'da Sabri neyse Beşiktaş'ta da Holosko o olmuş. Taraftarın gözünde her an dalga geçilen, birşey olmayacağı kabullenilmiş, yararsız adam imajı. Haksızda değiller hani. Evet kondüsyonu çok iyi, çok koşuyor, mücadelesine laf yok ama futbolu çok dar bir kalıpta biliyor gibi. Bir insan her aldığı topu neden önüne doğru vurup peşinden deli gibi koşturmaya başlar anlayamıyorum. Futbol bu değil. Pas vermek, çalım atmak, orta yapmak gibi terimler Holosko için hala gizem!.. Herkesin dilinde Manisa'daki Holosko var ama ben ordaki futbolunu da oldukça iyi hatırlıyorum. Nokta santrafor Meduna'nın etrafında dolanan 2. forvetti, belki birazcık daha fazla şutu düşünen ama stil olarak yine aynı Holosko idi. Süratli ama dağınık, çok dağınık, aşırı dağınık, dengesiz bir Holosko... Henüz pek tanınmadığından ve de rakipler BJK karşısındaki gibi kapanmadığından, rakip futbolcuların içinden geçme girişimleri nispeten daha fazla başarılı oluyordu hepsi bu.

Maç kazanmak için gol atmak şart ama Beşiktaş'ın gole en yakın futbolcuları Nobre, Holosko ve Tabata. Nobre'nin bugün BJK'nın en iyilerinden olduğu konusunda herkes hemfikir ama gole yaklaştığı veya şöyle söyliyeyim şut attığı tek bir pozisyon bile yok! Tabata ise tamamen asisti düşünen, Beşiktaş formasıyla 2 yılda 2 veya 3 gol atmış bir adam! Holosko bugün boş goleye golünü attı ve bu 220 gün sonra attığı ilk gol! Yani Quaresma-Guti-Bobo üçlüsü hakikaten yokluğunda ağlanacak bir üçlü kabul ama diğer hücumcularının hiçbirinde gol mahareti olmaması yanlış bir planlama değil mi ?

Cenk'in gollerde çok net bir hatası yoktu ama kalesine gelen iki topunda gol olması insanı huzursuz ediyor. Bu arada sakatlanıp çıkan Quaresma ile ilgili gelen ilk haberler 3-4 hafta oynayamayacağı yönünde. Beşiktaş'ın şuan hala can çekişen şampiyonluk şansı, bu periyottaki GS ve Bursa maçlarından sonra tamamen ölebilir!

Konyaspor'u bu sezon ilk kez 90 dakika izledim. Kadroları geniş ama kalite olarak hepsi birbirine yakın vasat oyuncular. Grajciar bugüne kadarki en dikkat çekici adamlarıydı ve bugünde attığı iki golle maçın yıldızı oldu. Slovakya milli takımında da banko oynuyor.

Diğer önemli silahları Montano ise ilk yarı çok kötüydü ama ikinci yarı takımını kontra ataklara çıkarırken hemen hemen hiç pas hatası yapmadı ve kendini affetirdi.

Kalecisi Gökhan Tokgöz yıllardır vasatüstü performanslar sergileyen bir kaleciydi ama yaşı ilerledikçe formu çok düştü. Bugün kalesine gelen tüm topları sektirdi! Yedek bekleyen Orkun bence ondan çok daha iyi bir isim ve formayı daha çok hakediyor.

İkinci yarı oyuna giren Tazemeta, Diyarbakırspor'daki günlerinden bildiğimiz süratli futboluyla oldukça etkili oldu. Kulübede bulundurmak için iyi bir isim.

Konyaspor'da özellikle beğendiğim bir futbolcu var. Bugün sol bek oynayan ama sağ bek ve orta sahada da defalarca izlediğimiz Hakan Aslantaş! Bugün bence Grajciar ile birlikte sahanın en iyisiydi. Dribling kabiliyeti yüksek, çok kuvvetli ve mücadeleci bir futbolcu, bugün sol kanatta hiç duraksamadı. 25 yaşında, GS 'da rotasyonda kullanılabilecek çok değerli bir adam.

18 Kasım 2010 Perşembe

Misimoviç gitti sıradaki kim?


Ömer Üründül'le az dalga geçmedik papağan gibi aynı lafları tekrarlıyor diye ama adam doğru söylüyor yahu futbol hakikaten enteresan...

Daha 2.5 ay önce geldiğinde Misi Misi diye zil takıp oynadığımız adamı şimdi tekme tokat kovalıyoruz! Bakıyorumda bazı arkadaşlar bu kararı eleştirirken Misi daha yeni geldi falan filan diyorlar. Misimoviç geldikten sonra tam 10 lig maçı oynadık, insan tek bir gol atmaz mı? (bir korner dışında) Tek bir asist yapmaz mı? Sadece bunları yapsın diye alınan bir adam ligin 1/3 'ünü bomboş geçtikten sonra ne yapayım ben onun futbolculuğunu? Hagi kararında yerden göğe kadar haklıdır.

Hagi'nin Manisa maçı sonrasında yaptığı açıklamalardan Misimoviç'i artık takımında düşünmediği çok açıktı. İlk ipi çekilen o oldu, şimdi sıradakilerden Ali Turan, Mustafa Sarp, Ayhan ve Serdar Özkan'dan da en geç devre arasında kurtuluruz inşallah. Bu saydıklarım kadar kolay silip atamasam da Kewell, Servet, Barış ve Hakan Balta isimlerinden bir kaçını da takımdan postalarsa ağzımı açıp tek kelime etmeyeceğim!

Lincoln giderken çok sövmüştüm, bu kadar ruhsuz ve şımarık bir futbolcuyu bir daha GS formasıyla zor görürüz demiştim. Büyük konuşmuşum. Bu gözler önce Jo tipsizini o formayla izledi, şimdi de yine Bundesliga'dan bu herifi.. Banane eski takımıyla yaptığından, yeteneğinden, benim takımım için savaşmadıktan sonra isterse Messi olsun banane!

Bu olaydan sonra, Hagi'nin kiralık adam istemiyorum diye bahsettiği kişinin de Insua değil Misimoviç (garip sözleşmesi yüzünden) olduğu ortaya çıkmış oldu. Bakalım Insua'yıda Misi ile bir tutup yollayacak mı? Ben bu çocuğun sahadaki mücadelesini beğeniyorum, takımı için elinden geleni yaptığına inanıyorum, umarım onu da yollamaz.

Lig şampiyonluğu artık geride kaldı. Koca Galatasaray 13. haftadan hedefsiz kalamaz. Hagi'den 2. bir kupa zaferi bekleyeceğiz artık. Galatasaray adının olduğu yerde her zaman umut vardır!

HAYATIMIN FİLMLERİ #45.Atonement#

45. Atonement (2007)
Yönetmen: Joe Wright
Oyuncular: Keira Knightley , James McAvoy
Imdb notu: 7.9

Atonement, bir edebiyat adaptasyonu olmanın getirebileceği yetersizliği hiç yaşatmayan, yalnızca kelimelerin verebileceği düşünülen duyguları vermede hiç zorlanmadan alıp götüren, oyunculukların göz doldurduğu ama özellikle James McAvoy'un içtenlikli oyunculuğuyla tüm filmin ana duygusunu sırtlanıp götürdüğü film gibi bir film!

Çocukluğu, aşkı, savaşı, İngiliz toplumunu ve sınıf ayrımını; akıcı, etkileyici bir anlatımla sunarken, utanç, bağışlama, kefaret ve günahları hoşgörmenin güçlüğü üzerinde düşünmeye yöneltiyor.

Film, anlatım metoduyla çok farklı bir yol izliyor. Filmin ilk yarısı, 3 ana karakterin yaşamını değiştirecek hayati önem taşıyan "tek bir günü" anlatıyor! 2. yarıda ise o gün yaşanan olaylardan sonra karakterlerimizin sonraki "tüm hayatını" takip ediyor ve ne şekilde değiştiğine tanıklık ediyoruz.

Biraz ağır ilerliyor ama bu film için bu durum olmazsa olmaz bir gereklilik! Ne daha hızlı olmalı nede daha ağır.. Filmde renklerin kullanımı mükemmel. Her bir sahnesi adeta tablo gibi. Zaten en iyi görüntü yönetimi (Seamus McGarvey) oscar ödülünü de kazanmıştı. Özellikle İngiliz askerlerinin toplandığı, 5 dakikalık tek planda çekilmiş sahil sahnesi kusursuz.
Şahsen ben bir filmi izlemeye başladığımda, yaklaşık ilk 20-30 dakikasından sonra filmi, kafamdaki diğer izlediğim filmlerden oluşturduğum kalıplara sokarım. "Hee buda şunun gibi, şu tarz bir film" diye sınıflandırırım ama bu film hiçbir film gibi değil. Tek bir filmde anlatılması imkansız gözüken, insanı hayrete düşürecek kadar çok şeyi anlatabiliyor. Aynı zamanda da derinden etkilemeyi başarıyor. Adeta bir film izlemiyor, bir roman okuyorsunuz.
İzlemeyenler için küçük bir hatırlatma; filmin son 15 dakikasının etkisinden uzun süre kurtulamayacaksınız!
"I will return, find you, love you, marry you Cecilia and live without shame"
Önceki Filmler:
46.The Pianist

17 Kasım 2010 Çarşamba

HOLANDA MAÇI ÖNCESİ YENİ YAPILANMA


Hiddink geldiği günden beri söylenen ve yavaş yavaş, adım adım yapılacak denen gençlerle yeni yapılanma, bir türlü başlamadığı için normal olarak hiçte ilerlememişti. Azerbaycan hezimeti sonrası ise pat diye tüm kadro değişiverdi! Çağrılan adamların çoğu daha önce Hiddink tarafından bir maç bile oynatılmamış adamlar! Eee bu ne şimdi? Bu değişim mutlaka olacaktı, bu adamlar izleniyordu da neden birkaç maç bile denenmediler veya şimdi ne olduda kökten hepsi değişti?
Neyse yavaş yavaş denilip hiç yapılmamasındansa bu bile daha iyidir.

Bu akşam 21.30 daki Hollanda maçıyla yeni kadromuzu ilk kez izleme şansımız olacak. Yeni kadromuza ve ilk kez çağrılan oyunculara şöyle bir bakalım:

Kaleci: Volkan Demirel (FB), Onur Kıvrak (TS), Ufuk Ceylan (GS)

Defans: Gökhan Gönül (FB), Sabri Sarıoğlu (GS), Servet Çetin (GS), Serdar Kesimal (Kayserispor), İbrahim Öztürk (Bursaspor), Ersan Adem Gülüm (BJK), İsmail Köybaşı (BJK), Gökhan Süzen (İBB)

Orta saha: Hamit Altıntop (Bayern Münih), Yekta Kurtuluş (Kasımpaşa), Selçuk İnan (TS), Yiğit İncedemir (Manisaspor), Orhan Gülle (Gaziantepspor), Nuri Şahin (B.Dordmund), Mehmet Ekici (Nurnberg), İbrahim Akın (İBB), Engin Baytar (Trabzonspor), Burak Yılmaz (TS)

Forvet: Batuhan Karadeniz (Eskişehirspor), Umut Bulut (TS), Kazım Kazım (FB)

İsim isim incelersek;
İlk ve en önemsiz değişiklik kalede. Bence Türkiye'nin en iyi iki kalecisi Volkan ve Onur yerlerinde ama 3. kaleci için şuana kadar düşünülen Hakan ve Cenk (sakatlıkları olabilir) yerine bu kez Ufuk çağrılmış. Ne Ufuk, ne de Hakan 'dan milli takıma bir yarar geleceğini düşünmüyorum. Volkan ve Onur ilerde de Cenk ile milli takımın kalesinde herhangi bir ciddi problem yok.
Gökhan Gönül ve İsmail Köybaşı: Pozisyonlarında en iyi tercihler ve çok şükür gençler de..
Sabri Sarıoğlu: Gökhan'ın ardında yedek oturmak için formsuz Sabri yerine ligin en formda adamlarından Serkan Balcı'yı çağırarak daha doğru mesajlar verilebilirdi.
Servet Çetin: Yetersiz zeka, yetersiz yetenek, zayıf karakter ve ülkenin en iyi stoperi o..
İbrahim Öztürk: Şiddetle karşı çıktığım ilk tercih bu. Sanki takım arkadaşı Ömer'in yerine çağrılmış gibi..29 yaşında, yani geleceğe yatırım falan da değil.Öyleyse neden Egemen değil de o?
Serdar Kesimal: Kayseri'nin bu seneki başarısında önemli rol oynayanlardan. Sağ bek ve stoper oynayabiliyor. Geçen sene yerinde Ali Turan oynuyordu:(
Ersan Adem Gülüm:Son haftalarda takımında da 11 oynamaya başlayan, benim beğendiğim, kesinlikle riske girmeyen, nadir bulunan solak stoperlerden biri Ersan. Çabuk ve hırslı. İlerde çok faydalanacağımız bir oyuncu olacak.
Gökhan Süzen: Sol bek pozisyonu için oldukça iyi bir tekniği var. Hasan Ali Kaldırım'a tercih edilmesinin nedeni de bu sanırım. İzlediğim tüm maçlarında korner ve frikiklerde çok etkili ortalar kesti. Bizim beklerden pek alışık olmadığımız bir özelliği var yani:) İyi olacak.
Hamit Altıntop ve Nuri Şahin: Orta sahada kalitesine en güvendiğimiz adamlar.
Engin Baytar ve Burak Yılmaz: Trabzon'un müthiş çıkışında başrol oynayan adamlardan mutlaka bir kaçı milli takıma girecekti ama bana kalsa çağıracağım en son isim Engin olurdu.
Burak fizikli ama süratli adam imajıyla zaten her zaman ilgi çekici bir adam oldu. Bu sene arkasındaki beke de çok yardım etmeye başladı, bencede milli takıma çağrılmayı hakediyordu.
Yekta Kurtuluş: Geçen sene dikkat çekmeye başlamış çok yetenekli bir adam. Kasımpaşa'da Moritz gittikten sonra iyiden iyiye tek adam oldu, bu sene düşmezlerse büyük payı olacak. Soğukkanlı ve gerektiğinde sorumluluk almayı biliyor.
Selçuk İnan: Emre'nin yokluğunda onun işini üstlenmeye çalışacak. Çift yönlü oyunuyla çok değerli bir adam. Bugün ilk 11 başlayacağını sanıyorum.
Yiğit İncedemir: Çok hırslı, hatta kavgacı bir adam. Çok koşuyor, fiziği iyi en önemlisi dar bir alanda değil sahanın her yerinde oynamaya çalışıyor bu yönüyle dikkat çekici ama o pozisyon için Mehmet Topal'a tercih ediliyorki bu çok tartışılır.
Orhan Gülle: 18 yaşında, BJK alt yapısında yetişmiş bir çocuk. Herkesin çok şey beklediği yeteneklerimizden.
Mehmet Ekici: Mesut Özil sonrası aman bunu kaçırmayalım, paniğiyle daha sıkı taranmaya başlanmış Bundesliga gençlerinden. Hiç 90dk. izlemedim ama adını çok sık duymaya başlamıştık. Bu akşam izleyebiliriz umarım.
İbrahim Akın: Adamımı sona sakladım. İbrahim'i çok beğendiğimi defalarca yazdım. Henüz 26 yaşında, milli formaya hiç bir şey vermeden futbolu bırakırsa onu hiçbir zaman affetmem.
Batuhan Karadeniz: Batuhan ile ilgili fikrim net. Değil milli takıma herhangi bir takıma gel diye çağırmam. Takım ne demek, futbol nedir önce bunları öğrensin. Yetenek zaiyatı..
Umut Bulut: O da bugün 11 başlayacak sanırım. Mevlüt'e tercih edilmesi şaka gibi ama Umut kadar çalışkan bir adama saygı duymamakta imkansız. Batuhan, Umut'un yarısı kadar profesyonel olsa kimse yeni Hakan Şükür falan aramıyordu şimdi.
Kazım Kazım: Gereksiz.

Akşam çıkacağımız 11 'i merakla bekliyorum. Dünya 2. si karşısında, bu gençleri ilk kez beraber izlemek çok heyecan verici olacak.

15 Kasım 2010 Pazartesi

Mustafa Sarp & Lucas Neill & Dayı



Hep bir ismin üzerine yüklenipte, sanki "takımın bu halde olmasının tek suçlusu o" gibi salakça bir düşüncem varmış, izlenimi yaratmak istemiyorum.. Üstelik son Manisa maçında bu adam yoktu ve her zamankinden daha rezil bir top oynayarak yenildik. Başka bir şeyden bahsedeceğim yani.. Yabancı budalası bir adam da değilim çok şükür, Lincoln veya Jo gibi ruhsuz adamlar oynayacaksa Mustafa Sarp'ı, Barış'ı bin kere tercih ederim o ayrı...

Ama Mustafa Sarp be.. Sende profesyonel futbolcusun Neill'de. Sende solak değilsin Neill'de. Üstelik sen orta sahasın, o defans.. O sol ayakla nasıl topa vurmaktır öyle yaa...

Neill demişken aklıma geldi, kısaca anlatarak bitireyim:
Manisa maçının sonlarında sinirden önümdeki boş sandalyenin kumaşını tırnaklarken "hepsini s....etmeli bunların" gibi bir şeyler mırıldandım sanırım. Yan taraftan bir dayı; "ilk önce de şu defansta bir gavur var ya (Neill'i diyor!) onu gönderecen!" dedi. Ulan zaten sinirliyim, iyice bir sıcaklık bastı beynimi, şöyle bir döndüm adama doğru ters ters bakıyorum tam, dayı ikinci cümlesini kurdu: "Gerçi Sivas'ta bugün iyi oynuyor şimdi, Allah'ı var".

14 Kasım 2010 Pazar

Adam gibi oynayın sabrımız taşıyor!

GALATASARAY:0 - MANİSASPOR:2

"Bir tek şeyi anlayamıyorum. Maça iyi başladık, ilk yarı maçı iyi kontrol ettik. Olabilecek bir golden sonra bütün konsantrasyonu, oyunun kontrolünü, kafayı, her şeyi kaybettik. İkinci yarı ise sadece zaman kaybettik, başka bir şey yapmadık. Bazı oyuncuların tavrıları normal değil. İsim vermiyorum ama sahadaki görüntü hoşuma gitmiyor. Belki bazı oyuncular ile ilgili çok çabuk karar vereceğim, bazı futbolcular ile yollarımızı devre arasını beklemeden ayırabiliriz çünkü böyle gitmez. Bazı işler doğru değil. Dolayısıyla bu konuda bir şeyler yapmak zorundayım. Büyük isim taşıyan, tecrübeli bazı oyuncular, çok az verim veriyor. Maalesef sadece isim olarak bir futbolcu Galatasaray'da oynayamaz. Kim bizimle devam etmek isterse onunla devam ederiz. Gelecekteki çözümün ne olacağını çok iyi biliyorum ve bu yönde çalışacağım. Ben yapacağımız işleri ve hatalarımı iyi biliyorum. Kiralık oyuncu ile oynamak istemiyorum. Ben Galatasaray'ın oyuncusu olmasını istiyorum. Tavır, azim, hırs, disiplin, sahada herşeyden önemlidir. Oyuncu, Galatasaray gibi bir takımda oynadığını çok iyi anlamalıdır. Yarından itibaren bazı şeyleri yavaş yavaş değiştirmemiz lazım, neler olacağını hep birlikte göreceğiz."

Aslında bu maçtan sonra söylenebilecek, yazılabilecek herşeyi Hagi maçtan sonra söyledi. Böyle bir oyundan sonra uzun uzun maç analizi yapmak falan gelmiyor insanın içinden. Ama Hagi'nin açıklamaları ile beraber maçtaki performasları da düşününce bundan sonra Insua, Servet, Misimoviç, Kewell, Ali Turan'ın bir daha forma giymeleri zor görünüyor.

Kiralıklar ile ilgili söylediği laf direk Insua'ya gidiyor çünkü takımda başka kiralık adam yok! Büyük isimli tecrübeli oyuncular diye haşladıkları da Servet, Kewell ve Misimoviç olmalı! Ali Turan için ise herhangi bir sıfata veya edata gerek yok, ben şahsen fakında olmadan günlük hayatımda birine kızarken veya trafikte sinirlendiğimde küfür ederken "Ali Turan" der olmuşum daha kime ne anlatayım..

Anlıyorum seni Hagi, orta sahanın sağına, biraz göbeğede yardım edebilecek, defansif yanı olan bir adam olarak Sabri'yi monte etmek istemiş olabilirsin tamam ama sağ bekte Serkan sakat ise Barış'tan tut Kewell'a kadar kimi istersen onu oynat ama Ali'yi oynatma! Allah aşkına oynatma!

Taraftar sinirden ne tepki vereceğini şaşırdı. Önce sahaya arkalarını döndüler, sonra futbolculara küfür ettiler, Keita dediler, Adnan Sezgin istifa dediler, en sonunda da Adnan Polat istifa diye bağırdılar..

Galatasaray'da azıcıkta olsa futbol oynamaya çalışanlar Neill, Cana, Sabri ve Elano'ydu. Futbolculara yıldız falan veriyorlar ya maçlardan sonra.. Diğerlerinin yıldızı on üzerinden 1, bu dördününde 2 yani.

13 Kasım 2010 Cumartesi

DEVRİM DERBİSİ TRABZONSPOR'UN

BURSASPOR: 0 - TRABZONSPOR:2

Şampiyon, sene başında süper kupada benzer şekilde yenildiği Trabzonspor'a, 11 maç nağmalup sürdürdüğü lig serisinin ardından bir kez daha teslim oldu...

Maçın hemen başında Vederson'un armağan ettiği gol bütün dengeleri alt üst etti. Bursaspor daha şoku atamadan, geçen haftaki TS-GS maçında Servet'in yaptığı hatanın tıpatıp aynısını bu kez Ömer tekrar edince henüz 16. dakikada skor 0-2 oldu. Maçın kalanı Bursaspor'un üstünlüğüyle geçsede pozisyona dönüşmeyen ataklar bir bir eridi.

Sahaya çıkan onbirlere baktığımızda:



Maçın en iyilerinden biri Egemen'di. Kendisinden 6-7 cm daha uzun Giray'la beraber oynamalarına rağmen tüm duran toplarda, rakipteki ligin hava toplarında en etkili adamıyla hep o eşleşti ve bu adama yani Ömer'e nefes dahi aldırmadı. Boyu çok uzun değil ama Egemen çok iyi yer tutuyor ve inanılmaz sıçrıyor. Bursa taraftarının, takımlarına çok emeği geçmiş, sırtında hala 16 numaralı formayı taşıyan eski kaptanlarını her topa değdiğinde ıslıklamaları içimi acıttı.

Engin Baytar yine sahanın en kötülerinden biriydi. GS maçında da yazdığım gibi, bu ne yapacağı belirsiz, dengesiz adama bu sefer daha fazla tahammül edemeyen Şenol hoca, Ferhat'la değiştirerek Volkan'la o kanattan gelmeye başlayan rakibine önlem aldı.

Maçın en iyilerinden biri de Burak'tı. Defasına hiç yapmadığı kadar çok yardım etti, çok koştu, birde asist yaptı. Vederson onla uğraşmaktan hiç atağa çıkamadı ve buna rağmen takımına aptalca bir gol yedirmekten de geri kalmadı. Futbolculuk yeterliliğini pek beğenmesemde son haftalardaki performansı dikkatimi çeken Turgay da bugün berbattı.

Jaja 'nın ilk goldeki vuruşu kusursuzdu. Ligimizde oradan, o topa o şekilde vuracak adam sayısı maalesef çok çok az. Topa iyi vuran adamları izlemek gerçekten büyük zevk. Bizde daha çok çalım atan, hızlı, dribling yapan adamlar sevilir ama Jaja gibi topa nasıl vuracağını bilen klas adamlar, o driblingçilerden çok daha nadir bulunuyor. Çalım yiyince rakibin canına kast eden defansların memleketinde bence Jaja gibiler çok daha değerliler..

Ligin en önemli maçında bu seviyede iki bireysel hata yapıldığında geri dönmek imkansızlaşıyor. Yine de Ertuğrul hocanın bazı yanlışlarını görmezden gelemeyiz. Öncelikle şu Nunez konusuna değinmek istiyorum. Tek özelliği, etrafında hiç kimse yok ise, topta 1m. kadar önünde ve yavaş hareket ediyor ise, yaradana sığınıp topa abanmak olan bu arkadaşa bir şans daha vereceğim diye, öldürmese de süründüren Sercan'ı çıkarması bence hataydı. Oyuna girdikten sonra kanadı işlemeye başlayan Volkan'ı yedek oturtması da takımın hücum gücünü önemli ölçüde düşürdü.

Bir paragrafta Serkan'a açmak istiyorum. Klişe bir şey ama ciddi olarak söylüyorum, Serkan Balcı'nın ciğerlerinin normal bir insanınki ile aynı olmadığına son derece eminim. Avrupa'ya en çok yakıştırdığım Türk Gökhan Gönül'ü ayrı tutarsak Serkan ligimizin en iyi sağ beki. Sabri'nin yaptıklarının aynısını, çok daha istikrarlı bir şekilde yapıyorsa, milli takıma neden ısrarla Sabri çağrılırken Serkan'ın hiç düşünülmediğini anlayamıyorum. Neyse bu konuyu fazla uzatmayacağım, Hollanda maçı için seçilen milli kadroyla ilgili ayrıntılı bir yazı yazacağım zaten.

Bursaspor geçen seneyi şampiyon bitirdiğinde çok büyük mutluluk yaşayan Bursa camiası, gelecek adına da çok umutluydu. Çünkü gelen bu başarı sürpriz olmadığı gibi, takımdaki eksiklerde çok netti ve gelecek olan parayla bu mevkilere yerinde takviyeler yapılacak ve çok daha büyük başarılar gelecekti! Şimdi bilinen o net eksiklere ve takviyelere bir bakalım:

*Oyunu çift yönlü oynayabilen, Hüseyin'den çok daha hareketli, sert bir ön libero:
Svensson geldi sonuç sıfır!

*Sağ ve sol açıkta Ozan-Volkan'a alternatif olabilecek, süratli ve kreatif kanat oyuncusu:
Steiner geldi sonuç sıfır!

*Tek forvet oynayabilecek, güvenilir, net gol vuruşları yapabilen bir golcü:
Nunez geldi sonuç sıfır!

*Orta sahadan ataklara yön verecek, Battala'dan çok daha etkili, yaratıcı bir 10 numara:
Insua geldi sonuç sıfır!

*Ömer'in yanına, topu oyuna sokma yeteneği olan, süratli bir stoper:
Stepanov geldi sonuç sıfır!

Başka bir söze gerek var mı?

Ivan Ergiç örneği


Ömer Erdoğan (defans): "Son Vuruşları Yapamadık"

Turgay Bahadır (forvet): "Çok Basit Goller Yedik"

İvan Ergiç: "Takım olarak ilk yarı iyi, ikinci yarı kötüydük, ilk golde defansif hata yaptım."

Şimdi onlar düşünsün!

Beşiktaşlılara bayram müjdesi gibi haber:

Beşiktaş'ın Ziraat Türkiye Kupası'nda Gaziantep Büyükşehir Belediyespor ile yaptığı maçta sakatlanan Nihat Kahveci'nin 8 hafta kadar sahalardan uzak kalacağı açıklandı.


Aynı şekilde Galatasaray'da da Mustafa Sarp 2 hafta kadar yok. 30 yaşındaki "genç" futbolcumuz Trabzonspor maçında sakatlanmıştı.


11 Kasım 2010 Perşembe

Türkiye Kupasında İlk Haftanın Ardından

GALATASARAY:3 - DENİZLİSPOR:1

Pino,Pino,Pino! Zevk vermeyen takımın, neler yapacağı merakla beklenen, izlenesi tek adamı! Yine yıldızlaştı. Topu aldığında, görmeye pek alışık olmadığımız, anormal şeyler yapıyor. Defalarca aynı şeyi söylüyorum ama bu adam güçlüyken güzel. Üstün özellikleri ancak o zaman gün yüzüne çıkabiliyor. Özellikle 2. golü muazzamdı! Takım oyunu adına yine hiçbir şey göremedik. Cana'yı stoper izlemek ilginçti. Pino'ya 2. golündeki asisti yapan Emre adına çok sevindim ama adım gibi emin olduğum bir şey var: Emre'nin bu fizikle futbolcu olması imkansız. Eğer başka bir kariyer planlaması yoksa ne yapıp edip Gareth Bale in gelişimi ni örnek alarak fiziğini güçlendirmesi lazım. Son olarak, Elano'nun golündeki Alexvari soğukkanlılığı şıktı.


ANKARAGÜCÜ:4 - FENERBAHÇE:2

Güzel maçtı. Ne Serkan Aykut, ne de Tanju.. Şu Semih kadar nasıl yaptığını bir türlü anlayamadığım şekilde gollerini sıralayan bir adam daha görmedim. Caner ilerde iyi olabileceğini düşündüğüm bir adam ama şuana kadar FB formasıyla oynadığı futbolda en ufak bir zeka pırıltısı yok. Emre'nin yokluğu tahmin ettiğim gibi daha ilk maçtan sırttı. Ankaragücü kolay pozisyona girebilen bir takım. Maçın yıldızı "anlaşılamaz adam" Mehmet Çakır'dı. Bu adamı hiç bir hoca, hiç bir yorumcu tam olarak anlayamaz ve de anlatamaz bence:) Fizik olarak futbolcudan çok manava benziyor ama Ceyhun Eriş 'le beraber ligin en ne yapacağı belli olmayan "one man show" adamlarının başında gelir bence.


GAZİANTEP B.B:1 - BEŞİKTAŞ:0

2003-2004 sezonunda Samsun maçıyla başlayan meşhur çakılma hariç, Beşiktaş adına bu kadar keskin bir düşüş daha hatırlamıyorum. Lig başladığında hepimiz ağzımızı açmış, Quaresma-Guti 'li Beşiktaş'ın önüne geleni sürklase etmesini bekliyorduk. "Hücum futbolunu ilke edinmiş, disiplinli bir hoca ve emrinde dünya yıldızları" vs.. O günlerden, üstüste 4 maç kaybeden, sahasında Kasımpaşa'yı dahi yenemeyen, hatta yedek ağırlıklı bir 2. lig ekibine kaybeden bir takım haline nasıl gelindi 2-3 ayda... Schuster'le ilgili fikirlerimi yazmıştım ve bu durumun bir numaralı nedeninin bu olduğunda hala iddialıyım. Rijkaard'ın son haftalarındaki bıkkın ifadesini birebir onun yüzünden okuyorum şimdi. Fakat tek sorunun onun bu ruh hali olmadığı bugün açıkça ortaya çıktı. İdeale yakın bir 11 ve diziliş çıkardı bu sefer. Hemde Quaresma'sına kavuşmuş olarak sahaya çıktı takım ama kimse ne yaptığının farkında bile değildi.

10 Kasım 2010 Çarşamba

100. POST ! :) Hepinize çok teşekkürler...

25 Temmuz 2010 'dan beri yazdığım blogum Hagi'nin Koşanı'nda bugün dalya diyoruz:)

Yazmaya başlayalı tam 3.5 ay olmuş ve şuan itibariyle 100 post, 126 yorum, 7526 ziyaretçi, 29 izleyici...


Blog açmaya karar verdiğimde hiç böyle bir hedefim yoktu. Ben sadece madem futbol ve sinema hakkında düşünmeyi ve konuşmayı seviyorum, demekki yazmakta zevkli olabilir diye düşünmüştüm:) Tabi ki sadece kendim yazıp kendim okumayayım, birkaç samimi arkadaşım da ara ara girip okusa bana yeter diyordum ama blog hiç beklemediğim kadar ilgi gördü.


TEŞEKKÜRLER
Hergün bloguma önemli bir zamanımı ayırırken beni hiç engellemeyen, aksine gerek bir önceki günün ziyaret sayısına bakarkenki heyecanımı, gerekse yeni bir post girerken yaşadığım mutluluğumu gören ve bu konuda en büyük desteği veren eşim Tuğba, henüz fikir aşamasındayken bile ısrarla yüreklendiren ve açarken bizzat teknik destek veren Yusuf ve Serhat, daha ilk günden itibaren yorumlarıyla renk katan, "hiç kimse okumasa ben okurum" diye gazlayan Kemal ve beni hiç bir zaman yalnız bırakmayan Tahsin, Ender, Alperen, Selçuk, Süleyman, Adem, Naim, Engin, Eren, grkmgrsy, HoliganBros(Erdem-Burak) ve adını sayamadığım tüm dostlar hepinize ayrı ayrı teşekkürler..

Bloguma verdikleri linklerle desteklerini esirgemeyen kardeş bloglar: Extensor, Sportif Cümleler, Dar Alanda Uzun Paslar, Petit'in Yeri, Target Striker, Türk Telekom Arena, Ultras Movement, Super Mario Jardel, Jesus Almeyda, Artemio Franchi, Futbol ezilen halkların mutluluğudur, Son Vagon ve Kule Forvet... Sizlere de sonsuz teşekkürler..


ZİYARETÇİLER:



EN ÇOK OKUNANLAR:
Nice 100 postlara..

9 Kasım 2010 Salı

HAYATIMIN FİLMLERİ #46.The Pianist#


46. The Pianist (2002)
Yönetmen: Roman Polanski
Oyuncular: Adrien Brody , Thomas Kretschmann
Imdb notu: 8.5

Polonyalı piyanist Wladyslaw Szpilman'ın, II. Dünya savaşında Almanlar Polonya'yı işgal ederken yaşadığı inanılmaz zulümü anlatan filmimiz, şimdiye kadar çekilen diğer "Yahudi soykırımı" filmlerinde anlatılmayan şeyleri de anlatmasıyla onlardan büyük bir ölçüde ayrılıyor. Yahudiler’in kendi içlerinde oluşan sosyal farklılaşma, zengin ve fakir yahudilerin soykırıma giden yolda nasıl birbirlerinden ayrıldıkları, işgalden sonra Polonyalılar’ın belirli bölümünün Nazi sempatizani haline gelmeleri, hatta tam tersine Yahudi sempatizani olan Alman Nazi subaylarının da bulunduğunu gözler önüne seriyor.

Varşova'nın harabeye dönmüş halini birebir yansıtan muhteşem kareleri, Szpilman’in gözünden seyrettiğimiz çatışma sahneleri ve hepsinden daha önemlisi, Roman Polanski'nin, duygu sömürüsünü abartmadan, ortalığı kan gölüne çevirmeden, hayran olunası bir kahraman yaratmadan da 2. Dünya Savaşını anlatan bir film çekilebileceğini gösterdiği hikayesi ile her zaman aklımın bir kenarında duran şiir gibi bir film..

2002 yılında Oscar, Cannes, BAFTA ... ne kadar ödül varsa hepsini toplamıştı. Film için Adrien Brody 'nin 14 kilo vermesi ve piyano calmayi öğrenmesi enteresan notlar..

-O s..timinin Alman üniformasını niye giyiyorsun?
-Üşüyorum..

7 Kasım 2010 Pazar

LİDER DEĞİŞTİ

TRABZONSPOR:2 - GALATASARAY:0


Hagi kafasında Fenerbahçe maçının kopyasını tasarlamıştı ve düşünceleri kısmen tuttuda ama Fener maçının aksine bu kez Elano ve Misimoviç gününde değildi. Üzerine o gün yapılmayan bireysel hatalardan birini bugün Servet yapınca, mağlubiyet kaçınılmaz oldu.
Pino yine etkiliydi, Giray'ı çok zor durumlarda bıraktı ama 1-0 iken bomboş pozisyonda ıskaladığı topla beraber maçta gitti.

Şenol Güneş'e ve yarattığı takımına çok saygı duyuyorum. Adamın elinde Yattara ve Alanzinho var ama o ısrarla Burak ve Engin'i oynatıyor. Enteresan olan maksimum verimi de almayı biliyor.

Misal Engin Baytar'ı bilenler bilir adam, aynı anda hem top süren, hem küfür eden, hem de el-kol hareketleri yapabilen bir adamdır. Hafiften bir kaç tahtası eksiktir yani. Ama ben daha Trabzon'da bir vukuatını duymadım. İlk 70 dakika sahanın en kötüsüydü ama hoca Yattara'yı sokarken onu değil daha iyi oynayan Burak'ı çıkardı. Aynı Engin son 20 dakika sahanın yıldızı oldu ve iki golünde asistini yaptı. Hocanın bir bildiği varmış demekki..

Özellikle ilk golde Engin, Servet'i adeta madara etti. Rijkaard olaylarından Servet'e bilenenlere gün doğdu yani:) Yüzlerce profesyonel maça çıkmış milli bir stoper, (daha net konuşayım: Türkiye'nin en iyi stoperi) hala o pozisyonda topu kornere vurmayı bilmiyorsa, hala kendini tanımıyorsa, topu kaptırdığında Engin'den yarım metrekarede sekiz çalım yiyeceğini düşünemiyorsa, sen istersen dünyanın en iyi takımını kur, bu şekilde yenilmeye mahkumsun. Bu hepimizin problemi. Düşün şimdi sen küçükken mahalle maçlarında, büyükken halı sahada, kim en kazmaysa onu defansa koymadın mı? Altyapı hocaları, ayağına top yakışmıyor ama uzun boylu diye tüm yeteneksizleri stoper yapmıyor mu? Koskoca Türk futbolunun son 20 yılında ayağı top yapan tek stoper Gökhan Keskin olabilir mi yaa!? O yüzden Servet'e söven arkadaşlar kızmasın ama biz daha iyisini yetiştirene kadar en iyisi bu! Güreşmeye, dövüşmeye, 3-5 maçta birde kalenin içine bombaları bırakmaya devam...

Şenol hocanın yaptığı değişiklikler için söylediğim olumlu şeyleri Hagi için maalesef söyleyemeyeceğim. Çıkardığı 11'e ve sistemine bir şey diyemem ama yaptığı oyuncu değişiklikleri maçı kaybetmemize yol açtı. Cana orta sahamızdaki en dirençli isimdi, çok top kazanıyordu ama her maç gibi 60 da alındı oyundan. Yaa bu adam pille çalışmıyor ki neden illa 60 'da dışarı alınıyor! Kondüsyonu yetersizmiş.. Mustafa Sarp'ın kondüsyonu yeterlide ne oluyor bıraksan hala koşuyordu belki ama ne fayda.. İkinci yanlış tercihi ise Kewell'ı alırken Misimoviç'i çıkarmasıydı. Çıkan Misimoviç değil Elano olmalıydı.

Trabzon'dan devam edersek; Jaja da çok değişik bir futbolcu.. Bugün çok fazla top kaybetti ama kötü mü oynadı desen hayır gayet etkiliydi. Bilekleri çok yumuşak, en önemli özelliği topa çok iyi vuruyor, soğukkanlı, sakin, top ayağına yakışıyor, fiziği gereği kısa mesafede biraz hantal ama hızlandığında bir anda arayı açabiliyor. Bende Rivaldo-Necati karışımı bir tat bıraktı:) Şenol hocanın sisteminde de çok önemli bir yeri var. Zorluk derecesi yüksek deplasmanlarda Selçuk-Collman ikilisinin arkasında Ceyhun ile başlarken, kazanmak için çıktığı iç saha maçlarında ise bu ikilinin önünde Jaja ile başlıyor. Ah birde şu Teofilo'yu zaptetmeyi başarsaydı harika olacaktı. Gerçi Umut insan olmadığı için sakatlık vs. bu tip şeyler yaşamıyor ama kulübede Teofilo gibi bir silaha sahip olmayı her hoca ister. Sağ bek Serkan'ı da çok beğeniyorum bence ideal bir bek. Bugünde çok iyiydi, özellikle Kewell önünde hiç zorlanmadı.

Kanatlarda ise Engin, Burak, Alanzinho, Yattara gibi 4 önemli isme rotasyon yaptırıyor. Zayıf yerleri; sol bek Cale çok vasat ve stoperlerinin üçüde ağır.

SHREK ADAM OLUR BATUHAN OLMAZ


Batuhan yine saçmalamış. Daha "kral yapmayacaksın kral olacaksın" dangalaklığı hafızalardan silinmeden, bu sefer bizzat ağzından bu konuşmalarını dinleyince hakkındaki kanaatimin doğruluğundan iyice emin oldum.

“330 kilometre hızı gördüm. Eskişehir’den İstanbul’a 1 saat 15 dakikada gidiyorum”
“Geçenlerde bir kırmızı ışıkta durdum 63 saniye, kalp krizinden adam ölür ya. Mobese kameralara rağmen ben durmuyorum geçiyorum. Param devlete gidiyor nasıl olsa sorun yok”
"En sevdiğim kaleci Ömer Çatkıç, çünkü her maç atıyorum ona!"

SINAV SIRASI FENERBAHÇE'DE


Fenerbahçe dün Eskişehirspor'u, Gökhan Gönül ve Semih'in müthiş oyunlarıyla yenmeyi başardı ama kaybettiği "şey" 3 puandan çok öte ve aslında onu çok önemli bir sınavın eşiğine getirmiş durumda. Dünkü maçta sakatlanan Emre'nin sağ arka adalesinde yırtık var ve uzunca bir süre takımındaki yerini alamayacak. "Kilit adamların" yokluk sınavlarında Galatasaray ve Beşiktaş'ın ardından sıra şimdi Fenerbahçe'de. Bakalım onlar bu krize nasıl tepki verecek...

Her fırsatta konuştuğumuz, üç büyüklerin kağıt üzerinde zengin gözüken, şişkin kadrolarının aslında ne kadar güdük olduğu gerçeği bir kez daha karşımızda.. Üç büyük takıma da baktığımızda, üç ismin (Arda-Quaresma-Emre) takım üzerindeki etkisi inanılmaz fazla.

İlk olarak Arda'nın yokluğunda GS ve hemen ardından da Quaresma'nın yokluğunda BJK sırasıyla sınandı. Beşiktaş sınavdan tam anlamıyla "çaktı" ama şimdi rahat, çünkü sınav dönemi bitti:) Galatasaray ise zaten sözlülerde sıfırları çektiğinden, kilit adamı Arda'nın yokluğunun getirdiği yıkımı tam olarak hissedemedi. Hoca değişikliği, yeni hocanın getirdiği defansif sisteme uyum vs. derken ite kaka yürümeye çalışıyor ve ilk 2 geçer nottan sonra bu akşam yepyeni bir "kazık ders" var önünde..

Galatasaray'ın Arda'nın yokluğunda, Kewell gibi fazlasıyla yeterli bir yedeği olmasına rağmen, Rijkaard'ın geçen sene başından beri denediği hücum futbolundan aniden vazgeçmesi tesadüf değildi. Beşiktaş'ın bu ani çöküşünü hazırlayan en büyük etkenlerden biriyse Q7 'nin yedeklenmemesiydi. İyi bir yedeği olsa bile, takımın onun yokluğunda tökezleyeceği aşikarken, sakatlığında mecburiyetten komple sistem değişiklikleri arasında gidip gelen takım, ne olduğunu anlayamadan Trabzon-Manisa-Kayseri üçgeninde üstüste 3 maç kaybetti.

Fenerbahçe'nin kilit ismi ise hiç tartışmasız Emre Belözoğlu. (Geçtiğimiz yıllarda aynı şeyleri Alex için söyleyebilirdik belki ama bu sene durum böyle değil) Emre'nin birebir alternatifi olabilecek, çift yönlü oyununu tekrar edebilecek, yaptığı işleri yapabilecek bir futbolcu, sadece Fener'de değil, bizim ülkemiz sınırları içinde yok. (En yakın isim bir kaç gömlek alttan da olsa benzer işleri yapan Selçuk İnan olabilir)

Beşiktaş'ın aksine Fener'in avantajı ise bu krtik dönemdeki fikstürü.. Önündeki maçlar: Antep-Buca-Belediye-Karabük. Selçuk Şahin'de sakat olduğuna göre bu maçlarda Fener taraftarı göbekte Cristian ve Topuz'u izleyecek demektir. Allah sabır versin...

6 Kasım 2010 Cumartesi

Hababam Sınıfı



Yabancı futbolcularımızın şakalaşmaları, antremanlardaki bu mutlu halleri, takım içi uyumun sağlanması adına harika bir gelişme. Rijkaard döneminde en çok hasret kaldığımız şey; bu arkadaşlık ortamıydı.
Özellikle Elano'yu, en son dünya kupasındaki Fildişi maçında attığı golden sonra gülerken görmüştük herhalde.

Serdar Özkan bize Nobre'yi getir !!!

Arkadaş sen ne pis bir adammışsın yaa.. Ulan daha futbolcu olamadın ki, menajerlik nereden çıktı? Beşiktaş 'tan, Galatasaray'dan aldığın paralar yetmedi mi? Aç mı kaldın? Buralardan alacağın üç kuruşa mı muhtaçsın?

"TFF, Galatasaray A.Ş. futbolcusu Serdar Özkan'ı, aykırı bir biçimde menajerlik faaliyeti içinde bulunması nedeniyle, tedbirli olarak Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu'na sevk etti."

Hem Galatasaray'a futbolcu olarak hiçbir şey verme, hemde senin yüzünden Galatasaray'ımın adı böyle bir haysiyetsizliğin içinde geçsin!

Blogtaki ilk yazım Galatasaray'ın bu seneki yerli transferleriydi. Serdar için yazdıklarımı aynen kopyalıyorum:

"Geçen sene fanatik Bjk lı arkadaşlarımla yaptığımız sohbetlerde ısrarla bu adam bize gelse çok başarılı olur diyordum. Bunu söylerken güvendiğim iki şey vardı. İlki Arda ile olan arkadaşlıklarının (ve yıllarca genç milli takımlarda beraber oynamışlıklarının) ikisininde futboluna getireceğini düşündüğüm artı değerdi. İkinci güvendiğim şey ise Bjk daki ilk yıllarından aklımda yer eden aniden hızlanıp ceza sahasına dalışları ile hızlı oyunculara nispeten oldukça yüksek olan dengesi ve top tekniğiydi. Arkadaşlarım bana gülüp Serdar'dan hiçbişey olmaz 2.Zan vakası olur diyorlardı. Konuşa konuşa adamı GS a getirdim:) İlk etapta Pino ile sağ açık için forma yarışı içinde olacaklarını düşünüyorum ama bu sene kanat rotasyonundaki zaafiyet nedeniyle çok forma şansı bulacak ve oda beni mahçup etmeyecek umarım."

Mahçup etmek mi? Lig başlayalı 10 hafta oldu 10 dakika oynamamıştır.
Pino'yla rekabet etmek mi? Pino koca takımı sırtladı götürüyor, bu cahil, korsan menajerlik peşinde.
Arda ile olan arkadaşlıkları mı? İkiside haftalardır sahada yoklar ama biri tribünde Kıvanç Tatlıtuğ'la, diğeri kulübeye zor giriyor..
Ve 2.Zan vakası mı? Evet..

Şimdi istersen kalan 20 maçta 20 gol at, istersen de ismin temize çıksın yokmuş öle birşey desinler (hep öyle olmuyor mu zaten? peki Ergün'e, Tugay'a neden hiç böyle suçlamalar gelmiyor?)

Ne halin varsa gör..

4 Kasım 2010 Perşembe

TRABZONSPOR MAÇI ÖNCESİ


Hagi'nin gelişiyle çehresi değişen takımımız 3. zorlu sınavına Pazar akşamı Trabzonspor önünde çıkacak. Baros yine yok. Son haftaların kahramanı Pino'ya yine çok iş düşecek.
Hücum anlamında çok zorlandığımız son maçlarda Pino, inanılmaz sürati ve mesafe tanımayan şutları ile gerçekten ilaç oldu. Karşılıklı oynayacakları geçen haftanın yıldızı Egemen, Pino ile eşleşmelerinde çok ağır kalacaktır. Egemen, karşı karşıyalarda tek hamleli bir adam, eğer rakibi teke tekten sıyrılırsa insanlık dışı fauller yapmaktan da çekinmiyor. Maçın başlarında Pino ile bir kaç tane bu tip pozisyon yaşarlarsa, Pino'yu yıldırıp oyundan düşürebilir diye korkuyorum.

Egemen'i, Servet'e çok benzetirim. Zaten iyi bir fiziği var ama göründüğünden çok daha kuvvetlidir, hakemden biraz yüz bulursa ikili mücadelelerde rakibini futbolcu olduğuna pişman eder. Çok fazla duygularıyla hareket eder, aşırı gazdır. Bursaspor'da kaptanken takımın küme düştüğü maçtan sonra ,Okan Yılmaz ile beraber saha içinde hüngür hüngür ağlamışlığı vardır...
Muhtemelen Egemen'in yanında Mustafa Yumlu başlayacaktır. Keşke Glowacki sakatlanmasaydı, Mustafa ona göre oldukça hareketli bir adam, Glowacki-Egemen ikilisi daha çok işimize gelirdi.

Fener maçında geri dönüş sinyalleri veren Elano'dan da bu maç yine aynı çift yönlü oyunu sergilemesini bekliyoruz. Selçuk-Ceyhun-Collman'lı orta sahaya, Cana-Barış-Ayhan üçlüsü ile mücadele olarak ezilmeyiz ama bu üçlü, top kullanma olarak Elano ve Misimoviç'ten çok fazla destek alamazlarsa bu maç inanılmaz top kayıpları yaşayabiliriz.
Tahmini 11 : Ufuk-Insua-Servet-Neill-Sabri-Ayhan-Cana-Barış-Elano-Misimoviç-Pino
Tahmini sonuç: Berabere

2 Kasım 2010 Salı

HAYATIMIN FİLMLERİ #47.The Shining#


47. The Shining (1980)
Yönetmen: Stanley Kubrick
Oyuncular: Jack Nicholson, Shelley Duvall, Danny Lloyd
Imdb notu: 8.5

47. sıradaki filmim, bence sinema tarihinin “gelmiş-geçmiş-gelecek” en iyi yönetmeni olan Stanley Kubrick’in olağanüstü korku filmi The Shining.

Eğer bu listeyi benim sevgime göre değil, filmlerin iyiliğine göre yapıyor olsaydım, The Shining kesinlikle ilk 10 'da olurdu. Sinema tarihinin tartışmasız en iyi korku filmidir. (The Exorcist, onun yanında "Bir İstanbul Masalı" kalır.)

Stanley Kubrick'in, Stephen King'in aynı adlı romanından uyarladığı filmin konusu kısaca; "Başarısız bir yazar olan Jack Torrance, para kazanmak için ve ilham kaynağı olabileceğini de düşünerek, Colorado dağlarındaki Overlook Oteli’nin kış bakıcılığını üstlenmeyi ailesiyle beraber kabul eder. Otel kışın kapalı kalacağından Jack ve ailesi uzun bir süre boyunca mekanın tek misafirleri olacaklardır ve olaylar gelişir..." şeklinde özetlenebilir :)

Jack Nicholson'ın psikopatlığı özümsemiş hasta oyunculuğu ile kült haline gelmiş bir başyapıttır. Hatta "Batman (1989)" de oynadığı unutulmaz "Joker" karakteri dahil, Jack Nicholson’nın en iyi oyunculuğunu çıkardığı filmdir diyebiliriz.

Filmin sinema tarihinde yerini almış pek çok sahnesi vardır:
Çocuğun bisikletle koridorda gezme sahneleri insanı anlaşılamaz şekilde gerer.
Baltayla kapiyi kirdigi sahnede kameranin balta hizasinda ve baltayla ayni şekilde hareket etmesi unutulmazdir. "Here's Johnny" repliği efsaneleşmiştir.
"All work and no play makes jack a dull boy" cümlesi filmi izleyenlerin aklına kazınmıştır.

Sinema tarihinin en fazla çekim tekrarının yapıldığı sahne bu filmdedir. (127 tekrarla Shelly Duvall'ın bir sahnesi). Ayrıca "steadicam" 'in, (Kameramanın ağırlıklar ile dengelenmiş bir çeşit alet giysisi ile çekim yapmasını sağlayan bir sistem) bu kadar uzun süre kullanıldığı ilk filmdir. (İlk kullanımı ise "Rocky 1976" daki meşhur merdivenleri tırmanma sahnesidir)

Bir diğer ilginç ayrıntı ise Kubrick'in, Danny'yi oynayan ufakliğa, hayatında sadece bu filmde oynaması şartını koşması ve müthiş bir oyunculuk çıkaran küçük veleti sadece bu filmde görmemizdir. (Velet, film bitip de piyasaya cikana kadar, korku filminde oynadığını bile bilmiyormuş...)
Jack Torrance: "Sana bir şey yapmayacağım tatlım, sadece beynini dağıtacağım!"


Film adına söyleyebilecek olumsuz birşeyler ararsak; “redrum” muhabbetinin zorlama kaçtığını ve filmin açılış sahnesinde kameranın çekim yaptığı helikopterin gölgesinin, dağda bir kaç saniyeliğine göründüğünü söyleyebiliriz :)

1 Kasım 2010 Pazartesi

Schuster'i bilmem ama haberi uçurana kesin kafayı koymuştum!

Habertürk Gazetesi'nden Kartal Yiğit'in haberine göre;

Beşiktaş-Sivas maçı sonrası Schuster, maçta oyuna girmek için ısınırken lakayt davranan ve maç sonu da soyunma odasının önünde Sivasspor'lu oyuncularla şakalaşırken gördüğü Fatih'e “fuck off” lu bir ayar vermiş! Çıldıran Fatih de Schuster’in üzerine yürüyüp "Bana kimse küfredemez. Sen kimsin lan?” diye kafa atmak istemiş! Olayı son anda araya giren futbolcular zar zor engelleyebilmiş!

Haber aynen böyle ama şahsen ben işin "doğru mu?, değil mi?" kısmında değilim.

Fatih'i çok iyi tanıyoruz, Schuster'i de az çok biliyoruz artık. Düşünelim;

Yedek kalan Fatih Tekke, tee 80. dakikada oyuna girecekken lakayt ısınabilir mi? Isınır..
Schuster buna kızıp, maç sonunda sinkafla kaynayabilir mi? Kaynar..
Peki Fatih burnunun dibinde ona küfür eden birine (kimliğini önemsemeden) kafa atmaya çalışabilir mi? Çalışır..

Yani haberde mantıksız veya saçma hiç birşey yok... Asıl saçma olan, hiç kimsenin haberi yapan şahısa "nereden biliyorsun canım kardeşim?" diye soramaması!

Belli ki gerçekten ikili arasında bir tartışma yaşanmış ama olayın kahramanlarının dışında sadece soyunma odasındaki diğer futbolcuların bilebileceği bir şekilde, tartışmayı cümlelerine kadar yazan arkadaş, kimden duyduğunu da açıklasın da öğrenelim bakalım kimmiş bu gevşek futbolcular...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...