30 Ekim 2011 Pazar

MUTLULUĞUN RESMİ "Kayserispor:0 - Galatasaray:2"


Gaziantepspor maçında olup bitenleri izlemeden bir tarafından sallayanların veya en azından hakemin nasıl s.çıp sıvadını gördükleri halde, kör fanatiklikten mantıklı düşünemeyenlerin sandığı gibi bir maç olmadı, olamazdı. Bugün maç öncesi olduğum kadar, bu sene hiçbir maçtan önce galibiyette emin olmamıştım. Çünkü geçen hafta 9 kişi ile haksızlığa isyan edenlerin, bu hafta eşit şartlarda savaşacağı bir rakibe, normal bir hakem yönetiminde göstereceği direnişi tahmin edebiliyordum. Eksikler yüzünden ellerini ovuşturarak bekleyenler de o ellerle bir yerlerini avuçlamak zorunda kaldılar... 

Yekta gayet iyi oynadığı bir ilk yarının ardından yerini maalesef Aydın 'a bıraktı ve gelen haberler sakatlığının ciddi olduğu, 4-5 ay sahalardan uzak kalacağı yönünde. İnşallah korkulduğu gibi olmaz yarın yapılacak resmi açıklamayı dört gözle bekliyorum. 

İlk yarı oynanan harika futbolun ardından ikinci yarı yine bir afallama sendromu yaşandı ve pas yüzdesi %65-35 'lere kadar düştü. Bunda öncelikli sebebin mecburi Yekta-Aydın değişikliği olduğunu düşünüyorum. Yekta ilk yarı sağ kanadı kontrol ettiği kadar, rakip çıkarken göbeğe de yardım ediyordu. Aydın ise ikinci yarı sanırım sıfır doğru pasla oynadı ve sağ çizgide saklanarak geçirdiği süre boyunca takımı adına tek olumlu hareket yapmadı. Aydın Yılmaz denen futbol fakirini hala üzerinde o formayla gördükçe yemin ederim midem bulanıyor artık.  

Selçuk-Elmander ikilisi zaten ilk haftadan beri çok iyiler ama özellikle son iki maçtır mükemmel oynuyorlar. Geçen hafta sahadaki tüm futbolcular ortalama 9.5 kilometre koşarken bu ikili 11 kilometreden fazla koşmuştu ve üstelik golleri de bu ikili atmıştı. Bugün de gollerde aynı isimler vardı. Hatırlayın Selçuk Galatasaray'daki ilk günlerinde, onu çok yakından takip etmeyen kesim tarafından, "beklediğim gibi değil" veya "Trabzon'daki gibi değil" diye eleştiriliyordu. İlk kez kendi takımlarında alıcı gözle izleyen, sadece ikili mücadelelerdeki itiş kakışı izlemeye alışmış gözler, dış görünüşündeki çelimsiz ifade yüzünden nasıl müthiş bir dayanıklılığı olduğunu kavrayamamıştı. Bugün ise Selçuk takımın tam anlamıyla beyni. Hiçbir İkili mücadelede yıkılmıyor, oyunun her an içinde, pas hatası çok az, daha ne olsun.. Nazar değmez inşallah...  


Maçtan sonra bir muhabir, Elmander'in maça 40 derece ateş yüzünden maça iğne ile çıktığından bahsetti. İşte geçen seneki Elano ve Misimoviç gibi ruhsuz, çıt kırıldım tiplerden veya Baros ve Kewell gibi iyi niyetli ama bir maç iyi üç maç sakat, fiziken bitik adamlardan bıkan taraftara Elmander adeta terminatör gibi geldi..


Sıra geldi maçın adamı Riera'ya... Bu cümleyi yazmayı uzun zamandır o kadar çok istiyordum ki. Bugün gerçekten çok iyiydi. Takımın tam da ihtiyacı olan hücum liderliğini üstlendi. Ayağında top tuttu, oyuna yön verdi, Selçuk'a yardım etti. 8 haftadır bu oyunu bekliyordu herkes. Artık bu formu hiç bozmadan ilk yarı sonuna kadar böyle devam etmesini istiyorum.

Semih ilk kez şans buldu ve hiç sırıtmadı. Maçtan önce Gökhan iyi ki sakatlandı da bu çocuk şans buldu diyenlerin mantıklı düşünemeyen, sapla samanı karıştıran tipler olduğunu düşünüyorum gerçi ama bu çocuk, hem Gökhan hem de Servet yokken üzerine düşen görevi fazlasıyla yaptı. 
Doğrusu Ayhan'ın ismini ilk 11 'de gördüğümde içimden bir şeyler akıp gitti. Gözümün önüne 1.80 'lik Santana ile hava topuna çıkışı, tam yarı yaşındaki (17) Okay ile beraber koşmaya çalışması, Amrabat'ın yanından kayıp giderkenki halleri vs. geldi, içim daraldı, göğsüm sıkıştı. Şükür korktuğum kadar olmadı, hatta ilk yarı Kayseri hücuma çıkarken yapılan şok preslerde Selçuk ve Yekta'ya müthiş destek verdi. Futbolcu aleminde hemen herkes Ayhan'ın çok çalışkan bir futbolcu olduğundan, herkesten fazla antreman yaptığından filan bahseder durur ya sanırım söylenenler haksız değilmiş. Zor zamanda o da Semih gibi sırasını başarıyla savdı.

Melo'nun tansiyonun yükseldiği anlarda kendini frenleyebilmesi de bu gece en çok koşuma giden şeylerin başında geliyor. Benim tanıdığım Melo normal şartlarda, o her pozisyondan sonra eli kolu durmayan Amrabat'ın kafasını kırardı. İşte "İsyan" başlıklı geçen yazımda bahsetmek istediğim tam da buydu. Sabri'yi bu yüzden çok eleştirdim, Melo bile takımının iyiliği için soğukkanlı kalabilmişken Sabri 'den de aynısını bekledim. Gerçi Sabri bu, insan bir yerden sonra istese de kızamıyor...   

1 yorum:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...