TÜRK SİNEMASI 2010'U UĞURLARKEN... (Av mevsimi-NY'ta 5minare-Prensesin uykusu)

"Av Mevsimi"nden geliyorum... "Hayatımın Filmleri" serisine başladığımdan beri, sinemada izlediğim filmleri yazmayı bırakmıştım ama son bir ayda arka arkaya 3 tane çok kaliteli Türk filmi birden izleyince, en azından kısacada olsa fikirlerimi sizlerle paylaşmak istedim. Şuan çoğu sinemamızda üç film de aynı anda gösterimde. Bu aralar sinemaya gidecek olan ve aralarında seçim yapacak arkadaşlar için, konu/sahne vs.. değinip tadını kaçırmadan kendimce bir karşılaştırma yapmak istedim.
New York'ta Beş Minare, Prensesin Uykusu ve bugünde Av Mevsimi. Üç filmde uzun süredir merak ettiğim ve çok şey beklediğim filmlerdi.

Düşünce tarzı, hayal dünyası, anlatmak istedikleri ve onları anlatırken kullandığı dil, diyaloglara verdiği değer.. Prensesin Uykusu herşeyiyle tam bir Çağan Irmak filmi. Açıkçası vasat bulduğum Karanlıktakiler'den ardından, birde oyuncu kadrosunu görünce, yukarıda saydığım diğer filmleri kadar kaliteli bir film beklemiyordum sinemaya girerken ama karşılaştıracağımız diğer iki filme oranla çok daha etkileyici çok daha sıcak geldi bana.

Haluk Bilginer, altından kalkması çok zor olan, en ufak bir ayar kaçıklığında gülünç duruma düşebileceği rolünü, her zamanki gibi harika oynamış yine. Büyük bir para harcanmış ve filmde bir miktar para bol bulunup orasına burasına sürülmüş havası var maalesef. Yine de çatışma sahneleri, hücre evlere baskın ve toplu ibadet sahneleri insanı ister istemez avucunun içine alıyor.
Mahsun Kırmızıgül için artık rahatlıkla "kızlar kızlar gelem mi?" aşamasını çoook gerilerde bırakmış, sinemayı anlamaya başlayan ve öğrenme konusunda yetenekli bir "iyi yönetmen adayı" diyebiliriz!

Sadece 90 sonrasını bile konuşsak, Eşkıya, Gönül Yarası, Kabadayı gibi çok başarılı filmleri olan Yavuz Turgul'un böyle bir kadroyla çok daha büyük işler başarabileceğine eminim. Polisiye çekme ısrarı sanırım olayları buraya sürükledi. Cem Yılmaz'ı nasıl kullanacağına karar vermek çok önemli. Bu film için, hiçbir komedi unsuru katılmadan, salt oyuncu Cem Yılmaz'dan faydalanılmak istenmiş ve bunu kesinlikle eleştiremem. GORA ve AROG'da oyunculuk namına hiçbir şey yapmasına gerek kalmayan, Herşey Çok Güzel Olacak'ta kendini oynayan, sadece Hokkabaz'da az da olsa aslında iyi bir oyuncu olabileceğinin işaretini veren Cem Yılmaz için bu film çok büyük bir kırılma noktasıydı. Kendi adıma gördüğüm en büyük sıkıntısı ise, şivesiz ve düzgün konuşmaya çalışan bir Cem'in ses tonunun, sinema için eksik kalmasıydı. İzlerken şöyle düşündüm, aynı Cem'in, aynı oyununu, başka biri seslendirse aslında fena bir performans sergilemiyordu. İki sahne de özellikle çok başarısızdı ama izleyecekler olduğu için hangileri olduğunu söylemeyeceğim.
Beğenime göre sıralarsam:
1. Prensesin uykusu (7.4)
2. New York'ta beş minare (7.1)
3. Av mevsimi (6.8)
Av mevsimi içinde iyi diyorlar. Hatta New Yorkta 5 minare ye değil ona gidin diyorlar. (Bi gazetede okumuştum. HaberTürk olması gerek)
YanıtlaSil