19 Ekim 2010 Salı

Arif Erdem'i özleyenlere...


Galatasaray nasıl başarılar yaşadıysa milli takımda aynı başarıları yaşadı. Bizim jenerasyon ve bizler yaşattık. Mesela, o dönemde defansa Popescu’nun yerine Alpay, Taffarel’in yerine Rüştü monte ediliyordu. Biz öyle algılıyorduk. Nasıl Galatasaray’da üç tane yabancı oluyorsa; Hagi, Popescu, Taffarel; Milli Takım’da da öyle üç kişi monte ediliyordu. İki Avrupa Şampiyonası, bir Dünya Kupası oynadık. Şimdi sen bakabiliyor musun, Türk milli takımına?

Futbolcu topluluğu paylaşımını, kalitelerini iyi yakalamak lazım. O dönem biz gözü kapalı top oynuyorduk. Ben biliyordum ki Okan gelince sağ ayak dışıyla atacak, ben oraya koşu yapıyordum. Ben biliyordum ki Hakan Şükür nerede vuracak, oraya kesiyordum. Bu işler hakikaten uyum içerisinde, bir arada sürekli oynayınca oluyor. Hagi’nin nereye baktığı zaman nereye atacağını hepimiz çok iyi biliyorduk. Mesela biz topu kaybettiğimiz zaman, baktığında beş kişi birden basıyorduk. Adam, “Lanet olsun, aman al” diyordu.

Bizim meşhur Manchester maçı var ya, 3-3 lük maçın rövanşı, Ali Sami Yen’deki. O zaman hoca Hollman’ dı. Adalem çekiyordu. Biz atmosferi görelim diye sahaya çıktık. Tabii tur maçı olduğu için şampiyonlar ligi’ne kalacağımız ilk sene. Ben de tereddütteyim; oynar mıyım, oynamaz mıyım. Stada gelene kadar hep bu duygular içerisindeydim. Ondan sonra stadtaki o atmosferi görünce.. Herkes yan duruyor, düz dursalar sığmayacaklar. Bağırıyorlar ama nasıl.. Kaç bin kişilik Ali Sami Yen? O an otuz bin kişi vardır herhalde. O atmosferi görünce ben hemen girdim, doktora dedim ki, “Çak iğneleri!” Çünkü adale madaleyi unutuyorsun. Anormal güzeldi. O kadar güzel şeyler yaşadık ki..

Bir de benim çok üzüldüğüm bir şey oldu. O da Olimpiyat Stadı’ndaki İstanbulspor maçı. 3-0 galibiz. Ama tabii burada tepki bana değil. Bana ne tepki yapacak taraftar. Ben hiçbirine bugüne kadar hareket yapmamışım, küfür etmemmişim. 3-0 galip olduğumuz maçta ben sonradan oyuna giriyorum. Taraftar başladı, ayağıma top geliyor; uvvvvv… falan yapıyorlar. Allah Allah diyorum, bana mı? Ben de o ara Hasan Şaş’a attım ki, Hasan Şaş on dakika oynamadan topu vermez. Ben o uğultuyu duyunca Hasan Şaş’a attım, bana tekrar geri attı düşünebiliyor musunuz? Hasan Şaş yani topa 3- 4 defa dokunmadan bırakmaz. Bana tekte atıyor geri topu...

2002’deki Yozgat’la oynadığımız ligin son maçını da unutamam! Gol kralı olduğum.. Lucescu maça çıkmadan “Golü bulalım, sonra da Arif’e oynayalım” dedi. Maça çıktık. Bir baktım herkes kendi vuruyor. Ben de bir o tarafa bir bu tarafa koşuyorum ki gol atayım, gol krallığını alayım. Devre arası bir girdim, bir sinirlendim, “Kimse bana oynamasın, herkes kendine oynasın”, dedim. “Bırakın, hiç kimse bana oynamayacak, pozisyon gereği neyse o olacak” dedim. 1-0 mı 2-0 mı ne, galiptik. İkinci yarı çıktık. Allah’tan Ergün beni besledi de iki gol attım, eşitledim. Bir tane de kaleci çataldan çıkarmıştı. Son dakika bir top kesti Ergün. Topu tutayım mı, vurayım mı.. Ama böyle bitmişim. Topu sağ ayağımla mı tutayım, sol ayağımla mı vurayım?. Bitmişim, bacaklarım tutmadı. Topa vuramadım, son dakika.

Uefa Kupası finalindeki Fatih Hoca’yla olan anım da çok konuşulur, kaçırdığım gol yani.
Maça çıkıyoruz o gün, hep televizyondan izlediğimiz için finalleri, kendimizce konuşuyoruz tabi, vay anasını biz finale çıkıyoruz falan.. Gecesi çok enteresandı. Biz Okan’la kalıyorduk. Yıllarca hep beraber kaldık. Gece iki buçuk, üç. Uyuyamıyorsun tabi; ertesi gün maç var, heyecan var, Türkiye’de hayat duruyor falan. Kapı çaldı. Hoca gelmiş! “Uyumuyorsunuz, değil mi?” dedi. “Yok hocam, yatıyorduk şimdi. Saat 2 buçuk”. “Hadi oradan biliyorum uyumadığınızı” dedi. Geldi, 45 dakika falan oturdu. Bizi dolduruyor tabi. Biz muhabbet ediyoruz ama meğerse dolduruyormuş. Bir gitti, ben neredeyse Okan’a atlayacağım. Okan bana çift dalacak. Yani o kadar dolmuşuz. Neyse maça çıktık. Maça çıkarken de Henry sakızıyla balon yapıyor, bir şeyler yapıyor. Ben de “Are you crazy?” dedim. Adam bana bakıyor, gülüyor falan. O kadar alaycı bakıyorlar ki bize. Nasılsa biz bunlara 3-4 atarız, giderler, der gibi. Maça çıktık. Taa ki o lanet olası pozisyon gelene kadar..Ben ilk önce ofsayta düşmeyeyim diye geri geri geldim. Kaçtım mı kaçamadım mı kafamda tam çözemedim çünkü ofsayt zannettim. Akabinde pozisyonu öyle hemen alayım vurayım dedim ki bir an önce gol olsun, o aşkla şevkle saldırayım yani. Tabi acele edince golü kaçırdım. Golü kaçırdım, yere yattım. İçimden neler geçiyor. Allah, dedim. Bir de kaybedersek, beni oyarlar. Neyse devre oldu. Bir karanlık bana doğru geliyor? Saydırıyor. Ben yan tarafa kaçıyorum, üstüme doğru geliyor. “Senin sol ayağın mı var? Ulan niye vuruyorsun orada?”. “Ne yapayım ya, hocam” dedim. Ben istemez miyim, golü atmak. Onu atsam adamlar üç yapardı gerçi bizi. Her şeyde bir hayır var.


Şu anki aklım olsa Real Sociedad’ta daha fazla kalmak isterdim, ya da hiç gitmezdim. Şu var, evli olsaydım asla dönmezdim. Çünkü futbol adına orası anormal güzel bir yer. Rahatsın, hiç kimseye bir tepki yok. 6-0 Barcelona mağlubiyetimiz var. En çok topa vuran bendim, 6 defa başlama vuruşu yaptım! Başka da topa değmedim zaten. 6-0 bir çıktık; adamlar şen şakrak, “no problem..” falan diyorlar. Biz burada 1-0 mağlup oluyoruz. Oooo.. Orada futbola spor gözüyle bakılıyor. Bir anım var, mesela. Bir gün maça gidiyorum ben, bizimkiler de burada Ali Sami Yen’e maça gidiyor. Suat, Okan, Emre, ben telefonda konuşuyoruz. Ben otobüsteyim, bunlar da otobüste. Bu fırlamalar takımın çok kötü olduğunu falan biliyorlar bir de alışamadığımı. “Hadi, bir devre oyna da gel” dediler. Yemin ediyorum; 2-1 galibiz. Penaltıdan ben bir gol attım. Bir tane arkadaş da frikikten gol attı. 40. dakika resmen sicim yağıyor, bardaktan boşalırcasına. Top gitmez oldu. 45. dakikada tatil oldu maç? Dönüşüm de o oldu benim. O gün gittim, bir daha da dönmedim zaten.

Antrenörlük, teknik heyetlik çok zor. Bu işte en güzel futbolculukmuş. Sırf kendinden sorumlusun. Şimdi geliyorsun yirmi beş tane adamla uğraşıyorsun. Oynatsan problem, oynatmasan problem. Bir de ben futbolcuların ne düşündüğünü beş dakika önceden biliyorum, yürüyüşünden anlıyorum adamı. Bakışından, duruşundan anlıyorsun adamı. İnsanla uğraşmak kadar zor bir şey yokmuş. Şimdi ben hak veriyorum antrenörlerimize. Yapar mıyım, bilmiyorum. Şu an tam karar vermiş değilim.

Manchester’a attığım hatırlanır hep ama benim en keyif alığım gol; Rosenborg maçında attığım gol. 18 içinde vurur gibi yaptım. Lap bacak arasını bıraktım. Kaleci çıktı, kaleciyi dipledim, gol oldu. Baktığınız zaman güzel gollerimden bir tanesi de Bursa golü, solla attığım..

Fatih Terim döneminde sürekli oyundan ilk çıkan futbolcu oluyordum. Dakikalar yetmişi gösterirken tabela kalkar ve oyundan çıkardım. Bir maça başladık ve ilk yarıda iki gol attım, maç koptu. Sahanın içinde Okan, Suat gibi oyuncularla ilk kim çıkacak muhabbetine başladık ve iddiaya girdik, oyundan ilk çıkan diğerlerine yemek ısmarlayacak yahut bir şeyler alacak...
İki gol attığım için bu sefer ilk ben çıkmam diye düşünüyorum derken dakika yetmişe geliyor ve tabela kalkıyor, oyundan çıkıyorum. Oyundan çıkarken Okan-Suat falan gülüyor, benim suratım bir karış. Fatih hoca yüzümü görünce; oğlum niye trip yapıyorsun? diye sordu, hocam öbür maçları anladım da bu maçta iki gol attım erkenden çıkarmazsın sanıyordum, diye cevap verdim. Fatih hoca; " evladım, Suat işaret etti, hocam Arif sakatlandı, ağrısı var dedi, ondan değiştirdim..." orada bile yemişler beni..."

2 yorum:

  1. Süper ötesi yahu.. İnsan o anları hissediyor sanki.. Okumaya doymazsın ya hani..
    Galatasaraylılık ruhu böyle işte..
    Hey gidi günler hey..

    YanıtlaSil
  2. super, Suat'ın çakallıgına da bayıldım

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...