1 Ocak 2012 Pazar

Sinemanın kötü (!) adamları...

Uzun zamandır aklımda olan ve yazmak istediğim bir konu idi. Muhtemelen birçoğunuz da benim küçük yaşlarda herkesi döven, vurup kıran ve de kötüleri cezalandıran iyi karakterlere hayrandı. Kendi adıma diyebilirim ki; şimdilerde kötü karakterlerin performanslarıyla özel olarak ilgilenmekteyim.
2003 yılında Amerika Film Enstitüsü’nün (American Film Institute) düzenlediği ‘100 Kahraman ve 100 Kötü Adam’ anketinin sonuçları açıklandığında 100 Kötü Adam listesinin başında (açıkçası bekliyordum ve de hiç şaşırmadım) Hannibal Lecter vardı.

- Hannibal Lecter : Anthony Hopkins tarafından canlandırılan bu karakter ‘The Silence of the Lambs’ (Kuzuların Sessizliği)  filminde ki performansı ile1991 yılında En İyi Erkek Oyuncu Ödülünü kazanmıştır. İşin ilginç yanı ise Hannibal Lector filmde sadece 24 dakika gözükmektedir. Thomas Harris’in yazarken , gerçek sapık/seri katil Albert Fish’ten esinlendiğini saklamadığı yamyam kahramandır (Albert Fish ile ilgili bir kaç anektod; yediği kızın annesine okuduğumda kanımı donduran mektup göndermiş olan, dini açıdan takıntılı – İncil’de en sevdiğim kısım “onlara oğullarının, kızlarının etini yedireceğim. Canlarına susamış düşmanları onları kuşattığında sıkıntıdan birbirlerini yiyecekler” yeremya 19:9- diyen, idam kararı açıklandığında ‘elektrikli sandalyede ölmek büyük bir zevk olacak. Şimdiye dek tatmadigim tek zevk.’ demiş olan psikopat, tecavüzcü, katil).

 
Sir Anthony Hopkins – Dr.Hannibal Lecter “Annem bana herzaman farklı olanı dene demişti, sende denemelisin.”diyerek yediği eti karşısındaki ne uzatacak kadar nazik bir beyefendidir.

Bir de klasik müzik merakı vardır. Hücresinde Glenn Gould dinlemektedir. Eseri yanlış çaldığı için yan flütçüyü arkadaşlarına yedirtecek kadar prensip sahibidir. İnce zevkleri vardır, kültür abidesidir. En büyük hatası yanlış kadına aşık olmasıdır (birçoğumuzun yaptığı gibi).

- Joker: İzlemekten en keyif aldığım kötü karakterin kesinlikle Joker olduğunu söyleyebilirim (Jack Nicholson’a saygı duymakla birlikte benim Joker tercihim kesinlikle Heath Ledger’dır. Açıkçası Jack Nicholson sonrası Joker karakterini canlandırmak ciddi manada cesaret ister. İlk olarak Heath Ledger’in Joker olduğunu öğrendiğimde ağır konuşmuştum, ancak filmi izledikten sonra kesinlikle ama kesinlikle muhteşem oynadığını belirtmeliyim. Nitekim ölümünden altı ay sonra vizyona giren Batman-Kara Sövalye filmi ile Los Angeles Film Eleştirmenleri Birliği Ödülleri, 66. Altın Küre Ödülleri ve BAFTA Ödülleri’nde aday olduğu En İyi Yardımcı Aktör dalında ödül kazandı. Ayrıca 81.Akademi Ödüllerinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülünü kazandı.)


Joker’in unutulmaz repliği, yüzündeki kalıcı gülümsemeye sebep olan yara ile ilgili olarak açıklama yaparken söylediği “Why so serious?” (Niçin bu kadar ciddisin?) olmuştur. Yüzündeki yara için birden fazla açıklama yapan Joker’in açıklamalarından biri eşi için yaptığı fedakarlık (ki bence harikadır), diğeri alkolik babasının sarhoşluğudur. Kalem kaybetme numarası ve tam bir arıza olması sebebi ile ayrı bir hayranlığım vardır. Paraya önem vermeyen bir karakterdir. Nitekim bir konteyner dolusu parayı benzin döküp yakması ile olayı bitirmiştir. Diğer kötülerden farklıdır. Kaos’u sever (ilk kez bir filmde kötü karakteri desteklediğimi de itiraf etmeliyim)



Batman’a çektiği nutuk ise bence harikadır ( “…anlıyorsun ya, beni yakalayıp akıl hastanesine geri yollamanın bir önemi yok. Gordon delirdi, kendimi kanıtladım. Benim ve diğer herkesin arasında hiç bir fark olmadığını gösterdim! Hayattaki en aklı başında adamı deliliğe indirgemek için sadece tek bir kötü gün yeterli. İşte dünya benim bulunduğum yerden ancak bu kadar uzakta. Sadece tek bir kötü gün. Bir keresinde kötü bir gün geçirmiştin, haksız mıyım? Haklı olduğumu biliyorum. Kötü bir gün geçirdin ve her şey değişti. Yoksa neden uçan bir sıçan gibi giyinesin? Kötü bir gün geçirdin ve bu seni diğer herkes gibi delirtti… Sadece bunu kabul etmezsin ki! Hayatın bir anlamı varmış, tüm bu mücadelenin bir amacı varmış gibi davranmak zorundasın! Tanrım, kusmak istememe sebep oluyorsun. Demek istediğim… Senin derdin ne? Senin sen olmana ne sebep oldu? Belki kız arkadaşın mafya tarafından öldürüldü… Erkek kardeşin bir haydut tarafından doğrandı… Eminim bu tür bir şeydir, bunun gibi bir şey… Bana da bunun gibi bir şey oldu biliyor musun… Ben ne olduğundan tam olarak emin değilim. Bazen bir şekilde hatırlıyorum, bazen başka bir şekilde… Eğer bir geçmişim olacaksa, bunun çoktan seçmeli olmasını isterim! hahaha! fakat demek istediğim… demek istediğim şu ki, ben delirdim. Dünyanın ne kadar karanlık, berbat bir şaka olduğunu gördüğüm zaman bir yaban ördeği gibi delirdim! İtiraf ediyorum. sen neden edemiyorsun? Yani, sen aptal değilsin! durumun gerçekçiliğini anlamalısın. Bilgisayar ekranının başındaki bir grup gerizekalı yüzünden üçüncü dünya savaşına kaç kere yaklaştığımızı biliyor musun? Son dünya savaşını neyin tetiklediğini biliyor musun? Almanya’nın savaş borcu alacaklılarına kaç adet telgraf direği borcu olduğuna dair bir tartışma. Telgraf direkleri! hahahahaha! Hepsi bir şaka! değer verilen ve uğruna mücadele edilen her şey… Hepsi devasa, kaçıkça bir şaka! öyleyse neden komik tarafını görmüyorsun? Neden gülmüyorsun?”)..


Bir diğer replik ise; “Biliyor musun neyi fark ettim? Her şey plana göre gittiğinde kimse paniklemiyor. Plan korkunç olsa bile. Yarın basına bir çete üyesi vurulacak, bir kamyon dolusu asker havaya uçacak desem, kimse paniklemez. Çünkü plana uygun olur. Ama küçük bir belediye reisi ölecek desem, herkes kafayı yer. Biraz anarşi. Mevcut düzeni sarsınca, her şey kaosa dönüyor. Ben kaosun elçisiyim. Kaos hakkındaki önemli şeyi biliyor musun? Adildir….”

- Lex Luthor : Listelerde üst sıralarda yer almamasına rağmen benim gözümde ki en önemli kötü karakterlerden biridir. Hannibal’in karşısında FBI vardır, Joker ise Batman ile uğraşmaktadır ama Lex Luthor Superman’a kafa tutmaktadır. Bu bile başlı başına saygıyı fazlası ile haketmektedir. Kripton dışında zaafı olmayan bir süper kahramana, amiyane tabirle posta koymak, herkesin harcı değildir.


Smallville ile ilgili olarak yorum yapmayacağım ama benim Lex Luthor’um Kevin Spacey’dir.

- Darth Vader : Yıldız Savaşları’ndaki bu karakter serinin farklı filmlerinde Hayden Christensen, James Earl Jones ve David Prowse tarafından canlandırımıştır. Çoğu kişinin umurunda olmayacak bir bilgi ile başladım Darth Vader’a (Anakin Skywalker).


Jedi olarak eğitime başlayan Anakin Skywalker, Obi Wan Kenobi’nin bence yanlış tavırları ve de sevdiği kadın olan Prenses Amidala’nın hayatını kurtarabilmek için karanlık tarafa geçmiştir- geçmek zorunda kalmıştır (Obi Wan Kenobi’yi yıllarca Anakin’e davranışları sebebi ile sevememişimdir. Anakin ne yaptıysa sevdiği kadını kurtarabilmek için yapmıştır. Ben olsaydım bende yapardım). Nitekim özünde iyiliği her zaman barındırmış olan Darth Vader; Star Wars serisinin 6. filminin  -”Return of the Jedi” (Jedi’nin Dönüşü)- son sahnesinde gücün karanlık tarafını terk ederek, Yoda ve Obi-Wan ile birlikte Luke a görünür ve efsane mutlu sonla biter…

- Norman Bates : Aradan 50 yıl geçmesine rağmen Anthony Perkins tarafından sahnelenmiş Alfred Hitchcock’un kült filmi Psycho’da ki bu kötü karakter hala unutulmadı (1998 yılında Vince Vaughn tarafından canlandırılan Norman Bates bence korkunçtur. Yönetmen Gus Van Sant ise bence en kısa zamanda doktora gitmelidir. Zira bu filmi tekrar çekmeye çalışarak eleştirmenlerden hakettiği! cevabı almıştır. Filmin ilkinden tek farkı renkli olması-şaka gibi..). Bates Hotel’in sahibi olan Norman, annesinin “büyüklüğü” karşısında ezilmiş, utangaç, bir koca-küçük adamdır. Mutfak aletleriyle cinayet işlemeyi sever. Sinema tarihine 45 saniyelik duş sahnesi ile damga vurmuştur. Antohny Perkins’in tek seferde çekilmiş olan duş sahnenin çekimi sırasında sette bile bulunmadığını da ayrica belirtmeliyim..


Sloven sosyal bilimci Slavoj Zizek’e göre; Norman Bates’in evinin üst katı onun süperegosunu, giriş katı egosunu ve bodrum katı da idini simgeler. Annesinin odasının bulunduğu üst katta Norman, annesi gibi davranır, onun gibi konuşur, onunla sohbet eder. İkiye bölünmüş olan karakterinin ‘anne’ kısmını üst katta canlı tutar. Norman Bates, evin giriş katında kendisi gibi davranır. Filmin bir sahnesinde motelden ayrılıp eve gelir; kapıdan girer ve annesine bakmak için yukarı çıkmak üzereyken vazgeçer; evin giriş katındaki mutfağa gidip oturur. Her şey normaldir, Norman kendisi gibidir. Bodrum katı ise Norman’ın idini simgeler. Annesini öldürdükten sonra bodrum katındaki meyve kilerinde saklamıştır. Bodrum katını Norman’ın engellenmiş duygularının olduğu yer olarak görebiliriz.
Veeee son olarak efsanevi kahraman...

- Nuri Alço : Türk sinema tarihinin bence en başarılı kötü adamıdır. Rengarenk ipek gömlekler, çizgili takım elbiseler, yakası kalkık paltolar, beyaz atkı, yumurta topuk ayakkabılar ve elinden düşürmediği viski kadehi ile hafızalarımıza kazınmıştır.


Efsanedir, fenomendir, kelimelerin yetersiz kaldığı yerdedir. Genç kızların gazozuna ilaç atar, tecavüz eder, karşı geleni tokatlar, şantaj yapar, kezzap atar. Çeşitli metodları vardır ama sonuca ulaşma yüzdesi çok yüksektir. Gömleklerinin düğmesini dördüncü deliğe kadar açar, boynundan altın zincir, serçe parmağından ise yüzük eksik olmaz. Genç kızların korkulu rüyasıdır. Havuz başında ya da bornozlu iken dokuz kaplan gücündedir. Gittikçe artan bir hayran kitlesi vardır. Seçimlere girse birçok partiden fazla oy alabilir…:)

Yazan: Psikavukat (http://www.psikavukat.com/)

Arkadaşımın güzel yazısına ben de aşağıdaki eklemeleri yapmadan geçemezdim.                     






 

1 yorum:

  1. Darth Vader bile tam başlı başına kötü sayılmaz hayatının yarısını kahraman olarak geçiren bir kişi son anda oğlunun sayesinde yine doğru yolu buldu fakat iş işten çok geçmişti..

    Joker ise kötülüğün tanımıdır.Suçun temel brittanicası Batman'ın zıttı gibidir bu yüzden azılı düşmanı da hep Batmandır.Suç dünyasının Teslasıdır.

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...