27 Şubat 2012 Pazartesi

HAYATIMIN FİLMLERİ #31.Old Boy#


31. Old Boy (2003)
Yönetmen: Chan-wook Park
Oyuncular: Min-sik Choi , Ji-tae Yu ,  Hye-jeong Kang
Imdb notu: 8.4

Bir değişiklik yapıyoruz ve listemin 31. sırasındaki film olan Old Boy'un yazısı, arkadaşım Psikavukat'tan geliyor! Teşekkürler dostum, bu film bundan daha güzel anlatılamazdı.
---
Yazacağımı söylediğim ve uzun zamandır hazırlık yaptığım Old Boy konusunu sonunda paylaşabiliyorum. Bu konuda bana eşlik eden arkadaşım Renk’e teşekkürü borç bilirim. Filmi eğer izlemediyseniz önce izlemenizi sonra yazıyı okumanızı tavsiye ederim.
Filmi en kısa nasıl özetlerim diye uzun zaman kafa yorduktan sonra aşağıda ki cümle ortaya çıktı: “Psikolojik şiddet pornografisi”

Ya da Renk’in söylemi ile “Cinsel tabularla ilgili bir kâbus…”

Chan-wook Park’in yazıp yönettiği, 2004 yılı Cannes film festivalinde jüri Grand Prize ödülünü kazanmış Güney Kore filmidir. (Jürinin başkanı Quentin Tarantino idi,  aynı zamanda Nuri Bilge Ceylan da jüri üyesiydi. Altın Palmiye, Tarantino’nun tüm ısrarlarına rağmen, ne yazık ki! Fahrenheit 9/11 isimli filme verilmiştir. Jüri ödülü konusunda da adını bilmediğim diğer bir film ile eşit oyu almış, ancak başkanın oyu iki oy sayılarak eşitlik bozulmuş ve ödül Old Boy’a verilmiştir. Bence Altın Palmiyeyi kazanmalı idi.)
 Felsefe eğitimi almış yönetmenin (ki bir insan Felsefe eğitimi almışsa kesinlikle korkarım); intikam üçlemesinin ikinci filmidir Old Boy. İlk film 2002 tarihli “Boksuneun Naui Geot” (Sympathy for Mr.Vengeance), üçüncü film ise 2005 tarihli “Chinjeolhan Geumjassi” (Lady Vengeance) dir.
Üçlemenin en başarılısı olduğunu düşündüğüm Old Boy hayatımda izlediğim en huzursuz edici filmlerden bir tanesidir. Muhtemelen Tarantino bile intikam konusunun kendi Kill Bill’inden daha çarpıcı olarak Old Boy’da işlendiğini kabul edecektir.(Nitekim çok sevmeme rağmen; Kill Bill, Old Boy’un yanında -intikam konusunu temel alırsak- sönük kalmakta.) Güzel bir filmin tehlikeli bir konuyu işlemesi kötü bir filmin aynı tehlikeli konuyu işlemesinden daha tehlikelidir. Nitekim Old Boy’da bunu göz önüne sermektedir. İnsanların bilinçaltına attıkları bazı korkularını su yüzüne çıkararak izleyicinin onlarla yüzleşme yaşamasına yol açmakta…

Film ile ilgili olarak psikolojik yorumları arkadaşım Renk’e bırakıyorum. Renk‘in yorumları sonrası her zaman yaptığım gibi anekdotlara geçeceğim.

Bence film toplumsal değerlere ait konularda psikolojik çözümlemeler yapmakta. İnsanların cinsellikle ilgili tabularının korkunç bir kâbusa dönüşümünü mükemmele yakın anlatmakta. Filmin başrol karakteri Dae-oh Su pek çok sahnede kişisel eleştiriler yaparak toplumsal ve insani değerler üzerine mesajlar vermekte…

Kapalı kaldığı yıllarda yaşadığı sorguları şu cümlelerle anlatıyor filmin bir sahnesinde;
-“Kırdığım ve kavga ettiğim insanlarla ilgili bir liste hazırladım. Bu benim hem hapishane günlüğüm hem de kötü huylarımın biyografisiydi. Normal bir yaşamım olduğunu sanmıştım. Ama çok yanlışlarım varmış.”
 
Film boyunca tekrarlanan bir başka replik daha vardır gizli mesaj ileten;
-“Bir kum tanesi ya da bir taş, hiç fark etmez. İkisi de suda batar.
Bu cümle filmde öğlesine güzel işlenmiş ki… Uzak doğu insanın keskinleşmiş toplumsal kurallara bakışını, sahip çıkışını ve ceza mekanizmasını örneklerken karşısındaki hasmına ve kendisine ne denli acımasız olabileceğini inanılmaz bir kurgu içerisinde anlatmakta. Sahneler çoğu yerde nefes kesecek kadar doğal ve inandırıcı. (Özellikle Dae-oh Su’nun işlediği suça bedel olarak kendisini cezalandırdığı sahne…)
Yaşam boyu karşılaştığımız olaylara bakış açımızın ne kadar doğru olduğunu bilemeyiz elbet. Filmin son sahnelerinde bu öyle güzel vurgulanıyor ki kurgu karşısında insanın kanı donuyor.


Ve diyor ki filmin intikam meleği;
“Yanlış sorular sorarsan, doğru yanıtı bulamazsın. Doğru soru “neden woo-jin beni hapsetti?” değil “neden beni özgür bıraktı?” olmalıydı.”
Veee… İşte bütün tabuları yıkan insanların hassas karnına dokunan soru… Kimimizi kızdıran, kimimize sorgular yaşatan…
“Kız kardeşim ve ben, her şeyi bildiğimiz halde bile birbirimizi sevdik. Siz ikiniz, aynı şeyi yapabilir miydiniz?”

Ve aşağıdaki şiir filmde ki pek çok ana mesajı bir arada vermekte…
”Bazen hata yaptığını fark etmeden yapar o hatayı insan.
Fark edemez ki her şeyi…"
Bazen çok konuşur insan.
Konuştuğunu bile fark etmeden…
İnsandır, zayıftır kimi zaman işte.
Bazen hatalarının bedelini hiç ummadığı bir biçimde, çok ağır bir şekilde öder insan.
Bedel ödediğini bile fark etmeksizin…
Hata yaptığına yapacağına o kadar pişman olur ki bazen insan,
küçülür de küçülür.
Ama gene de hata yapmaya devam eder insan.
Bu hataları yüzünden yaşamının değiştiğini fark etmeksizin…
Hatta yaşamının sonlanabileceğini dahi görmeksizin…

Bir de yapılan hataları affedebilmek vardır.
Hani şu intikam duygusundan arınmak…
Ama insandır, affedemez bazen.
İntikam kin kokar.
Başa çıkamaz bu kokuyla insan…

İnsan her şeyi yapar.
En iyidir. En kötü de o’dur aynı zamanda.
Bazen bir canavardan bile daha kötü olabilir, fakat bu o’nun yaşama hakkını elinden almamalıdır… ” (şiir alıntıdır)


Renk e tekrardan çok ama çok teşekkür ederek devam ediyorum…
-Filmde inanılmaz güzel flashbackler var. Filmin sonundaki tetik sahnesinde ise bu güzel örneklemelerin en üst noktası sunulmakta.
- Filmdeki ahtapot (mürekkep balığı) yeme sahnesi için başrol oyuncusu Min-sik Choi (filmde ki adıyla Dae-oh Su) tam 4 tane mürekkep balığını yemiştir (Kore’de her yıl ortalama 8-9 kişi canlı ahtapot yerken ölmekteymiş. Bu sebeple artık ısırarak canlı ahtapot yemek yerine dilimleyerek yemeye başlamışlar. Nitekim eski stilde hayvan vantuzlarını yemek borusuna yapıştırarak ölüme sebep olmaktaymış). Bu sahne en az film kadar tartışılmıştır.
Yönetmen Chan-wook Park ödül töreninde film ekibi ve oyuncular ile birlikte 4 ahtapot’a da teşekkür etmiştir. Nitekim başrol Min-sik Choi’nin de Budist inancı gereği yediği her ahtapottan sonra çekime ara verip ruhlarına dua ettiği söylenmektedir.
- Min-sik Choi bu rol için altı haftada yaklaşık 9 kilo verip role hazırlanmış. Dublör kullanılması beklenen pek çok sahneyi de kendisi oynamıştır (Ahtapot yeme sahnesi de dahildir. Şunu yapmam, bunu oynamam diyen artistlere duyurulur).
- Dae-oh Su’nun kızının olması gereken İsveç’te ki telefon numarası; “08-6600330″ çok arandığı için kullanıcı tarafından kapatılmış ve 08-54589400 e yönlendirilmiştir. Bu numaranın da İsveç’teki Güney Kore büyükelçiliğinin numarası olduğu söylenmektedir.
- Min-sik Choi’nin, Hye-jeong Kang (Filmde ki adı Mi-do) nun kendi günlüğünü okuduğunu görüp elinden aldığı sahnede kafasını masaya çarpar. Bu sahne senaryoda yokmuş, ancak Hye-jeong kang bozuntuya vermeyip sahneye devam etmiş. Yönetmen bu sahneyi sakladığını ve kullanmaya sonradan karar verdiğini, çünkü sahnenin hem komik hem de duygusal bir değeri bulunduğunu söylemiş.
-Filmin hemen başında, karakolda geçen Min-sik Choi’nin sarhoş olduğu ve serserilik yaptığı sahne filme en son eklenen sahneymiş. Min-sik Choi sarhoş sahnelerinin çoğunda doğaçlama yapmış. Buna kızına aldığı oyuncak kanatlarla oynadığı sahne ve de woo-jin e yalvarırken ki sahne de dahildir. Hatta o sırada söylediği eski okul marşının bile doğaçlama geliştiği söylenir.
- Filmin bitiş sahnesi (karlı sahne) Yeni Zelanda’da çekilmiş. Filmin sonunda duyulan rüzgâr sesi gerçek Yeni Zelanda rüzgârı sesiymiş. Herhangi bir efekt kullanılmamış.
-Filmde ki Restaurantın adı Akira Kurusawa’ya bir nevi saygı göstermek için “Akira” yapılmış.
-Filmde yer alan büyük şiddete rağmen film boyunca sadece 7 kişi ölmüş.

- Şiddeti estetik zarafete dönüştüren ve tek plan çekim olan; ‘koridorda dövüş sahnesi’ 3 günde, 17 tekrardan sonra çekilmiş! Açıkçası ilk izlediğimde bu sahne çok dikkatimi çekmemişti hatta biraz da uzun ve abartılı bulmuştum. Ancak sinemasal değerini internette yaptığım araştırmalar sonrasında öğrendim. Bu sahnenin kesintisiz olarak tek plan çekilmiş olması ve görsel efekt kullanılmaması sahnenin çekim zorluğunu arttırmakta. Daha sonra ki izleyişlerimde bu açıdan bakınca film daha bir değerlendi. Teknik olarak neredeyse kusursuz olan bu sahne, günümüzde pek çok filmin kullandığı hızlı geçişli ruhsuz ve çirkin aksiyon sahnelerini utandıracak niteliktedir.



- Dae-oh Su Kore dilinde “”insanlarla iyi geçinen” anlamına gelmekteymiş. (Google Translate’de denedim ama karşılığı çıkmadı. Korece bilen biri de olmadığı için teyit alamadım). Yukarıda bahsetmeye çalıştığım dövüş sahnesi sonrasında elinde çekiçle yere akan kanına bakar ve “Bugün de insanlarla iyi geçinemiyorum” der. Aslında bu cümlenin esprisini bu bilgiler ışığında daha da iyi anlayabiliyoruz. (Korece bilen birini arıyorum.)
-İnternet cafe sahnesinde arkadan counter-strike ve star-craft oyunlarına ait sesler çok net olarak duyulmakta.
- Filmde birkaç yerde geçen  “Gül ve dünya seninle birlikte gülsün, ağlarsan yalnız ağlarsın” sözleri Ella Wheeler Wilcox’un ünlü şiiri Solitude’den alıntıdır. Amerikalı bayan şair (1850-1919) ölümünden 85 yıl sonra bir filmin en çarpıcı sözleri ile tüm dünyaya hitap ettiğini bilse ne hissederdi hep merak etmişimdir.


- Filmde geçen ve Woo-jin’in evinin şifresi olan;
like the gazelle from the hand of the hunter,
like the bird from the hand of the fowler,
free yourself,
(bir avcının elindeki ceylan gibi
bir şahinin elindeki kuş gibi
özgür bırak kendini)
şeklindeki İncil alıntısı,
Proverbs 6:4’te değil 6:5’te geçiyormuş. Yönetmen bu konuda bir hata olmadığını, bilerek yapılmış bir aldatmaca olduğunu söylüyormuş. (Ben inanmadım)
-yeong-wook jo filmin müziklerini yapmıştır. İnanılmaz başarılıdır ve de ek olarak;
Soundtrack listesi:
look who’s talking (1:41)
somewhere in the night (1:29)
the count of monte cristo (2:34)
jailhouse rock (1:57)
in a lonely place (3:29)
it’s alive! (2:36)
the searchers (3:29)
look back in anger (2:11)
vivaldi – four seasons (3:07)
room at the top (1:36)
cries and whispers (3:32)
out of sight (1:00)
for whom the bell tolls (2:46)
out of the past (1:25)
breathless (4:22)
the old boy (3:44)
dressed to kill (2:00)
frantic (3:28)
cul-de-sac (1:32)
kiss me deadly (3:57)
point blank (0:28)
farewell, my lovely (2:47)
the big sleep (1:34)
the last waltz (3:23)

5 yorum:

  1. bu filmi hiç duymamış ve hiç izlememiş olmayı isterdim..
    izledikten sonra filmin etkisinden kurtulabilmem resmen aylarımı almıştı !!
    Old Boydan daha iyi bir intikam filmi olacağını düşünmüyorum..

    YanıtlaSil
  2. Üstadım; yazımı paylaştığın için teşekkür ederim. Benim için büyük onurdur.. (Psikavukat)

    YanıtlaSil
  3. @7.oda: İntikam filmi deyince çoğunluğun aklına Kill Bill filan geliyor ama bence de Old Boy bu konudaki zirvedir.
    @Psikavukat: Ne demek dostum, asıl ben teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  4. Filmi henüz izledim. Senin yazını okuduktan sonra filmi sanki yeniden izler gibi oldum ve daha keyif aldım. Teşekkürler Hakan. ( Ayrıca film değişik bir kafayla yazılmış. Tarantino kafası dimi )

    YanıtlaSil
  5. @hayatvefutbol: Teşekkürler, yazıyı dostum psikavukat yazdı bu arada. Çok değişik bir kafa hem de :)

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...