6 Eylül 2010 Pazartesi

SOUL KITCHEN # DVD Saati #

En beğendiğim Türk yönetmen olan Fatih Akın'ın kendi deyimiyle ilk komedi denemesini neden bu kadar geç izleyebildim bilmiyorum. Çok şey bekleyerek izlediğim için olabilir ama Fatih Akın filmlerine has o tadı yine almama rağmen filmi çok beğendiğimi söyleyemeyeceğim.

Fatih Akın, filmin temelini oluşturan hikayeyi henüz Duvara Karşı'yı çekmeden çok önce yazmış fakat Duvara Karşı bu şekilde patlayınca bu hikayenin onun arkasından çok basit kaçacağını düşünerek hikayeyi rafa kaldırmış. Bir diğer büyük projesi Yaşamın Kıyısında'yı çektikten sonra, artık rüştünü ispatlamış ve çokta paraya ihtiyacı olmayan bir adamın rahatlığıyla, yıllar sonra, zevk için bu filmi çekti ve yine pek çok ödül aldı. Tam da bu sebeple filmi anlatırken özellikle "küçük" diye bahsediyor. Film, yönetmenin önceki filmlerinden en fazla Im Juli'ye (Temmuzda) benziyor. Ama maalesef onun kadar iyi değil bence.

Her Fatih Akın filmindeki gibi müzikler yine özenle seçilmiş ve harikalar. İlk kez filmine (hamsiler hariç) Türkiye'den bir şeyler serpiştirmemiş diye düşünürken, Uğur Yücel'li bel çekme sahnesi gelince "hah şimdi tamam" dedim:)

Fatih Akın'ın filmlerinde belirgin özellik olan, senaryo ve kurgunun herhangi bir kaygı/amaç taşımaması, filmin sanki kendi kendine akıyormuş hissi vermesi, "film izlemiyor da camdan dışarısını seyrediyormuşsunuz" duygusu, bu filmde de kendini gösteriyor. Bu film için her türlü olumsuz eleştiri yapılabilir ama sıkıcı olduğunu kesinlikle söyleyemem.

Filmlerdeki rahat tipler aslında biraz da Fatih Akın'ın yansıması. İnanılmaz derecede rahat bir adam, çok doğal biri ve sanki sinema dışında hiçbirşey umrunda değilmiş gibi bir hali var. Hiç unutmuyorum "Im Juli"'yi yeni çektiği zamanlardı. Herhalde "sırf Almanya yetmez, git Türkiye'de de bir kaç programa çıkta filmin reklamını yap" falan diye zorla Zaga'ya çıkarmışlardı. Okan buna "filmini biraz anlatır mısın?" dedi. Gelen cevap aynen şöyle: "Bir aşk hikayesi, güzel hatunlar var, arabalar falan, yol hikayesi işte, bir Alman herif bir Türk kızına aşık oluyor, Türkiye'ye geliyorlar falan öle bişey yaa" !!:) Aynı programda birde Lara diye bir hatun var, yeni kaset çıkarmış, çıkış şarkısını söyledi, bitirdi oturdu Fatih'in yanına. Okan'da laf olsun diye Fatih'e "nasıl buldun Lara'yı?" diye sordu. Cevaba bak:"Üff bomba gibi hatun çok beğendim":)) "Şarkıyı soruyoruz lan ahahah" diye millet kopunca, "haa şarkıda iyiydi yaa" falan demişti. Bir keresinde de Nurgül Yeşilçay anlatıyordu. Yaşamın Kıyısında filminin çekimlerinde bir gece onu bir diskoya götürüp, orda kavga çıkarıp, Nurgül'ü kavganın ortasında bırakıp kaçmışlığı da varmış arkadaşın.

Biz yine filme dönersek, Birol Ünel'in varlığına rağmen ben en çok Moritz Bleibtreu'un oyunculuğunu beğendim. Fatih'in "kadrolu oyuncusu" yine çok doğal. Her rolü kendisine yakıştırmayı başarıyor ve izleyiciyide o olduğuna inandırıyor. Im Juli'deki pısırık hocada o, Chiko'daki psikopat mafya babasıda, Run Lola Run'daki beceriksiz sevgilide o, Solino'daki kompleksli abide! (Bu arada Alman filmlerini seviyorsanız Fatih Akın'ın sadece yapımcılığını üstlendiği 2008 yapımı Chiko filmini tavsiye ederim) Birol Ünel'in oyunculuğu ise nedense bana abartılı geldi.

Hatırlarsanız Issız Adam'daki esas oğlanda restaurant işletiyordu ve müzikler yine çok ön plandaydı. Sanırım yönetmenler, "dostlarla keyifli yemeklerin yendiği, sevdiği müziklerin çaldığı, duvarların sevdiği resimlerle kaplı olduğu kendi mekanının" hayalini kuran benim gibi erkeklerin kalbini çalan bu fikri kullanmaya devam edecekler.. (Koca Rocky bile boksörlüğü bıraktıktan sonra aynısını yapmamış mıydı?:)

Soul kitchen, yerken zevk aldığınız, midenize oturmayan basit ama lezzetli, hafif bir yemeğe benziyor.
Benim notum : 7.0

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...